2014 yılında üniversite sınıf arkadaşlarımın (Sangita ve Candramani) tavsiyesi ve benim o zamanlar henüz farkında olmadığım arayışım üzerine Gurudwara Yoga Merkezi’nde yogaya başladım. Gelenler bilir, bu mekan ilk girdiğinizde sizi tütsü kokuları ve sessiz, huzurlu ambiyansı ile karşılar.

Etrafta bolca bulunan, tarihi/modern ve ayrı ayrı bakıldığında birbirinden alakasız duran dekoratif süslerin, bir aradayken nasıl bu kadar uyumlu ve bütünlük içinde olduğuna şaşarsınız. Sanki biri yer değiştirse bir eksiklik olacağını hissedersiniz. Şimdilerde bu iç dizaynın insanlığı yansıttığına kanaat getiriyorum. Bir kişinin yokluğu/değişikliği bile evrendeki bu bütünlük algısını yaralıyor. Her ilk gelen gibi, ben de buranın sadece ‘yoga yapılan bir yer’ olmadığını hemen hissetmiştim. Çok daha fazlasının olduğunu seziyordum ancak ‘ne?’ diye soranlara inanın o zaman benim de verecek bir cevabım olmuyordu. Yoganın ‘yapılan’ değil ‘olan’ bir şey olduğunu öğrenmem ise biraz zaman almıştı.

Kış sonunda başladığım yoga derslerine yaz tatilinin gelmesiyle mecburen ara verdim. Ya dersler beni çok etkilemişti ya da bu nadide mekanda kısacık katılabildiğim sohbetler ve hissettiklerim... Beni etkileyen neydi bilmiyorum ama tatil süresince her karşılaştığım durumda bu yer aklıma gelip duruyordu. Olayları, kişileri değerlendirirken yogayı hayatımda hissetmeye başlamıştım. Yine bilenler bilir, bu mekandan ayrı kalınca insan pek özler. Tabiri caizse bir mıknatıs gibi çeker uzaktan sizi. Bense bahsettiğim yaz sonrası okul değiştirip kilometrelerce uzağa giderek başka bir şehre yerleşmiş ve bu hissi zirvelerde yaşamıştım. Benim yolculuk hikayemi burada bırakıp gerek bu kısa sürede gerekse şehirden şehire git-gellerle burada neler yaşadığıma değineceğim.

Geçirdiğim kısa süre içinde şahit olduklarım benim için çok yeniydi. Bu merkeze gelen insanlar sadece yoga derslerine katılmakla kalmıyor, kişisel sorunlarını da paylaşıyorlardı. Önceleri bu bana çok garip gelmişti. Tanımadığımız insanlara neden yaşadığımız sorunları anlatıyorduk? Oysa zamanla aramızda bu sayede gelişen dostluklar ile bir insanın nasıl bin insan olabileceğini öğrendim. Bir baktım ki paylaşılan zorlukların yerini burada yeni umutlar alıyor.

Günlerden bir gün, yine aynı bir ev gibi sohbet ortamının oluştuğu sırada, o zamanlar kişisel hayatımda devamlı karşılaştığım ve niyetlerinin kötü olduğuna inandığım insanlardan dem vurdum. Anlaşılamamaktı belki derdim ve artık çevremde aynı frekansta olup da paylaşım yapabileceğim insanların olmadığını düşünerek, ‘frekansıma uygun’ diye nitelendirdiğim insanların aslında var olmadığı ümitsizliğine kapılmıştım. Buna cevap olarak, o zamanlar sadece Yoga Eğitmenim diye nitelendirdiğim Nazmi Gür, çok derinlerime işleyen 3 basit kelime söylemişti: “Böyle insanlar var”. Bu sözle birlikte çok uzaklara dalmış, ‘peki bu insanlar nerede?’ diye düşünmeye başlamıştım. Bu söz öylesine vurgulu ve bilindiğinden emin bir şekilde söylenmişti ki; her şeyi sorgulayan ben, bu sözün yanlış olabileceğini bir an bile aklıma getirmemiştim.

Evet, O biliyordu. Yıllar içinde öyle çok şeye şahit oldum ve öyle insanların dostluğunu gördüm ki; şimdi biri aynı ümitsizliğe düşse, gözümü kırpmadan bu cevabı ona verebilirim. Buna benzer çok fazla duruma kendi gözlerim, kulaklarım, hislerim, sezgilerimle şahit oldum. Tek yapmam gereken içimde tüm bu söylenenleri deneme cesaretini bulmaktı. Birçoğumuz gibi aldığım analitik eğitim sebebiyle her yeni olana bakışım hep ürkek oldu. Hep mantık çerçevesinde düşündüm ve sorguladım. Yeri geldi yanlış yargılarda bulundum, zarar gördüm; yeri geldi varlığımı paylaşmanın mutluluğunu tattım. Ama ilk adımı OSHO’nun dediği gibi deneyerek attım. Şöyle demiş OSHO: “Yoga sana bir şeye inanman gerektiğini söylemez. Yoga dene der. Deney ve deneyim aynı şeylerdir, sadece yönleri farklıdır. Deneyim, içsel bir deneydir.” Ben kendi üzerimde bir bilimsel deney yaptım, güzel sonuçlar aldım ve yapmaya da devam ediyorum. İstiyorum ki yolculuğum süresince tattığım güzel hisleri herkes tatsın, herkes denesin ve kendi deneyimlerini yaşasın.

Usta’m Nazmi Gür’ün dediği gibi “Böyle insanlar var.” Çünkü bu insanlar hepimiziz, sadece tozlu aynalarımızın biraz emekle parlamaya ihtiyacı var. Bu parlaklığa erişebilmek için hepinizi, Alternatif Hayat Dersleri (AHAD) adlı bu sitedeki yazıları okumaya davet ediyorum: Alternatifhayatdersleri

“Alternatif Hayat Dersleri (AHAD), olduğunuz yerdeki sizle, olmak istediğiniz siz arasındaki mesafeyi kapatır.” yazdığını göreceksiniz bu sitede. Ben AHAD öğretilerini de içeren yogaya ilk başladığım gün ile bugün arasındaki büyük dönüşümü kendimde hissediyorum, herkesin de kendinde hissetmesini yürekten diliyorum. Gelin hep beraber kendimize doğru bir adım atalım.

Sevgiyle...

SİTEDE ARA

Go to top