Tam olarak kaynağını bilmediğim ama çok sevdiğim bir hikayeyi paylaşacağım sizlerle.

Hikayeye göre; bütün insanların birer tanrı oldukları bir zaman varmış. Ancak insanlar tanrısallıklarını o kadar kötüye kullanmışlar ki, yaratıcı olan Tanrı bu özelliği onlardan geri alıp, hiç bulamayacakları bir yere saklamaya karar vermiş. Melekler, O’na bunu toprağın derinliklerine gömmesini önermişler. Ama Yaratıcı, insanların toprağı kazıp çıkarabileceklerini söylemiş. O zaman melekler denizlerin dibine gömmesini söylemiş. Yaratıcı, derinlere dalıp yine bulabilirler demiş. Bunun üstüne meleklerin aklına başka bir fikir gelmemiş. İnsanoğlunun günün birinde el atamayacağı hiçbir yer yokmuş. O zaman Yaratıcı demiş ki; “Tanrısallığı insanın kendi içinin derinliklerine gizleyeceğim. Çünkü bakmayı asla akıl edemeyecekleri tek yer orasıdır.” O gün bugündür insan, aslında kendi içinde olanı bulabilmek için yeryüzünün bütün topraklarını araştırıp durur.

Mevlâna şu sözüyle adeta hikayeyi özetlemiş: “Altın hazinesini muhafaza için bilinmeyen viranelere gömerler. Defineyi malum yerlere koymazlar. İşte bu yüzden ferahlıkta, zahmetin altındadır.”

Peki neden mutluluğu ve diğer her şeyi dışarıda arıyoruz? Zor olan buymuş sahiden. İçimize bakmak en zoruymuş. En yabancı kendimizmişiz. Ama güzel olan şu ki, hiçbir zahmet boşuna değilmiş. Beni bana yaklaştırmak içinmiş hepsi.

Tüm duygularımızı belirli kalıplara sokuyoruz. Tüm duygularımıza şartlar koşuyoruz. Bu beni korkutur, bu beni üzer, bu beni mutlu eder, bu beni güldürür... Hep dışarıya bağlı. Oysa ben ne istiyorsam o olmuyor mu aslında? Dünyanın en komik fıkrası da olsa ben gülmek istemedikten sonra ne işe yarar ki? Dünyanın en kötü olayını yaşasam da acı hissetmedikten sonra ne olur ki? Her şey ve herkes, benim onlara ne anlam yüklediğimle ilgili değil mi?

Kapat gözlerini. O göremediğin hiçbir şey var ya, işte o. İşte gerçeklik bu. Sessizlik.  Sen izin vermediğin sürece o sessizliği kimse bozamaz. İzin vermediğin sürece herhangi bir görüntü dahil olamaz. Kendi bedenin de dahil buna. Her şeyi ve herkesi biz yarattık. Ama fark edemedik. Bilemedik. Çünkü içeriye bakmayı unuttuk. Biliyorduk içeriyi ama kaybettik.

Kaybettikten sonra bulmak en kıymetlisidir derler. Yeterince kaybettikten sonra bulup, O'na sarılmak dileğiyle...

SİTEDE ARA

Go to top