Başımıza gelen her olayın ve her insanın, bizim iyiliğimiz için olduğunu düşünmek, benim için “geleni olduğu haliyle” karşılamayı kolaylaştırıyor. Karşılamayı kolaylaştırdığı gibi bana kabul etmem için alan açıyor. 

Sanki sonsuzmuş gibi hareket ettiğimiz rollerimizin içinde her şey zaman içinde ezbere dönüşüyor. Ezberledikçe yenilikleri hayatımıza katmak, gitmek isteyeni bırakmak zorlaşıyor. Dünya sahnesi, biz ipsiz kuklaları oradan oraya savrulurken; görmeyi, duymayı, dinlemeyi, hissetmeyi unutuyoruz. En çokta hissetmeyi unutuyor; hangi hissin gerçek, hangi hissin sahte olduğunun ayırdına varmakta zorlanıyoruz. İnsan gerçekten ne hissettiğini düşünmeyi bıraktığında hayatı otomatik pilota alıyor ve bu otomatik pilotta yaşama hali toplumsal bir sorun. Neden böyleyiz demedikçe, içinde yuvarlandığımız sahneyi sorgulamadıkça, her gün birbirinin aynıymış gibi geçip gidiyor. Böyle zamanlarda yaşadıklarımızı bir ders olarak mı, yoksa bir ceza olarak mı görüyoruz? İşte bu tamamen sana kalıyor, nasıl bakmak istersen öyle görüyorsun ve sen gördüğünü kabullendiğinde, değiştirmek için çalışmadığında, sana yazılan role sıkışıp kalıyorsun.

Birçoğumuz kalıplarının, ezberinin dışına çıkmadan dünya sahnesinden geçip gidiyor. Bazılarımız ise kendi kalıplarının dışına çıkmayı başarabilmek için bütün şartları zorluyor ve elinden geleni yapıyor. Bazen kalıpların dışına çıkmayı başarabilmek oldukça sancılı bir süreç olabiliyor, gitmek istediğin yolun bu olmadığını fark edip ilk başa geri dönebiliyorsun. Çünkü başladığın yere geri dönebilmek ve tekrardan başlamak mümkün. Hatalarından, başarılarından, seninle yürümeyi seçenlerden ders almayı kabullendiğinde, yolunu da değiştiriyorsun. Dünya sahnesinin binlerce perdesi var ve sahne senin. Sen kalıplarının dışına çıkmak, rolünü kendine göre biçimlendirmek için çabalarsan eğer, ezberlerini değiştirmekte söz konusu olabiliyor.  Doğarak çıktığın sahnenin sonunu, kendini bilmeye başladığında fark ediyorsun. Sen ölmeye doğduğun bir sahnedesin, o yüzden de o rolü biçimlendirmek, iyileştirmek ya da akışına bırakmak senin elinde. Kısaca sen neyi seçersen ona dönüşüyorsun. Senden yeni bir insan yaratmayı başarabilmek için yılmadan uğraşmak gerekiyor. Ne de olsa bu sahnenin yönetmeni değilsin, ama herkes kendi sahnesinin başrol oyuncusu. Doğaçlama yapmak, rolün tüm gerçeğini hissetmeyi başarmak oyunu senin için kolaylaştırıyor. Ezberini bozmayı öğrendiğinde, sahne senin istediğine göre değişiyor, sen rolüne olmak istediğin yerde devam ediyorsun. Sana biçilen her rolü kabullenmek ve onun içine sıkışıp kalmak zorunda değilsin. Böyle zamanlarda kısacık bir ara verip, kendine ne istediğini, ne hissettiğini sor ve kendine dürüstçe cevap ver. Cevap her ne olursa olsun, bu cevap sana kendine giden bir yolda olduğunu hatırlatsın. Herkes kendi sahnesinin başrolünde ve hepimiz tek başımıza geldiğimiz, kalabalıklarla yaşadığımız bu sahneden günü geldiğinde tek başımıza ineceğiz.

Ben bu rolde payıma düşeni aldım, çoğunlukla ezberimi bozdum, rolü beğenmedim başka bir rol üzerinde çalıştım, ne kadar başardığım göreceli bir kavram ama sıkışıp kalmadığımı, kendimi dönüştürmek için çok çabaladığımı gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Oyun ne zaman biter, perde ne zaman kapanır bilmiyorum ama şu anda içinde olduğum rolde her duyguyu tüm hücrelerime kadar hissediyorum. Hep ışıklar içinde oynamıyorum, karanlıklarda saklandığım zamanlarımda oluyor. Önemli olan karanlığın seni boğmasına izin vermemek, sahneyi tekrar aydınlatmayı başarmak. Umarım sevdiğin bir rolün içindesin ya da sevmediğin bir rolü değiştirmek için çabalıyorsundur. Değiştirmek için çalışmaya başlamak bile yeterli, çünkü sen çabaladıkça değişim kolaylaşacak. 

Ezberini boz, kalıplarının dışına çık, fark et! Sen sadece bu değilsin, bu kadar değilsin.

Hoşça kalın. Mutlu kalın. Namaste

SİTEDE ARA

Go to top