Reenkarnasyon yani “yeniden doğum” veya “ruh göçü” birçok inanışta karşımıza çıkıyor. Tasavvuf’ta, Şamanizm’de, Kabala’da, Hıristiyanlık’ta ve daha birçok inançta reenkarnasyondan söz edildiğini görüyoruz.

Budizm’deki (aynı zamanda Hinduizm, Taoizm, Sihizm, Jainizm ve Teozofi’de olan) karma felsefesinde de reenkarnasyon inanışı var. Karmaya göre yeniden doğuşumuz, önceki hayatlarımızda yaptığımız iyi ya da kötü eylemlere göre berlirleniyor. Budizm’in amacı karmaya daha fazla yol açmamak ve bu doğum-ölüm döngüsüne son vermek. Karma’nın oluşum zamanıyla ilgili üç farklı karma türü var:

  1. Yaşandığı esnada oluşan Karma
  2. Önceki yaşamda oluşan Karma
  3. Sonraki yaşamda oluşacak Karma

Her eylem ve davranış karma oluşturmayabiliyor. İyi niyetler olumsuz sonuçlardan fazla olduğunda karma etkisi oluşmayabiliyor. Bu durumda “etkisiz karma” oluşuyor. İstemeden yapılan eylemler için bir düzenleme yok. Bir eylemin ardında ne kadar az art niyet varsa, o kadar az karma oluşuyor.

Karma’nın bir anlamı da bireyin şimdiki ve geçmiş yaşamdaki hareketlerinin sonuçlarının toplamı. Yani nedenler toplamı olarak oluşan “mukadderat.”

Zen’deki karma yasası, bir evrensel nedensellik yasası. Kişinin şimdiki ve geçmiş yaşamında yaptıklarıyla karşılaşması anlamına geliyor. Yaşanması gereken sonuçlara ise “Karmik Plan” deniyor.

Bir bedene doğuyoruz, yaşıyoruz, ölüyoruz ve yaşamımıza göre başka bir bedende yeniden doğuyoruz. Karma son bulana kadar bu “yaşama eziyeti” devam ediyor.

Budizm’deki tartışmalı konulardan biri de tek bir bilinç olup olmadığı. Kimisi bilincin de her şey gibi geçici ve değişken olduğunu söylüyor. Kimisi değişmeyen, bedenlerde yaşayan tek bir bilinç olduğundan bahsediyor.

Bir materyalist bile olsanız yazımın bu kısmına kadar geldiyseniz, konuyu sempatik bulduğunuzu düşünüyorum. Biliyorum, sizin için yaşam maddeden meydana geliyor.

Ben ise bir panteist olsam da reenkarnasyonla sadece ilgiliyim. İnanıyorum diyemem. Belki inanmak istiyorum sanırım ama kararsızım. Üzerine okumayı, düşünmeyi ise çok keyifli buluyorum.

Bilinç ilginç bir konu. Tanrı’nın saf bilinç, insanların yarı-bilinç yarı-bilinçsizlik, hayvanların ise tamamen bilinçsizlikten oluştuğunu düşünürsek reenkarnasyon konusu bizi şu çıkarımla baş başa bırakıyor: Tanrı saf bilinçse, insan bilincin bedenlenmiş haliyse, insan Tanrı’nın bir parçası değil mi? Evet, bir panteist olarak ben buna gönülden inanıyorum. Hepimiz küçük tanrılarız. Bana kalırsa bu kutsallık hayvanlar ve tabiat için de geçerli. Canlı olan her şey kutsal. Bu kutsallık bakışına hayatımızda yer açabilirsek birçok şey değişecektir. Bu bakış bizi bir karıncayı bile incitmekten uzak tutacaktır. Birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Neye inanırsak inanalım veya inançsız olalım; yaşamı her şeyiyle kutsamayı becerebilirsek daha kaliteli, merhametli, daha yüce bir hayatımız olacak. İçimizdeki bilge taraf uyanacak. Andy Weir’ın kısa öyküsünde anlattığı gibi herkesin aslında biz olduğunu daha iyi kavrayacağız. Gerçekte kim olduğumuzu keşfedeceğiz ve dünyaya karşı “kozmik” bir bakışımız olacak. Bu, kalbin genişlemesi demek. 1970’lerde dünyada yaygın olan bu bakışın dünyaya yeniden yayılmasını diliyorum.

***

Andy Weir’in “Yumurta” isimli kısa öyküsünde anlatıcı Tanrı’nın kendisidir. Karakterimiz ölmüştür ve Tanrı ona öldükten sonra geldiği yeri, kim olduğunu, neden dünyada olduğunu, hayatın anlamını falan anlatır. Bu kısa öyküyü dilerseniz yazının altındaki videodan dinleyebilirsiniz.

Sevgiyle,

https://www.youtube.com/watch?v=bfKdMBw7F20

SİTEDE ARA

Go to top