Dünya çapında sağlık sorunları yaşadığımız ve oldukça zorlandığımız şu dönemde, bir kitapta rastladığım ve okuduğum günden beri çok hoşuma gittiği için zaman zaman aklıma gelen, bir felsefecinin şu tartışmasını paylaşmak istiyorum:

“Eskiden tek bir çürük elma bir kasa sağlam elmayı bozabiliyorken, bir sağlam elma bir kasa çürük elmayı neden sağlam yapamıyor diye düşünürdüm. Ayrıca çiçek hastası bir adam bir grup sağlıklı insanın yanına vardığında sadece varlığı bile birçok sağlam insanı hasta ederken, neden hastalarla dolu bir hastaneye giren sağlam bir adamın sadece varlığı ile hastaları iyi yapamadığını merak ederdim. 

Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, Tanrı’nın, eğer o iyi bir Tanrı’ysa neden evreni sağlamlığın ve sağlığın işe yaramadığı, bozulma ve hastalığın ise bulaşıcı olduğu bir yer şeklinde yaratmış olduğunu merak ederdim.

Ama bir gün merak etmeyi bırakıp sözde sağlam olan elmayı inceledim ve onun sağlam olmadığını gördüm. Manav tabii ki benimle aynı fikirde olmayacaktı, o hiçbir kusur görmeyecekti. Hatta ben onun mükemmel olmayan elmalar sattığına ilişkin bir ifadeyi etrafta yayacak olursam beni iftira ile suçlayarak mahkemeye bile verebilirdi. Fakat eğer kanıt sunmam konusunda bana baskı yapacak olursa bunu ispatlayabilirdim. Ona elmaya değil sapına bakmasını söylerdim. Orada, en hayati, en kritik öneme sahip noktada ölümcül bir yara olduğunu görecekti. Elmanın ona hayat veren bağdan koparılıp alınmış olduğunu, yaşam kaynağından umutsuz bir şekilde ayrı düştüğünü görecekti. 

Bunu keşfettiğimde hayatın en fazla doğruluk içeren gerçeklerinden birini öğrenmiş oldum: "Hiçbir şey, ister meyve, ister sebze ya da insan olsun, yaşam kaynağından ayrıldığında sağlam olamaz!”

Doğduğumuz andan itibaren, ailemiz, akrabalarımız, öğretmenlerimiz, kültürümüz, dinlerimiz, geleneklerimiz tarafından kaynağımızdan kopmaya yatkın biçimlerde yetiştiriliyoruz. Yaşamlarımızın her alanında kaynakla değil, çevreyle ilişkilendiriliyoruz ve bunu öğrenen zihinlerimiz aracılığıyla da hem kendimize hem de tazecik doğanlara karşı aynı tutumu sergiliyoruz. Adı dün SARS, bugün Korona, yarın Balık Gribi olabilir; ama temelde tüm insanlığın problemi belki de kaynağından kopmuş olmaktır. Doğaya, dolayısıyla kendi varlığımızın doğasına ne kadar karşı gelirsek; o kadar hasta olacağız.

İlk adımı her zaman olduğu gibi farkındalık ile atmalıyız. Belki de bu dönem toplumdan ve toplumsal aktivitelerden uzak kalmak içimize dönmemiz, kaynağı anlamamız ve farkına varmamız için bahşedilen bir fırsattır. Bu noktada, hayatının son yıllarını inme sebebiyle hareket kısıtlılığıyla geçiren Ram Dass’ın değerli sözlerini hatırlatmak isterim: “İnme, beni daha da içime itti ve bu olağanüstü. İnme geçirmenizi istemem tabii ama inmenin lütfunu yakalamanızı isterim.” 

Ben de Coronavirüs ile enfekte olmanızı istemem tabii ama bu süreçte hepimizin kaynağa dair farkındalığımızın artmasını isterim. Bazen bir hastalık, bu bir pandemi de olsa, bir lütuftur.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

SİTEDE ARA

Go to top