Aynı anda birden fazla şeyi yapabilmek çocukluğumuzdan beri bize maharetmiş gibi gösterildi ve zaman içinde hayatlarımızın hayran olduğumuz bir parçası oldu…

“Canım hem yemek yiyip hem anlatamıyor musun?”, “Gözüm filmdeyken, örgü örebiliyorum.”, “Yürüyüş yaparken müzik dinle, çok daha keyifli”, “Okumayı o kadar seviyorum ki, yemek yaparken kitap okuyabiliyorum.” gibi bir sürü şey sıralanabilir gündelik hayatımızla ilgili olarak. Şimdi sizi tebrik edeceğimizi düşünüyorsanız, yanıldınız. Neden mi? Bakın bir zen hikayesi bunu nasıl anlatıyor.

Ustasını ziyaret etmek için evine giden öğrenci onu yemek yaparken görür ve şöyle der; “Ustam… Aydınlanmadan önce neler yapardınız?”

Usta cevap verir: “Yemek yapardım, yemek yerdim, bulaşık yıkardım.”

“Peki ustam şimdi ne yapıyorsunuz?”

Usta tekrar cevap verir: “Yemek yapıyorum, yemek yiyorum, bulaşık yıkıyorum.”

“İyi de ustam, o zaman ikisi arasında bir fark yok ki.”

Usta şöyle der: “Olmaz olur mu… Şimdi yemek yaparken sadece yemek yapıyorum, yemek yerken sadece yemek yiyorum, bulaşık yıkarken sadece bulaşık yıkıyorum.”

Ne yapıyorsan sadece onu yapmak! Zor olan aynı anda pek çok şeyi yapabilme becerisine sahip olmak değil, zor olan ne yapıyorsak sadece onu yapıyor olmak. Bunu tercih etmiyoruz, çünkü aynı anda birden fazla şeyle uğraştığımızda zihinlerimiz sürekli olarak çalışıyor, dışarıda devam eden faaliyet, içeride de devam ediyor, beden hareket halindeyken zihin de sürekli hareket halinde oluyor ve bedenen hiç durmadığın için kendinle baş başa kalamıyor, iç dünyanla yüzleşemiyorsun. Sürekli olarak birden çok şeyle ilgilenebilme becerisi geliştiren bir sürü insan, bunu bir yaşam biçimi haline getiriyor, durmak istemiyor çünkü durduğunda tek duyacağı ses kendi iç sesi, tek karşısına çıkacak kendi iç dünyası olacak. Görmezden geldiği, üzerine konuşmak, çözmek istemediği ve sürekli üstünü kapattığı şeyler ile karşı karşıya kalacak.

Hareketli meditasyonlarda ilk önce sürekli bedeni hareket ettirip, sonrasında aniden durmamızın sebebi bu. O aniden duruş, bir anda her şeyi durduruyor. Sen durunca zihnin de duruyor, her şey sabitleniyor ve birkaç dakikanın ardından kendinle yüzleşmeye başlıyorsun. Üstünü örttüğün her şey görünür olma çabasında olduğundan, durduğun anda azar azar gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Eğer kaçmaz ve tüm dikkatini onlara yöneltir, olana izin verirsen görmezlikten geldiğin şeyler birer birer çözülebilir, boğazına takılanlar eriyebilir, göğsünü sıkıştıranlar uçup gidebilir…

Yogada da buna benzer anlar yaşanıyor. Öne eğildiğimiz ve içimize döndüğümüz asanalarda, eğer nefesi takip etmeye devam edersek zihinden çıkıyoruz, düşünceler kayboluyor ve o andan sonra tıpkı yoganın dediği “senin gözlerin ters takılmış, içeriye bakması gerekirken dışarıya bakıyor” sözünün büyüsü yaşanmaya başlıyor. Burada da endişe ve paniğe kapılmadan, asananın içinde kalmaya devam edebilirsen, kendini keşfedebilir, dışarıya çıkması gereken ne varsa çıkmasına izin verebilir ve pek çok travmadan özgürleşebilirsin.

Durabilmek insanı hafifletiyor. Yalnızca tek bir şeyle ilgilenmek tüm dikkatini yaptığın şeye vermene ve her ne yapıyorsan onu tüm varlığınla birlikte yüzde yüz olduğun anda ve olduğun yerde olarak yapmanı sağlıyor. “Şimdi ve Burada” dediğimiz şey tam da bu işte…O yüzden bir film izliyorsan sadece film izle, yürüyorsan sadece yürü müzik kendiliğinden sana gelecektir, yemek yapıyorsan sadece yemek yap kokusunu çek içine, örgü örüyorsan tüm dikkatini ona vererek ör, yemek yerken tadına vara vara sadece yemek ye; tüm bunları yapabildiğinde bunların bir çeşit meditasyon olduğunu keşfedeceksin.

Ancak tek bir şeyle meşgul olabilmeyi, durabilmeyi, durduğun anda olanın olmasına izin vermeyi başarabildiğinde; içine dönebilir, içerde olana kulak verebilir ve kendini iyileştirebilirsin. Tüm bunlar olduğunda da tek noktaya odaklı farkındalık geliştirme becerisi kazanır, artık oturabilir ve tam anlamı ile meditasyon için hazır hale gelirsin…

Aşk olsun.

SİTEDE ARA

Go to top