Yaşam boyunca yaşadığımız en büyük çelişki, ne istediğimizi bildiğimiz halde, bunu gerçekleştirmek için atılması gereken adımları atacak enerjiyi, gücü, cesareti içimizde bulamamamız bence.

Şunu yapmak istiyorum, şuraya gitmek istiyorum, mutlu olmak istiyorum, sağlıklı olmak istiyorum, vs vs vs… Ama bunun olması için yapmam gereken şeyleri yapmak istemiyorum! Neden? Çünkü çok yorucu, çünkü vaktim yok, çünkü onları yaparken güzel bir sürü şeyi kaçırabilirim, çünkü param yok… Mesela… Sağlıklı ve olabildiğince uzun yaşamak istiyorum… Ama hiç sağlıklı beslenmiyorsun, fiziksel bir aktivite yapmıyorsun, sigara içiyorsun, alkol kullanıyorsun! Nasıl olacak bu?

Şöyle olacak:

  1. “Amannnn, atın ölümü arpadan olsun canım” diyerek,
  2. “Fiziksel aktiviteler bana uygun değil, ben keyif insanıyım” diyerek,
  3. “Ben sigaranın bana zarar verdiğini düşünmüyorum, inanmadığım bir şey bana zarar vermez ki” masalının arkasına saklanarak,
  4. “Ben mi alkol alıyorum, sadece sosyal içiciyim” cümle kalıbını çok iyi benimseyerek,
  5. “Üç gün yatak, dördüncü gün toprak” diye dua ederek,
  6. Ve daha bir sürü yaratıcı fikir, dua üreterek.

Şimdi tanıyanlar “canım sen de, sanki hiçbirini yapmadın bunların” diyebilir. Elbette yaptım, lakin hep bir isteğim vardı bir gün başarmak için ve sadece isteyen ama öylece oturup bekleyen birisi olmak yerine, vakit daha geç olmadan, kervan geçerken geri kalmamak için ayağa kalktım, enerjimi topladım, gücümün farkına vardım ve cesurca bir hamle yaptım. Önce yogaya başladım, sonra yoga sigarayı hayatımdan çıkardı, sonra baktım bazı şeyler yavaş yavaş çabasız bir şekilde hayatımda azalırken, bazı şeyler artıyor, denge kendiliğinden oluşuyor.

Geç kalmamak gerekiyor hayata. İnanın at arpadan ölmüyor, üç gün yatıp sonra ebedi istirahate geçilmiyor, ömür sen vazgeçtin yaşamaktan diye bitmiyor. Bedenler yaşlanınca insan fark ediyor; yürümenin, dolaşmanın, kimseye ihtiyacın olmadan ayakta durabilmenin ne kadar önemli olduğunu. Sana zarar vermeyeceğini düşündüğün bağımlılıkların evet belki kanser olmayacağına inandığın için seni kanser yapmıyor ama başka şeylere sebep oluyor, ister inan ister inanma. Mesela zamanla damarların tıkanıyor, nefes problemlerin oluyor, bacakların tutmuyor, bakıma muhtaç kalıyorsun. Şimdi diyebilirsin ki yine; “ooooo tüm bunlar kim bilir kaç yaşından sonra olacak şeyler”. Peki öyle olsun, kaç yaşında olsun mesela, seksen, doksan? O yaşta bir gün bile birisine muhtaç olmak ne demek bilemezsin. Burnunu kaşıyamamak, elini saçına götürememek, istediğin TV kanalını açamamak hatta kim bilir konuşamadığın için birisine bile söyleyememek.

Tüm bunları nereden mi biliyorum? İzliyorum şu anda kendi babamı, gizli gizli göz yaşlarım akarken, isyan etmeden izliyorum. Bu hikayenin bana ve tüm aileme ne öğrettiğini anlamaya çalışıyorum. İnanın insanın en çok yaşlandığında ihtiyacı var beden sağlığına. Burnuna, kaşına, saçına götürebiliyorsan parmaklarını, yemeğini kendin yiyebiliyor, yutabiliyorsan kolaylıkla, kendi başına kalkıp oturabiliyorsan, yatabiliyorsan ve çabasız nefes alabiliyorsan ne kadar mutlusun, ne çok şükredecek şeyin var demektir. Tüm bunları fark edip izlerken, bir evlat olarak babamızın rahatını sağlamaya çalışmaktan başka bir şey gelmiyor elden. Tabi bir de öğrenmem gereken ne varsa öğrenmek ve babacığımın daha fazla yorulmaması için dua etmek dışında.

Lütfen bedenine, ruhuna, aklına iyi bak ve üşenme, erteleme, korkma… Şimdi harekete geç. Daha çok yaş almadan, geç olmadan.

Aşk olsun…

 

SİTEDE ARA

Go to top