Geçen haftalarda yolumuzu aydınlatan bazı kitaplar olduğundan bahsetmiş, benim için ve eminim pek çoğumuz için de, önemli olan Tanrılar Okulu’ndan kesitler paylaşmıştım sizlerle.

O önemli kitaplardan birini daha irdeleyeceğim bu hafta: Şimdi’nin Gücü.

Kitabın kapağında: Gerçeği Arayanların Mutlaka Okumaları Gereken Bir Kitap yazısı vardır; çünkü şimdiye ulaşmanın yolu aramaktan geçer.

Aslında ironik olan şey: Gerçeğin, soruların ya da peşine düştüğün her neyse onun dünyanın dört bucağında arayıp, sonunda cevabın sadece kendinde olduğunu öğrenmektir. Ama bunun için bir başlangıca ihtiyaç vardır değil mi?

Kitabın hemen başında: “Gerçek serveti, yani Var’lığın ışık saçan sevincini ve ona eşlik eden derin, sarsılmaz huzuru bulamamış olanlar, büyük bir servete sahip olsalar dahi, dilencidirler” der ve devam eder “Onlar haz ve doyum kırıntılarını, onaylanmayı, güvenliği ya da sevgiyi dışarıda aramaktadırlar.”

Bütün farkındalık, aydınlanma hakkında dalga geçen film, kitap, stand-uplarda ne söylenir?

 “Her şey içimizde!”

Dalga geçilecek en son şey olmasına karşın, ne çok pirim yapmıştır bu cümle! Bir film sahnesinde görmüştüm: “Saklanmanın en iyi yolu, göz önünde olmaktır.” diyordu kaçmaya çalışan ajana amiri.

Saklamak istiyorsan, onu dillere pelesenk yap, dalga geç, doğruyu söylesen de ciddiye alınmazsın.

Bu cümlede de aynı strateji saklı: İçindekini görmemek için dışarıya yönel!

Tolle “Siz zihniniz değilsiniz” diyor ve ekliyor “Aydınlanma yolculuğunuzda tek en önemli adım şudur: Zihninizden ayrılmayı, onunla özdeşleşmemeyi öğrenmek. Düşünce akışınızda bir aralık, bir boşluk yarattığınız her seferinde bilincinizin ışığı güçlenir.”

Düşüncelerinizin yarattığı dünyanızın hareketliliğinin bir An’lık durması, içeride bir yerlerde aydınlanmayı başlatır. Ancak o boşluğun nasıl bir şey olduğu, o durma anını yaşamayanlarca anlaşılamayacak kadar özeldir.

O durma anını yakalamak da pek kolay değildir; bu durumu açıklarken Tolle düşüncelerimizle özdeşleştiğimizi söyler, hatta bunun bir bağımlılık olduğunu iddia eder ve ekler “Çünkü siz düşünmeye son verdiğinizde sizin de var olmayacağınıza inanırsınız.”

Ego için şimdiki an mevcut değildir. O sadece geçmişi ve geleceği önemli görür. O nedenle de düşünceler sürekli olarak ya geçmişin tatsız tecrübelerinde ya da geleceğin endişelerinde dolanıp durur.

Oysa; Şimdiki an özgürlüğün anahtarını barındırır. Üstelik bu anahtar hepimizde var, sadece kullanmayı akıl edemiyoruz o kadar.

Tolle kitapta düşüncelerimizi ve duygularımızı gözlemlememizi söyler; “Onu analiz etmeyin, sadece izleyin.” Her şeyleri analiz etmeye alışmış zihnimiz için ne kadar da acayip bir durum!

Kitabın hala başlarındayız ama yine de bir hayli yol almışız gibi geliyor değil mi? İşte devam ediyoruz:

Olana teslim olun. Yaşama “evet” deyin ve yaşamın nasıl birden – size karşı çalışmak yerine- sizin için çalışmaya başladığını görün.

Olana teslim olmak, her şeyi kontrol etmeye çalışanlar için ne kadar da uzak bir olgudur ama bunun için de bir ipucu var:

Önce kabul edin, sonra eyleme geçin.

Ve devam eder: Düşünceyi izleyin, duyguyu hissedin, tepkiyi gözlemleyin.

İnsanın kendisini bir TV yıldızı gibi dışarıdan izlemesi enteresandır. Gözlemlemek, tarafsızlığı getirir. Peki biz söz konusu kendimiz olduğunda gerçekten de tarafsız olabilir miyiz?

Huzursuzluğa, endişeye, gerilime, üzüntüye – tüm korku hallerine- çok fazla gelecekte bulunmak ve yeterince anda mevcut olmamak neden olur. Suçluluk duygusu, içerleme, yakınma, acı, üzüntü, burukluk ve tüm bağışlamama hallerine çok fazla geçmişte bulunmak ve yeterince şimdiki anda mevcut olmamak neden olur.

