Yoga Dergisi’nde yazmam ile ilgili ilk teklifi aldığımda her ne kadar elimde yazıp yazıp kendime sakladığım bir sürü yazı olsa da, yine de korkmadım desem yalan olur. İlk zamanlarda öncelikle daha önce yazmış olduğum yazıları toparladım, ekledim, kestim, biçtim ve elbette kısa bir süre sonra stoklar tükendi.

“Acaba” dedim “zorlaşacak mı giderek?” ve her gün yazan köşe yazarlarını düşündüm, kendi adıma her birbirini gönülden kutladım. Klavye başına oturup, “ne yazsam bu hafta” diye düşünmekle olacak bir şey değildi bu, ancak benim bunu yaptığım haftalar da oldu elbette. İtiraf ediyorum en zor haftalardı benim için ama pes etmedim, ara vermedim ve devam ettim yazmaya…

Ve bugün okuduğunuz yazı, tam 100 haftadır hiç ara vermeden yazılan Yoga Dergisi’ndeki 100. yazım…

Bu süreçte her hafta kendimi yeniden keşfettikçe, “ne hakkında” “ne zaman” yazmam gerektiği ile ilgili hislerimin geliştiğine tanık oldum. Konu düşünmeme hiç gerek yoktu; o haftanın konusu bir şekilde, bir yerde, kendiliğinden geliveriyordu. Muhteşem bir şeydi bu lakin tek bir püf noktası vardı. “Hemen orada, bir şekilde, her ne geldiyse onu görünür veya duyulur kılmak.” Bu yüzden bazen araba kullanırken ya da yürüyüş yaparken ses kaydı almaya, gece uykumdan uyanıp not tutmaya, herhangi bir yerde unutmadan o birkaç sihirli kelimeyi yazmaya başlar oldum puf diye uçup gitmesinler diye. O andan itibaren de yazı yazmak bir keyif olurken, bir sonraki hafta ne yazacağımı bilmemek de bir macera olmaya başladı benim için. Ve geçtiğimiz günlerden birinde, birden kulaklarımda çınlayan ve geçen 100 haftada en çok duyduğum şeylerden biri olan “Herkesin son derece negatif olduğu bir dünyada pozitif olmak zor olsa gerek.” yaklaşımı bu haftanın konusu oldu mesela…

Evet; eğer pozitif olmak, pozitif bir şeyler yazmak gibi bir çaba içindeyseniz zor olacaktır tabi ki. Fakat öyle olmak gibi bir çabanız yoksa, yaptıklarınızı veya yazdıklarınızı sadece gerçekten öyle hissedip öyle düşündüğünüz için yapıyor veya yazıyorsanız neden zor olsun ki? İnanın siz herhangi bir şeyle mücadele halinde olmadığınızda, her şey kendi ritminde ve kolaylıkla oluyor. Samimiyetle söylüyorum; kendi yolculuğumda, kendimi keşfe ilk niyetlenmeye başladığım günden beri üzerimde eğreti duracak hiçbir şey taşımamaya kararlı oldum çünkü başkalarında gördüğümde beni rahatsız ediyordu bu. Bu yüzden de rehberim hep Hz. Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözü oldu.

Zor olan inanmadığın veya yapmadığın, hayatına almadığın bir şey ile ilgili yazmak, başkalarını ikna etmeye uğraşmak, kısaca olmadığın bir şey gibi görünmeye çabalamak. Doğal, samimi, dürüst, çabasız olduğunuzda mutlu olmamak gibi bir şansınız yok hayatta ve sizin frekansınız mutluluk olduğunda hiçbir şey için mücadele etmenize de gerek kalmıyor. Ancak burada çok önemli bir şey var! Unutmayın ki hepimizin dertleri, sıkıntıları, üzüntüleri olacak. Dualitenin olduğunu bu boyutta, “her şey insanlar için” denmesinin nedeni bu. Sevinmeyi öğrendiğin gibi üzülmeyi de öğreneksin, kolay olan şeylerin yanında zorluklarda olacak, gülerken ağlayacaksın, var dediklerin yok, yok dediklerin var olacak ama HAYAT HEP GÜZEL KALACAK. Değişen şey sadece senin hislerin ve yaşadıkların… Bil ki sen üzülürken bir yerlerde birileri kahkahalarla gülüyor olacak, sonra senin hislerin değişecek tekrar mutlu hissedeceksin ama o sırada başka bir yerde çok büyük acılar yaşanıyor olacak ve sen bunları hiç bilmeyeceksin.

Yaşadığımız hiçbir şey hayatı güzel ya da çirkin yapamaz. O hep güzel, hep olması gerektiği gibi. İşte bu yüzden çabalayıp durmak yerine sadece yaşamak ve yaşarken her yaptığın şeyi sanki ilk kez yapıyormuş gibi heyecanla ve de son kez yapıyormuş gibi şükranla yapmak gerektiğine inanıyorum.

Aşk olsun…

SİTEDE ARA

Go to top