Sevgi; gökyüzü gibidir, renklidir ve hiçbir yere sığmaz. Onu yok edemezsiniz. Ondan saklanmak için duvarlar örersiniz, çatılar inşa edersiniz. Fakat pencereden baktığınızda o her zaman oradadır.

Gökyüzü gibi sevin; özgür, uçsuz-bucaksız ve sonsuz... Çünkü gökyüzünde fırtınalar kopar, yağmurlar yağar, şimşekler çakar; ama sonunda durulur ve bir şekilde her şey yoluna girer. Tekrar masmavi gökyüzü ortaya çıkar. Rengarenk gökkuşakları görülür bir anda.

Her ne kadar gece oldu diye üzülsek de, her gece bir sabaha bağlanır. Siz hiç sabahı olmayan gece gördünüz mü? Kutuplarda bile upuzun gecelerin sonunda yine upuzun gündüzler olur. Olur elbet… Bekleyiş ne kadar uzun ve çetrefilliyse, hediyesi de o kadar uzun ömürlü ve güzel olur.

Bitmeyen dert yoktur. Gelmeyen sevgili yoktur. Yeter ki sevmeyi bilelim. Yeter ki aşkla aramızdaki engelleri kaldıralım. Sevgi hep oradadır, yüreklerimiz hep aşkla doludur, yeter ki hissetmeyi bilelim. Yeter ki izin verelim içimizdeki toprağa ki çiçeklerimiz yeşersin. Çünkü bütün tohumlar yüreklerimizde saklıdır. Birine aşık olduğunuzda, o gelip bir tohum ekmez size. Ekemez. Çünkü insan, sadece sevme yeteneğine sahiptir, sevdirme değil.

Sevgi, bizden dışarıya akan bir enerjidir, onu asla biri sizin içinize inşa edemez. Eğer sevgisiz hissediyorsak bunun tek sorumlusu biziz. Kimsenin bir suçu yok sevgisizliğimizde. Ya sevmeyi bilmiyoruz ya da sevgiyi başka şeylerle karıştırıyoruz. Çünkü izin vermiyoruz kendimize, çünkü sevilmeye değer hissetmiyoruz kendimizi. Birini sevebilmemiz için önce kendimizi sevmemiz gerekir. Kendini tam olarak sevmeyen biri, kendini olduğu gibi kabul etmeyen biri, asla başka birini sevemez. Bakın asla diyorum, çünkü sevginin kaynağı bizdedir. İnsan kendini severek başlar bu yolculuğa, kendini sevmezsen başkasını sevemezsin. Sende olmayan bir şeyi, kimseye veremezsin. İçerde üretemezsen asla hissedemezsin.

Bize sevginin kıskanmak, sahiplenmek ve kısıtlamak olduğu öğretildi hep. Etek boyuna karışan erkek “seven erkek” oldu. Kıskanan kadın “seven kadın” oldu. Gece dışarı çıkamazsın diyen sevgili “seven sevgili” oldu. Nedense hep bir sebebe bağladık sevgimizi. Çiçek almayınca “çiçek almıyor, demek ki sevmiyor beni” dedik. İstediğimiz arkadaşımızla dışarı çıkabilince “kıskanmıyor, demek ki sevmiyor beni” dedik. Yalnız kalmak istediğimizi belirttiğimizde bizi zorlamayıp isteğimizi yerine getirmek için geri çekilen sevgiliye “bak hiç merak etmiyor, demek ki sevmiyor beni” dedik... Çünkü hiç empati yapabilen bir insanla ilişki kurmadık, hep bizi süründüren, bize hayatı zindan eden, bizi daha büyük bataklığa sokup içinde olduğumuz bataklığı unutturan insanlara sevgilim dedik ve bir gün gerçek sevgiyle karşılaştığımızda da işleri elimize yüzümüze bulaştırdık. Bizi sevdiği için, yalnız kalmak istediğimizde, içi yana yana bizden uzaklaşan kadına “ilgisiz” dedik. Hayatımızdaki ayrıntılara karışmayıp bizi özgür bırakan adama “umursamaz” dedik. Gün gelip de “Eğer benden dahi uzaklaşmaya ihtiyacın varsa bunu da desteklerim, yeter ki bana ihtiyacının ne olduğunu söyle.” diyen bir insana ne cevap vereceğimizi bilemedik çünkü böylesine bir empatiyi biz kendimize bile yapmadık ki karşımızdaki insanın yapabildiğine inanalım? Şaşırdık! Daha biz kendimizi sevmez ve sevmeye layık görmezken, bu insan bizi neden sevsin? Bilemedik işte…

Sevgi, ancak içerden dışarı aktığında hissedilebilen bir duygudur. “Hayır, beni seven birinin sevgisini hissedebiliyorum.” dediğinizi duyar gibiyim. Evet başkasının sizi sevdiğini hissedebilirsiniz, sezebilirsiniz, bu sevginin etkilerini görebilirsiniz; ama asla onun sizi nasıl sevdiğini bilemezsiniz. Herkes sadece kendi sevdiği kadar bilebilir dünyayı, herkes kendi penceresinden bakabilir ancak. Çünkü hissettiğin sevgi ancak sevebildiğin kadardır. Bu yüzden kimseye kızmamalı, kimseye gücenmemeli bizi sevmiyor diye. İnanın, kimin nasıl sevdiğini anlamaya gücümüz yetmez. Biz ancak sevebiliriz, anlamak bize düşmez.

Sevgi özgürlüktür, sevgi sonsuzluktur, sevgi içten dışa akan bir nehirdir, demiştik. Öyleyse şimdi, özgürleşme zamanı. Şimdi, yaptığımız tüm yanlışlara bir sünger çekme zamanı. Şimdi, sevemediğimiz günlerin yerine sevme zamanı. Şimdi artık, kendimizi sevmeyi öğrenme zamanı. Sevginin kaynağını içimizde bulma zamanı. Sevgiyi dışarda aramayı bırakma zamanı. Sevgi senden akan bir nehir; sevgi karşındakinin güzelliği, iyiliği, parası ya da boyu posuyla ilgili değil. Sevgilini ne kadar sevdiğin, kendini ne kadar sevdiğinle orantılı. Önce kendini sev. Çünkü bu hayat kendini sevmeyenlere çok zor gelir. Kendini sevmezsen yaşam amacını bulamazsın. Kendini sevemezsen hayatına anlam katamazsın. Bu hayat, o kadar özgür bir hayattır ki, kendi anlamını yaratma gücünü bile sana verir. Bu hayat, o kadar güzel bir hayattır ki, merkeze seni koyar ve önce kendini sevmeni bekler. Bu hayatta kapılar yalnızca içeriden açılır. Kapılarını aç ve sevgiyle arandaki engelleri kaldır. Kapılarını aç ve dışarı çık, unutma ki gökyüzü daima oradadır.

Sevgiyle kalın, hoşça kalın…

SİTEDE ARA

Go to top