Şimdiki anda mevcudiyet ne kadar da çok şey kazandıracak bize. Tüm o yakıcı ve yıkıcı duygulardan arınacağız.

Bu kadar olumsuz duygudan bahsederken, hepimizi ayakta tuttuğunu zannettiğimiz başka bir olgu çıkar karşımıza: Umut!

Umut için der ki Tolle: Umut sizin devam etmenizi sağlar, ama umut sizi geleceğe odaklanmış halde tutar ve bu odaklanma Şimdi’yi yadsımanızı ve dolayısıyla da mutsuzluğunuzu sürdürür.

Düşününce doğru geliyor aslında…

En büyük dikkati yaşanan anın sunduğu şeye verin.

Bize daha önce “önce kabul edin sonra da eyleme geçin” demişti yazar, bu konuyla ilgili bakın daha neler söylüyor: “Öyleyse eyleminizin meyvesiyle, sonucuyla ilgilenmeyin, dikkatinizi sadece eylemin kendisine verin. Sonuç kendiliğinden gelecektir.

Analiz yok, plan program, gizli hedefler yok, beklentiler olmadan bir hayat…

Eğer içinizi yoluna koyarsanız, dışarısı da yoluna girecektir.

Sen neysen, dışarıda da o olur, sözünün Tolle versiyonu…

Bazen aslında şimdi olandan kaçmak isteriz değil mi? İşte böyle durumlar için üç öneri:

Eğer burada ve şimdi’nizi katlanılmaz buluyorsanız ve o sizi mutsuz ediyorsa, üç seçeneğe sahipsiniz: ya o durumdan uzaklaşın, ya onu değiştirin, ya da tümüyle kabul edin.

Bu cümleden sonra kocaman bir nefes dışarıya vermek gereği duyabilir insan. Yine aynı noktaya geliyoruz: Kabul etmek. Tolle buna Teslimiyet diyor ve ekliyor: Sadece teslim olmuş bir insan ruhsal güce sahiptir. Teslimiyet yoluyla, siz durumdan içsel olarak özgür olursunuz.

İsyan yok, şikayet yok, kurban rolüne bürünmek yok, kaçmak yok…Düşünsel açıdan çok da kolay gibi gözükmüyor ama her kendine yolculuktaki zorluk kadar kolay aslında…Patlamaya hazır volkan olmak yerine, durgun deniz olmak gibi…

An’da kalmanın basit bir uygulamasını öneriyor yazar ve gözlerinizi kapayın ve kendi kendinize “Bir sonraki düşüncemin ne olduğunu merak ediyorum” deyin der ve “bir sonraki düşüncenizi bekleyin” diye tavsiye eder.

Ben bunu ilk denediğimde çok şaşırmıştım, çünkü bir sonraki düşünce gelmedi! Sessiz kaldı zihnim. Bilinçli bir dikkat yaratabilirsek, düşünceler akın etmez çünkü.

Her nerede bulunursanız bulunun, sessizliği dinlemek, orada mevcut olmanın kolay ve direkt bir yoludur.

Sadece içinizdeki sessizlik dışarıdaki sessizliği algılayabilir.

Zihin aynı anda iki şeye odaklanamaz, o nedenle tüm dikkatinizi sessizliğe odaklarsanız, zihniniz de sessizleşir.

Kitabın ilk bölümlerini paylaştım sizinle. Sonrasında duygular, olaylar hakkında derin incelemeler mevcut ama biz sadece buraya kadar olan kısımlarla yetineceğiz. Kitabın sonlarında yine şimdiye kadar işlenen konularla ilgili güzel toparlayıcı cümleler var, diyor ki:

Teslimiyet, yaşam akışına karşı koymak yerine, ona izin vermeyi içeren, basit ama çok derin bir bilgeliktir. O olana içsel olarak direnmeyi bırakmaktır. İçsel direnme, olana zihinsel yargılama ve duygusal olumsuzluk yoluyla “Hayır” demektir.

Ve yazardan bir uyarı:

Katlanmak, razı olmak teslimiyet değildir.

Ben Şimdi’nin Gücü’nü ilk kez 2008 yılında okudum, sonrasında da birkaç yılda bir okumaya devam ediyorum. Her defasında yeni bir şeyler öğreniyorum, daha önce orada olan ama benim fark etmediğim bir şeyler keşfediyorum; ki bu keşifler hayatımı aydınlatmaya devam ediyor, o nedenle hala okumadıysanız, bence tam zamanı.

SİTEDE ARA

Go to top