Her şeyi bilmek zorunda mıyız? Tabi ki hayır! Bilmediği bir şey olduğunda iş olsun diye cevap vermek kişiyi “bilenlerden” değil “bilmişlerden” yapıyor ne yazık ki.

Oysa “bilmiyorum” diye cevaplanabilir bazı şeyler ve bu cevabı verme cesaretinde iseniz, bu cevap sizi, size sorulan konu hakkında araştırmaya, bilgi edinmeye yönlendirir. İşte o vakit hem cesaretinizden hem de öğrenme isteğinizden dolayı “bilenlerden” olabilme ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.

Dikkat edecek olursanız, gerçekten “bilen” bir insan, emin olmadığı bir konuda hele de ona danışılmamışsa konuşmayı değil susmayı seçer. Hatta bazen danışılsa bile susmayı seçer çünkü bilir ki, anlatabilecekleri karşısındakinin anlayacağı kadardır. Lakin “bilmiş” olarak tanımlanan bir kişi ile karşı karşıya iseniz onu susturamazsınız. Kendilerinden başkasının konuşmasına pek izin verdikleri görülmez, her konuda bir fikirleri, hatta yaşanmış deneyimleri vardır ya da hiç olmazsa konu ile ilgili deneyimi yaşamış bir tanıdığı. İnsanı yorar bu bilmişlerden olanlar. Anlatacakları bitmez ve dinlemeye asla vakitleri yoktur. Olan herhangi bir şeyle ilgili ileriye dönük tahminleri vardır ve bu tahminlerinin kesinlikle olacağı ile ilgili karşı tarafı ikna edene kadar uğraşabilecek çeneleri de.

Böyle insanlarla bir arada olmak, hayatıma yoga girdikten sonra çok daha yorucu olmaya başladı benim için. Susabilmenin, sessiz kalabilmenin, durabilmenin, dinleyebilmenin, sorulmadıkça anlatmamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğrenme, en önemlisi de deneyimleme şansı bulamamış bu tür insanlarla bir araya geldiğimde kendimi kapatmayı seçiyorum artık. Böyle yapınca da görseniz de görmüyor, duysanız da duymuyorsunuz. Bu kesinlikle anda olmamak değil, aksine tam da anda ve orada olmak ama duyusal ve duygusal olarak iletişimde olmamak gibi bir şey. Yapmak zorunda kaldıkça -ki hiç kalmayın inşallah-, insan öğreniyor sanıyorum. Niye bunu yapmayı tercih ettiğimi soracak olursanız, aslında isteyerek olmadı. Yorulduğumdan oldu diyebilirim. Mesela bu “bilmişler” grubundan bir arkadaşa dostça, kardeşçe bir tavsiye de bulunuyorsunuz, “ben böyle olmaktan memnunum” diye cevap veriyor ya da bir bilgi paylaşıyorsunuz, “bana biraz saçma gibi geldi” diye kestirip atabiliyor. Fakat kendisi sadece bildiğini zannettiği pek çok konuda konuşmaktan, akıl vermekten, “kesinlikle böyle” demekten çekinmiyor ve ne hikmetse onların karşısına kendileri gibi biri çıkmıyor sanırım, “ben bu halimden memnunun” diye cevap verip onları susturan.

Mevlana'ya sormuşlar; “O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin?”

Mevlana şu cevabı vermiş; “Haddimi bilirim.”

Şimdi sorabilirsiniz: “O kadar yazıp duruyorsun da, sen ne biliyorsun?” diye.

İnanın hiçbir şey bilmiyorum. Tüm uğraşım kendimi bilmek ve bir de bunun için çabalarken Pir’in dediği gibi haddimi bilmek o kadar.

Aşk olsun…

SİTEDE ARA

Go to top