“Mutlu olmaya çalışmak, uzun boylu olmaya çalışmaya benzer” demişler.

Oysa biz, sabah akşam mutluluğun peşinde koşuyor, mutsuz olmaktan dem vuruyoruz. Mutluluk kavramını yozlaştırıp, kırmızı kalpler, gülen emojiler, pırlanta yüzükler, terfiler kısaca beklentiler zincirinin ucuna asılı bir mücevhere dönüştürüyoruz.

Yukarıdaki alıntıyı yazınca Facebook’tan bir takipçim altına yorum yazmış: Akışa bırakılınca olunuyor değil mi? diye.

Akışta olunca mutlu mu oluyoruz gerçekten, yoksa huzurlu mu?

İşte bu konu, dün ve bugünümü kaplayan, kimilerinin tefekkür, kimilerinin üstüne düşünme dedikleri eylemimdi.

Facebookta takipçime cevaben şunları yazdım: Mutluluk sürekli değildir. Sadece mutlu anlarımız vardır. Ve o anlar da evet, akışta kaldığımız zaman yaşanır.

Gün içindeki küçük küçük parlayan mutluluk anları; Birinin bize en sevdiğimiz çiçeği vermesi mutlu eder mesela, ya da ilk kez denediğimiz çorbanın lezzetinin yerinde olması. Ne zamandır aklımızda olan çekmece temizliği belki, tam onu düşündüğümüz anda en yakın arkadaşımızın bizi araması.

Peki ya olmazsa, yani aranmazsak, çiçek verilmezse ya da çorba taşarsa ne olacak? Yıkılacak mıyız, mutsuz mu hissedeceğiz?

Yine döndük aynı tespite; dışarıdan beklenen, aslında beklenen her şey mutsuzluğa davetiyedir. Çünkü olma ihtimali kadar, olmama ihtimali de vardır ve hayatımızı dış dünyada kontrolümüz dışında gerçekleşen olaylara bağlı kılamayız. Hele de karmaşık bir yapıya sahip insanlara.

Öyle ya, duygusu ayrı, düşüncesi ayrı, tecrübesi ayrı, kendi yaraları ayrı, aileden gelen yaraları ayrı insanların tepkileri de hiç de bizim istediğimiz şekilde gerçekleşmeyebilir.

O zaman ne yapacağız? Mutlu olmak hakkımız değil mi? Elbette hakkımız ama derdimiz gücümüz olmaktan çıkartıldığında, hediye gibi geldiğinde güzel.

Aslında dingin, huzurlu birine rastlarsanız onu izleyin derim. O kişi hiç de mutlu olmak için adeta kendini yırtmaz çünkü. Beklentilerini ayakkabı gibi dışarıda bırakmıştır evinin. Mutluluk kapısını çalarsa açar, mutsuzlukla işi olmaz.

Siz onu tepkisiz sanırsınız, o fırtınalardan, patlayan yanar dağlardan, kabarıp kabarıp taşan dalgalardan geçmiş, sakin toprağın üstüne kurulmuştur. Bilir bütün çalkantıları da, onun içine düşmez artık. Huzurludur yani.

İşte o nedenle de mutluluğun peşinde koşup, kan ter içinde, nefes nefese kalacağımıza, huzurun saran sarmalayan bahçesine adım atalım daha iyi.

Kolay mı o bahçeye girmek? Biz de geçeceğiz o fırtınalardan, sellerden, depremlerden sonra belki yolu bulacağız. Anlık mutluluklardan, sonsuz huzura kavuşacağız.

Olmaz mı?

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top