Grammy “Vokalist Eşliğinde En İyi Enstrümantal Aranjman” ödüllü Amerikalı sanatçı Christopher Tin, Yunus Emre’nin “Haktan Gelen Şerbeti” şiirini besteledi, dinlediniz mi bilmiyorum? 

Dinlemediyseniz şimdi paylaşacağım linkten dinletiyi dinleyin ve yazımı okumaya öyle devam edin derim, eğer dinleyenleriniz varsa da onlar şu anda linki tıkladı ve tekrar dinliyor eminim… https://youtu.be/iq9tQpneMrc

……….

Şimdi soruyorum size; Aşk’ın dili, dini, mezhebi olur mu? Aşık olmak için hangi dinden, hangi milletten olmak gerekir ki? Yunus’u anlamak için kim olmak lazım? Söyleyen canların yüzlerindeki ifadelere dikkat etmişsinizdir diye düşünüyorum. “Elhamdülillah” (tanrıya şükürler olsun) derken yaşadıkları coşku nasıl da belli. Hangi dinden olursa olsun, bilmediği bir dilde bile şükretmenin huzuru her insana aynı tarifsiz mutluluğu hissettiriyor anlaşıldığı üzere.

Bugün dünyada sırf inancından dolayı acı çektirilen, öldürülen, işkence edilen insanlar hatta toplumlar var. İçinde sevgi olan bir insanın bunu yapabilmesi mümkün mü? Kalbinde merhameti olan hangi insan kendisi gibi olmayan bir başka insana zarar verebilir? Veremez, vermez, aklından bile geçirmez. Sevgi birisine zarar vermenizi engelleyen bir duygu ise Aşk neler yapmaz ki bir düşünün. Aşk’ın bir dini yok, bir milliyeti yok. O yüzden Yunus’un şiirini seslendirirken kalpleri Aşk ile titriyor söyleyenlerin.

Bahsettiğim bu dinleti bana ulaştığında tüylerim diken diken oldu. Kendi adıma çok gururlandım ancak itiraf etmeliyim ki biraz da hüzünlendim, “sahip çıkmadığımız, bu topraklarda büyüyüp yeşermiş değerlerimiz bir gün her şey gibi kıymetini bilenler tarafından sahiplenilecek, bize dışarıdan gelecek; işte o zaman merak edecek bu toprağın insanları Hz. Pir Mevlana’yı, Anadolu Aşıkları Yunus’u, Hacı Bektaş’ı, Aşık Veysel’i, Karacaoğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı ve daha nicelerini” diye. Öyle değil mi; acaba bu topraklarda yaşayan kaç kişi Yunus’un bu şiirini daha önce duydu, dinletilerini dinleyip söyledi. Kaç kişi Yunus Emre’yi merak edip okudu, hayatını araştırdı? Bugün dünya Hz. Mevlana’ya kucak açıp, koşarak Konya’ya gelip, şiirlerini İngilizceye, İtalyancaya çevirirken, Konya’da bile Hz. Mevlana’nın kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan, sadece “büyük bir zat” diye geçiştiren insanlar gördüm. Bunları düşününce hüzünlenmemek elde değil elbette ama aynı anda bir umut ile doldu yüreğim, gözlerim parladı ve bakın aklıma ne geldi…

Aşk’ın dili, dini, milliyeti yok. Aşk onu anlayan, hisseden, onun kıymetini bilenlerce yaşanabilir, anlatılabilir ve nesilden nesile aktarılabilir. Aşk tüm milletlerin ve dinlerin ötesinde, çok üstünde bir titreşim. Herkesi kucaklayabilir ve frekansı tüm dünyaya yayılabilir. Anadolu topraklarında köklenen Aşk’ın, tüm dünyaya yayılma zamanı neden şimdi olmasın. Neden aşıklarımızın şiirleri dünyanın her köşesine ulaşmasın? Neden bunu yapan biz olmayalım? Dünyamıza bunu borçluyuz, Aşk’ı anlatmaya, Âşık olup Aşk olmaya mecburuz.

Sevmekten başka çaremiz yok, tıpkı Yunus’un şu şiirinde anlattığı gibi. 

“Her nereye döner isem aşk iledir işim benim

Odur gönlümde teşvişim hem aşktır yoldaşım benim

Aşksızlara göynür özüm onunçün fâşolur razım

Görüceğiz âşıkları kaynar içi dışım benim

Bu aşk bize rahmânidir hem canımızın canıdır

Onun için şeytan ile her dem bu savaşım benim

Benim canım bir kuştur kim gövdem onun kafesidir

Dosttan haber geliceğiz bir gün uçar kuşum benim

Geldim dünyayı seyrettim ye bugün ye yarın gittim

Ben bunda eğlenemezsem bunda bitmez işim benim

Yunus aydır ben âşıkım hem âşıkım hem sâdıkım

Bu ayrık âşıklar gibi yoktur arayişim benim”

 Aşk olsun…

SİTEDE ARA

Go to top