Nereden başlayacağımı bilemediğim bir konu takıldı yine aklıma. Her şeyi nasıl da yanlış anladığımız konusu...

İyi niyetimizden hiç şüphem yok, tabii ki hepimiz hayatı kavramak, renkli görmek, zevkli yaşamak istiyoruz. Fakat sanırım yöntem bilmiyoruz. Aslında olanları olduğu gibi anlayabilsek hayat çok daha güzel ve sorunsuz geçecek, ikili ilişkiler çok daha samimi olacak. Toplum (toplumu oluşturan bireyler) biraz daha egosunu aşağı indirse ve "ben" yerine "biz" diyebilse hasetlikler ortadan kalkacak, güzellikler artacak. Ama bunların hepsinin olabilmesi için gerçek bir anlayışa sahip olmak gerekiyor, gerçek bir anlayış da her zaman her yerde bulunmuyor.  

İnsan bir olaya ya da olguya bakarken hayatında 5 aşamadan geçiyor: 

  1. Yanlış anlamak

Bu aşamada her şey karşımıza bizim bildiğimiz yerden çıkıyor gibi gelir. Her olayı anlarız, bilmeden yorum yapabiliriz, “leb demeden leblebi” deriz adeta. Bakın "yanlış" da olsa anlamak vardır içinde. Dolayısıyla anladığımızı zannederiz ve konuyu zihnimizde kapatırız. Bir daha o dosyayı açmadığımız için asla ilerleyemeyiz. Bildiğini zanneden birine bir şey öğretemezsiniz çünkü. Biliyordur, yanlış da olsa biliyordur. Genelleyecek olursak, olayların %70ini bu aşamada bırakırız, defteri kapatırız, gözlerimizi kapatırız. 

  1. Hiçbir şey anlamamak

Bu aşamada kişi ön yargılarını kırmıştır, hiçbir şey anlamamaktadır, fakat en azından anlamak için bir olasılık vardır. Nötrdür, bilgiye açıktır, “biliyorum” diye kendini kapatmaz. Dolayısıyla yeni bakış açıları geliştirmeye müsaittir. Buraya da genelde %15 kadar gelebiliriz. Gözlerimizi aralamış durumdayızdır. 

  1. Anlamak

Bu aşamada kişi kendi bilgi birikimi ve kişiliği çerçevesinde olayı anlar. Detayları görebilir, farklı açıları fark edebilir. Olayı değerlendirir, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış diye
yüzlerce dualite içinde olguyu ayırt eder. Gözleri ve zihni açıktır. Üç boyutlu bir düzlemde, beden-zihin düzleminde anlayış gerçekleşir. Yaşadıklarımızdan gerçekten anladığımız olay yüzdesi ise 10'u aşmaz. Fakat zihin düzleminde gerçekleşen anlayış her şeyin sonu değildir. 

  1. İdrak etmek

Bu aşama anlayışın üzerindedir ve ancak dört boyutlu bir evrende gerçekleşebilir. Burada kişi; kişiliğini, bilgi birikimini ve en önemlisi kendim zannettiği zihnini bırakarak bir idrak seviyesine ulaşabilir. Bir olayı anlamakla idrak etmek arasında öyle büyük bir fark vardır ki kişiye boyut atlatır. Gözle veya zihinle anlaşılabilecek bir şey değildir artık olay. İdrak için gönül gözünü açmak gerekir. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış yoktur bu düzlemde. Her şey ilahtan gelir, her şey ilahidir. Bu aşamaya insan, hayatında %1 ila %5 arasında ulaşabilir. Bir olayı idrak etmek aylar, yıllar hatta hayatlar boyu sürebilir. Öyle kolay değildir, fakat idrak halinde kişinin hissettiği huzur paha biçilmezdir, çünkü her şeyin Hakk'tan geldiğini kabul eder ve "eyvallah" demeyi öğrenir. 

  1. Hayatına geçirmek

İşte en zoru bu aşamadır. Herkesin yüzlerce ideolojisi vardır, yüzlerce fikre sahiptir ve olaylar karşısında yüzlerce önyargı oluşturmuştur, kesin hükümlere varmıştır. Ancak yeni bir şeyi idrak etmek ve hayatına geçirmek öyle kolay değildir. Öncelikle ilk 4 aşamayı geçip idrak seviyesine ulaşması gerekir. Diyelim ki ulaştı. Şimdi idrak ettiği gerçeği hayatına geçirebilmesi için sevgi, şefkat ve cesaret gereklidir. Örneğin, bir kimse hakkında tamamen yanlış değerlendirme yaptığını idrak eden kişinin, bunu düzeltmek için sadece düşüncelerini değiştirmesi yeterli değildir. O güne kadar o kimseye bir yanlışı olduysa bunun telafisini yapabilecek ya da özrünü dileyebilecek kadar alçak gönüllü, bundan sonra o kimseye iyi davranışta bulunabilecek kadar sevgi dolu ve gerekirse onun için savaşacak kadar cesur olması kaçınılmazdır. Yani demem o ki, "Ahmet de iyi bir insanmış bak görüyor musun, bugüne kadar nasıl da yanlış değerlendirmişim onu? Neyse artık... " deyip, işin içinden çıkarsak hayatımızda pek de bir şeyleri değiştirmiş olmayız. Ruhsal iyileşme insanın kendisini mağaraya kapatıp sadece inziva yapması demek değildir. Dağda, herkes erer. Önemli olan bu hayatın içinde eksik yönlerimizi fark etmek ve ilerlemektir. Zor olan, halihazırda devam eden hayatımızın içinde ermektir.

Herkesin ahirete cehennem odununu buradan götürdüğü rivayet edilir. Zihnimiz cehennemimiz ve düşüncelerimiz ise odunlarımızdır. Onları taşıyıp taşımamak bizim seçimimizdir.

Huzur dolu günlerde; sevgi, şefkat ve cesaretin bize yardımcı olması dileklerimle, sevgiyle kalın...

SİTEDE ARA

Go to top