İnsanlık çok büyük bir sınava tabi tutuluyor. Dünya küçücük bir virüse yenik düşüyor. Bireysel, toplumsal değil global anlamda bir felaketin eşiğindeyiz.

Virüsten korunma adına pek çok önlem almaya mecbur kalıyoruz. Bireysel anlamda ciddi ciddi özgürlüklerimiz kısıtlanıyor. Hatta Avrupa’nın göbeğinde, o her anlamda çok gelişmiş varsayılan ülkelerde yaşayanlar şu anda evlerinde hapis kaldılar.

Amacım felaket tellallığı yapmak değil tahmin edersiniz ki; sadece bu durumu biraz olsun farklı bakış açılarıyla görebilmek.

Dış dünya ile sosyalleşme ağımızı azaltmak durumundayız. Hepimiz…istisnasız. Bana bu durumun yansımalarından biri de herkesin son sürat koşturmada olduğu zamanımızda durması gerektiği mesela. Yoga felsefesiyle ilgilenen bizlerin çok iyi bildiği gibi; biz gelişimimiz adına yapmamız gerekenleri göremiyorsak, evren bize bunu mutlaka görebilelim diye tekrar ve tekrar yaşatır. Sürekli aynı noktada kalır ve ilerleyemezsek o zaman da bize bu durumu dev aynalarda yansıtır. İşte şu aralar bence yaşadığımız da bu.

Kendimizi öylesine hırslarımıza, mala mülke, paraya, statüye kaptırdık ki; zamanı öyle gereksiz şeylere harcadık, doğayı hoyratça yok ettik ki, bize “Bir durun bakalım” denmesi gerekti, “durun ve ne yaptığınızın farkına varın.”

Bunca maddiyatın temel alındığı hayatlarda yaşar ve dış dünyaya yoğunlaşırsak, iç dünyamıza odaklanmakta zorlanır ve maneviyatın tadına da varamayız. O dev aynanın bize yansıttığı temel kavramlardan biri de bu. “İçe dönün, düşünün ve nerede yanlış yaptığınızın farkına varın.”

Önce elbette yanlış yapıldığının anlaşılması gerekir. Sonrada dönüp “nerede” sorusunu sormak ve “nasıl düzeltebiliriz?” diyebilmek.

Yine yogada önem verdiğimiz konulardan biri de “nefes almak.” Bu koşuşturmanın içinde nefesimizi nasıl da kıstığımızı, kocaman akciğerlerimizin kapasitesini nasıl da az kullandığımızı, derslerimize gelen öğrenciler fark ediyorlar. “Meğer ben nefes almıyormuşum hocam!” Ne çok duymuşuzdur bu cümleyi.

Şimdi şu virüsün yaptıklarına bir baktığımızda en çok bedenimizde hangi organımız etkileniyor diye sorduğumuzda cevap: Akciğerler oluyor. Doğru nefes almayı bırakın, nefes bile alınamıyor maazallah.

Ben de her bulduğu fırsatta sosyal medya dahil olmak üzere “Nefes alın” diye diye bu konuya değinirim. Eminim tüm değerli yoga eğitmenlerimiz de öyle.

Yoganın bedenimize faydalarından biri de bağışıklık sistemini güçlendirmek ki şu aralar en çok ihtiyacımız olan bu: Güçlü bir bağışıklık sistemi.

Amacım yogayı ya da eğitmenleri övmek de değil, sadece durumu tespit etmek. Çünkü bizler gönderilen ip uçlarını okuyamadığımız için bu haldeyiz.

Bir başka düşüncelerimin odaklandığı konu da sosyalleşmek üzerine. Şu aralar evde daha çok vakit geçirmek gerekecek. Yürüyüşler ve alışveriş haricinde ki, bu alışveriş konusunda da sınıfta kaldığımızı düşünüyorum. İhtiyacımızın çok ötesinde stok yaparak başkalarını muhtaç bıraktık, dışarıya çıkmayacağımızı varsayıyorum.

Bu durumda evde kaldığımız süreçte, hazır da bahar gelmişken, hijyen açısından da önemli olan temizliğimizi yapabiliriz. Çok uzun zamandır aklımızda olup bir türlü el atamadığımız dolaplar, çekmeceler, eski fotoğraflar, çiçekler gibi konuları gündeme getirebiliriz.

Ve inanın bu temizlikler sırasında aslında ihtiyacımızdan ne kadar çok elbise, eşya v.s. ye sahip olduğunuzu görüp şaşıracaksınız. Unutmayalım ki; dışarıda ne kadar yer açarsak, içeride o kadar zenginleşiriz.

Dışarıda yemek yeme alışkanlığından vazgeçip, evde yemek yapmaya ve yemeğe başlayabiliriz mesela.

Yalnızlığın bir tadı olduğunu deneyimlemek de başka bir artısı olabilir bu durumun ya da aile ve arkadaşlarımızın hayatımızda ne kadar önemli olduğunu hatırlarız.

Bugüne kadar okuyamadığımız kitapları okumak, filmleri, dizileri izlemek için de zamanımız olabilir. Belki onların da bize söyleyeceği mesajları vardır, kim bilir?

Hayatımızın bir virüse yenik düşebileceğinin gerçeğinde, ne kadar da küçücük şeylere üzüldüğümüzü, stres yaptığımızı ve küstüğümüzü fark edebiliriz belki de.

Eminim siz de düşününce ne çok şey bulacaksınız, benim aklıma gelmeyen.

Hayat çok kısa…

Hayat çok basit…

Azla da yetinebilirmişim…

Koşuşturmadan da halledebilirmişim…

Yüzlerce insana değil birkaç kişiye ihtiyacım varmış hayatımı paylaşabileceğim…

Stokçuluk aslında kocaman bir bencillikmiş…

Üzülmeye değmezmiş…

Ve daha niceleri…

Bugünlerde düşünecek çok şeyimiz var.

Evren bize UYAN diyor…

SİTEDE ARA

Go to top