Bir sabah uyanıp, aslında hayatınızın hiç de gitmesini istemediğiniz bir yönde ilerlemekte olduğunu hissettiniz mi? Yaşadığınız hayattan memnun olmadığınızda nerde yanlış yapmış olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

İnsan yaşamını sorgulamaya ne zaman başlar acaba, bu herkese göre değişir mi? Hayatı fark edecek bilince ne zaman erişiyoruz? Kendimi “Ben kimim, içinde olduğum hayattan memnun muyum, varmak istediğim bir hedefim var mı, yoksa durduğum yer varmak istediğim nokta mı, yeterince büyüdüm, unumu eleyip, eleğimi asma zamanına ulaştım mı acaba?” derken yakalıyorum. Büyüdükçe düşüncelerde değişiyor, her türlü durumda sakin kalabiliyorsun mesela ya da en olmadık probleme akılcı bir çözüm getirip kendine bile şaşırabiliyorsun. İçinde yaşamaktan sıkılacağım bir hayatım hiç olmadı, yaşamımın büyük bir bölümü bir yerlere konup, göçmekle, yeni hayatlara, yeni yerlere alışmakla geçti. Tüm zorluklara rağmen her yeni düzene bukalemun gibi uyum sağladım, kimseye eğilmedim, bükülmedim, hep bildiğimi okudum. Çocuklarımı özgürce büyüttüm, bende onlarla anneliği, daha iyi, daha merhametli bir insan olmayı öğrendim, sanki onlar benim bu hayattaki imtihanlarımdı, onları büyütürken değişerek büyüdüm. Sanki onlarla büyürken, bir insan yetiştirmenin sorumluluğunu yüreğimde hissetmek ve onları bir zarar görmeden yetiştirme arzusu beni daha düşünceli, hassas ve ön görülü bir insan haline getirdi.

Bu hayatta mükemmel diye bir şey olmadığını çok erken yaşlarda öğrendim. Mükemmel olmak için uğraşmanın kendine ve çevrene çok büyük zarar verdiğini, yüksek beklentilerle, en iyi olmaya çalışmanın aslında bu sonlu dünyada pek bir anlamı olmadığını, hatta seni zor bir insan haline getirip, yıprattığını fark ettim. Hayata bir yerden başlamak gerekiyorsa eğer, öncelikle kendini mutlu etmen gerektiğini anladığımda aslında farkında bile olmadan bu yola çıkmış olduğumu gördüm. Tamamen bir akışa bırakmaktı benimkisi, özgür ruhumu kafeslere kapatmadım, aslında biraz izin versem kapatabilirlermiş gibi hissettiğim an gökyüzüne doğru uçtum. Ailem kanatlarımdan tutup çekmedi, hep destekledim, hiç ummadığım bir anda içimden öyle bir kadın çıktı ki, ben bile o kadını nerelere saklamış olduğumu çözemedim.  

Bu yazıyı yazarken, bir arkadaşımın yazısını okudum, senin hayalin ne? Sahi neydi benim hayalim, sadece anne olmak mıydı, sadece anne olarak kalmak mıydı? Anne olmak gerçekten muhteşem bir deneyimdi, onlar benim bu dünyaya diktiğim fidanlardı ama çocuk dediğin büyüyüp gidecekti ve ben çocukları kendine ihtiyaç duymadığında boşluğa düşen kadınlardan olmak istemiyordum. Benim sadece kendim için bir şeyler yapmam gerekliydi, bu dünyaya sadece çocuk büyütmek için gelmiş olamazdım, başka bir özelliğim mutlaka olmalıydı. Çok okurdum ama yazabileceğimi asla düşünmemiştim mesela, ta ki çocukluk arkadaşımı sosyal medyada bulup, çocukluğumla ilgili anılarımı yazmaya başlayana kadar.

Yazabildiğime hayret ederken, insanların yazdıklarımı okuması beni daha çok şaşırttı. Okunabiliyor olmanın mutluluğunu kelimelerle tarif etmem mümkün değil. İşte o hızla çıktı ilk kitap, içimde sakladığım kadının çok okumasının bir sonucuydu belki de yazabilmesi. Bilmiyorum her şey olabilir, kelimeler beni, ben onları sevdim.  Yaklaşık beş yıldır kendileriyle bir şeyler üretmeye çalışıyoruz, yazmak ruhumu besliyor, içimden kelimeler bazen sel olup taşıyorlar, sıralıyorum, ayırıyorum, yazıyorum. Yazmaya başladıktan sonra içimde bir başka kadın daha olduğunu fark ettim. Malumunuz ben bir ikizler kadınıyım, içimde bir sürü değişik kadın barındırabilirim. İçimdeki diğer kadın yoga yoluna belki bana uymaz dönerim diye çıkmıştı ama hiçte öyle olmadı. Yoganın iyileştirici gücüne öyle çok inandım ki, kendimde eğitmen oldum, muhteşem hocalardan eğitimler aldım ve hala öğreniyorum, öğretiyorum. Sabır, disiplin ve çalışkanlığa genetik olarak kodlanmış olduğumu düşünüyorum, çünkü öyle bir ailede büyüdüm. Yazmak ve yoga el ele, kol kola artık hayatımda. İkisi sanki birbirlerini besliyorlar ve bir şeyler yaratabilmenin, yoga dersleriyle birilerine faydalı olabilmenin keyfini sürüyorum.

Hayatım boyunca kendimle barışık bir insandım, çok büyük planlarım, ulaşılmaz hedeflerim olmadı ama ne yapabileceğimin hep farkında oldum. Hayatımda ilk kez bir yerden başlamam gerek dediğimde henüz on dört yaşındaydım, kötü geçen bir ortaokul eğitiminden sonra lisede, kendimi yeniden dizayn ettim, kendime ve bir şeyleri değiştirebilme gücüme daha o zamanlar inandım. Hala elimden geleni yapmaktayım, yolunda gitmeyende ısrar etmiyorum, yeni bir yerden başlıyorum, hiç kimsenin isteyip de başaramayacağı bir şeyin olmadığına inanıyorum.

Yeter ki iste, çalış, çabala ve sabret.

SİTEDE ARA

Go to top