Sanıyorum son günlerin en çok konuşulan dizilerinden biri oldu Atiye. Çünkü herkes bir sahnesinde kendisini buldu, yok saydığı, en derinlere attığını fark ettiği travmaları ile yüzleşti.

Yaşarken, hiç farkında olmadan yaptığımız bir şey değil mi bu? Bizi üzen, derinden yaralayan olaylara karşı; eğer çocuk yaşlardaysak biraz ağlayıp, daha genç yaşlardaysak sinirlenip bağırıp çağırıp, tam bir yetişkin olduğumuzda yani hayattaki profesyonelliğimiz arttığında ise üzüntü ve öfkelerimizde debelenip, biraz toparlayınca da üzerini kapatarak devam etmiyor muyuz hayata? Hiçbir şeyi çözmeden, yüzleşmeden, kabule geçmeden, iyileştirmeden; hep -mış- gibi yapan zanlarımızla yaşamaya devam ediyoruz.

İşte tam da bu yüzden çok dokundu sanıyorum yüreklerimize Atiye. Çocukluğumuzla, gençliğimizle, yaptıklarımız ve bize yapılanlarla, kabul ettiklerimiz ve razı geldiklerimizle, düşündüklerimiz ve bir şekilde bir yerlerde hiç de farkında olmadan sarf edip, hayatımıza dahil olmasına sebep olduğumuz sözcüklerle yüzleştik. Yaşadığımız her şeyin birbiri ile olan ilişkisini, ilk reddedişimizin nasıl da tüm yaşamımızı etkilediğini, istemeden yaşadığımız pek çok şeyi daha sonra sanki istemişiz gibi davrandığımızı, farkına varmadan dilemiş bile olsak, aslında niyetlerin hiç de kastetmediğimiz bir şekilde yaşamımızda yer aldığını fark ettik ya da hatırladık.

Çocukken annemizden babamızdan duyduğumuz bir çift sözün, gördüğümüz bir bakışın, tüm yaşamımızı etkileyeceğini bilebilir miydik? Hayır… Çocuksun, ya anlayamaz ya da yorumlayamazsın ama o anda ne hissettiysen, o his zihninde ya da bedeninde bir yerlerde yer edip, bir travma yaratır. Sense onunla birlikte büyür; gençlik yıllarında yaşadığın pek çok şeyin ise farkındalığın olmadan yaşandığını ancak çok sonraları, bir yetişkin olduğunda fark edersin ve bu farkındalığını büyük bir profesyonellikle zihninin en derinlerine gömer, yeni bir travma daha yaratırsın kendine. Öğrenilmiş çaresizliklerle, öyle ya da böyle zarar görmeyi kabul etmiş bir kişiliğe dönüştürebilir yaşadıklarımız bizi. İşte tüm bunlar olup biterken asıl güç yaşanılanları derinlere gömüp yaşamaya devam etmek değil, o izlerin orada olduğunu fark edip, onları yok saymadan, kendimize itiraf edip, kabule geçerek ve onlar orada öylece dururken, artık eskisi kadar bizi rahatsız etmediklerini görerek, daha bilinçli ve farkındalıkla yaşamaya devam etmektir.

Tüm fark edip, üstünü örtmeye çalıştığımız, aslında ne kadar çok sevgiye ihtiyacımız olduğu gerçeğidir. Hepimizin sevgiye ihtiyacı vardır. Ancak yaşam boyunca bir dönem, bir yerlerde sevilmediğimizi düşünüp, sevilmediğimizi hissetmişizdir. Şimdi yapmamız gereken, gerçekleri hiç çarpıtmadan, gizleyip saklamak için mücadele etmeden, tüm samimiyetimizle kendimize, “Evet böyle olmuştu ve böyle düşünüp, böyle hissetmiştim…” diyebilmek ve kabule geçmektir. Ve bunu defalarca kendimize tekrarladığımızda, bir süre sonra olan çok anlamsız gelmeye, ortada bir suçlu, suç, ceza veya cezalandırıcı olmadığını da fark etmeye başlarız. Sevilmediğimize inanmak sadece kendimizi sevmemek için yarattığımız bir yanılsamadır.

Şimdi bak bakalım senin Atiye’n hangi sahnede saklı. Onu kucakla, en çok sen sev. Çünkü sevmekten başka çaremiz yok…

Aşk olsun.

SİTEDE ARA

Go to top