İçimde yıllardır taşıyıp farkına varmadığım bir duygu, bir dürtüyle nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum bu hafta. “Hırs” . Bu duygu bir yogini için övünülecek bir şey olmadığından burada ilan etmek de benim için çıplak kalmakla aynı şey aslında.

Yüzleşmeye başladığım şeytanımla olan ilişkimi elimden gelen açıklığıyla ortaya dökerek meydan okumak istedim belki de kendime.

Matın üzerinde pek çoğumuzun başına muhakkak gelmiştir. Hocan sana kendi matında kal derken sen göz ucuyla pratiğinin senden daha iyi olduğunu düşündüğün kişiye bakarsın. Ya ileri seviye asanaları yapıyordur ya da daha esnektir senden. Esnekliğin, her pozu yapabilmenin, yoga ile uzaktan yakından alakası olmadığını bilirsin içten içe ama işte o içerde konuşan küçük hırs cini var ya, susmaz bir türlü. Eğitmen olmak bu yanını törpüler neyse ki lakin bu kadar derinde kökleri olan bir sarmaşığa benzeyen bu yapıyı budamak için iyice bir bakmak gerekir, yaprakları, dalları nereye uzanıyor.

Ruh bahçıvanlığı emek gerektiriyor tam da bu nedenle. Sabırlı, anlayışlı olmalı ve duygunun doğasını kabullenmeli. İstenmeyen ayrık otu muamelesi yapmadan önce içeride neye hizmet ediyor onu bulmalı. Bu başlı başına bir iş iken son yıllarda çokça tartışılan “spiritüel bypass” a kapılmak da çok mümkün. Negatif olduğunu düşündüğün tüh kaka yaptığın kederi, üzüntüyü, hırsı, acıyı ve bilumum sana iyi hissettirmeyen duyguyu yok saymak bahsettiğim. Belki kendine yakıştıramamaktan ya da yüzleşmekten kaçınmaktan her şeyin iyi yanını görme çabası ve yavaş yavaş kendinle olan bağının zayıflaması .

İçinde yükselen hisleri, duyguları körü körüne bir pozitifliğe kurban vermek. Belki de bu nedenden hayatımı bir sarmaşık gibi sarmaya başlayan bedensel olarak sağlıklı ve güçlü olma arzusu yavaş yavaş hırsa dönüşmeye başladığında farkında bile değildim. Yoga pratiğim hafifledi ve meditasyon yapamaz hale geldim. Crossfit yapmak hayatımın merkezine yerleşmeye başladı. Çünkü güç, kondisyon, antrenmanlardan sonra gelen hormon kokteyli sayesindeki müthiş haz … Daha ne isterdim. Yarışmak , en çok da kendinle yarışmak. Ancak günlük crossfit çalışmaları bana beklemediğim bir şeyi de gösterdi . Yogadaki şefkatli tavrımızın ne kadar yaşamsal olduğunu. Motivasyonu yükseltmek için sporda sertlik vardır ki bu anlaşılır . Lakin aldığım yoga eğitimleri, yoga pratiklerimden öğrendiklerim bana iç sesim olup şefkat nerede dedi.   Tam da bu nedenle her ne kadar ara ara derslerimde sesim bir antrenörünkini andırsa da gördüklerim sonunda beni daha da şefkatli bir hoca yapmaya başladı. Ancak bu şefkati kendime gösteriyor muydum ?

Crossifte devam ederken içimde bu kez koşma dürtüsü belirdi. En son ofisten çıkıp metroya yürürken iş kıyafetleriyle kendimi manasız bir şekilde koşarken bulunca bu işi daha düzgün yapayım dedim. Koşmak farkında olmadan kontrol altında tuttuğum hırs cinini serbest bıraktı . Bir de beraber koştuğum bir koşu arkadaşımın olması iyice kızıştırdı bu durumu. Kullandığımız aplikasyon üzerinden hızımızı ölçer, mesafeleri arıttırmaya çalışır, gizliden birebirimizle yarışır olduk.

Her şey “iyi” gidiyordu . Ta ki geçen hafta daha ilk kilometrede bitap düştüğümde bunu kabullenemediğimi görene kadar. Bunun yarı hızında 5 km koşuyordum bu da neyin nesiydi. Beş dakika soluklandım, motivasyon listemin sesini sonuna getirdim ve koşmaya başladım . 200 mt sonra midem bulanmaya, bacaklarım bana direnmeye başladı. “hımm anladım “ anı o andı. Ben bedeniyle ilişkisini kesen bir yoginiydim. Bana uykusuzsun, yeterince yemek yemedin kaç gündür, hava sıcak , alerjin her şeyi zorlaştırıyor diyen bedenime kulak tıkayan yoga hocasıydım.

Peki neden? Hırsıma neden bu kadar tutunmuştum bedenimin bana gönderdiği sinyalleri yok sayacak kadar? Belki başarılı olmaya ihtiyacım vardı ve bu ihtiyacı görmezden geliyordum yıllardır. Bu ihtiyaç kendimi yararlı hissettiğimde, her hangi bir süreci başından sonuna götürdüğümde de karşılanırdı belki. Ama ben zaten kulaklarımı ihtiyaçlarıma tıkayıp spiritüel bypassın güvenli kollarına kendimi çoktan bırakmıştım bile. İçimde olanlardan korkup, kendimle ilişkimi minimize etmek oldukça konforluydu çünkü. Yoga kendimle gerçekten konuşmamı sağlayarak hayatımı değiştirmişti. Ama başka şekillerde bağı zayıflatıyordum. Bu da gerçek ihtiyaçlarımı göz ardı etmeme neden oluyordu. Aynı ihtiyacı olan sevgiyi ve ilgiyi alamayan küçük bir çocuklar gibiydi bu duygular . Görülmek duyulmak için abartılı hareketler yapmaya çalışabilir çocuk. Hatta saldırganlaşıp vurabilir. Tek ihtiyacı orada olduğunun bilinmesidir aslında. İçimizde var olanı görmedikçe ve yok saydıkça o da ilgiye muhtaç bir çocuk gibi yolunu bulup yine de yüzeye çıkmaz mı? Belki biraz daha agresif şekilde bu kez çünkü duyurmaya ihtiyacı vardır kendini.

Benim durumunda, içimdeki hırs kendini göstermek için iyice zıvanadan çıkmış, ben yok saydıkça coşmuştu. Sonunda sesini duyurdu. Varlığını kabul ettirdi. Şimdi yeni yeni görüyorum onu ve her duygu gibi kucaklıyorum. Bana öğreteceği çok şey var biliyorum.

Elbette sevdiğim sporları yapmaya devam edeceğim ve elbette yoga hayatımın merkezinde kalacak. Aynı yin&yang gibi. Sakinlik kadar hırs, kasları gevşetmek kadar çalıştırmak da var çünkü. Denge olduğu sürece gelen her şeye tamam .

 

SİTEDE ARA

Go to top