“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır,” dedi yüreği delikanlıya.

“Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu pek az insan izliyor; oysa bu yol Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz, ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.”

– Peki yürekler, insanlara düşlerinin peşinden gitmek zorunda olduklarını neden söylemiyorlar? diye sordu delikanlı, Simyacıya.

– Çünkü bu durumda en çok yürek acı çeker. Ve yürekler acı çekmekten hoşlanmazlar.

Delikanlı o gün yüreğini dinledi. Ondan, kendisini asla terk etmemesini istedi. Ondan, düşlerinden uzaklaşacak olursa göğsünde sıkışmasını ve kendisini uyarmasını, uyarı işareti vermesini istedi ve bu işareti ne zaman duyarsa ona dikkat edeceğine yemin etti.

Delikanlı o gece bu konuların hepsini Simyacı ile konuştu. Ve Simyacı, delikanlının yüreğinin Evrenin Ruhu’na geri dönmüş olduğunu anladı.

– Şimdi ne yapmalıyım? diye sordu delikanlı.

– Piramitler yönünde yürümeye devam et, dedi Simyacı. Ve işaretlere dikkat et. Yüreğin artık sana hazineyi gösterebilecek durumda.

– Yoksa benim henüz bilmediğim şudur, dedi Simyacı:

Evrenin Ruhu, bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer.

Bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmamaktadır:

Düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi istemektedir. Ama insanların çoğunluğu işte bu anda vazgeçerler.

Çölün dilinde bu durumu şöyle tanımlamaktayız:

“Vaha’nın palmiyeleri ufukta görünmüşken, susuzluktan ölmek.”

Araştırma her zaman acemi talihi ile başlar. Ve her zaman Fatih’in Sınavı ile sona erer.

Delikanlı ülkesinde söylenen eski bir atasözünü anımsadı:

“En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.”

Simyacı/Paulo Cohelho
http://nazmigur.com/blog/vahanin-palmiyeleri-ufukta-gorunmusken-susuzluktan-olmek.html#more-1574


SİTEDE ARA

Go to top