“Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.”

(Ne İçindeyim Zamanın, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Balkonu tek kelimeyle anlat deseler “hafiflik” derdim. Tanpınar’ın şiirindeki gibi bir hafiflik. Mekan ve zaman bir bütündür. Müzik ise çoğu zaman bu bütünlüğe lezzet katan en önemli öğe gibi geliyor bana. Balkonda evin içindeki gibi bir zaman algısına sahip olmayız. Zaman daha yumuşak akar. Belki meltem, balkon demirlerindeki sardunya, masadaki çay, başımızı kaldırdığımızda özgürlük hissi veren sema… Hepsi bizi hafifletir. Balkon hafiflik veren bir yerdir. Belki de bu yüzden –tartışma üst kat komşunuzla mesela halı silktiği için çıkmadıysa- balkondayken münakaşa edildiği pek görülmez. Tartışma evin içine ait bir şeydir. Balkonda akşam yemeği de yemeyiz çoğunlukla. Çayın yanında bir şeyler belki… İçeride yenilen bir akşam yemeğinin üzerine kahve içmek için çıkılır balkona ya da bir kadeh içmek için. Balkondaki sohbetlerde de bir keyif vardır çünkü, insan keyfi yerindeyken çıkar balkona, genellikle. Melankoli evin en loş köşesine ait bir his gibi gelir bana. Neşe, huzur ise balkona.

Pandemi nedeniyle yakın zamanda evlere kapanınca en atıl balkonlar bile yıkandı, öyle değil mi? Belki bir sepet, birkaç çiçek, bir iki tabure çıkarıldı dışarıya. Sabah serinliğinde ve akşam üstleri daha çok vakit geçirir olmadık mı balkonda? Hayat balkona sığdı. Hayatı küçülttük. Küçüğün değerini anladık belki de pandemi vesilesiyle. Gündüzleri çalışmaktan pek görmediğimiz evimizi gün ışığında görür olduk. Balkonumuzu da. Küçük bir hayat… Basit… Sade… Yavaş… Yaşadığımızı idrak etmeye başladık. Öylesine hızlıydı ki her şey, hayatı kaçırıyorduk sanki. “Bir baktım on yıl geçmiş” deyiveriyorduk bir sohbet sırasında arkadaşımıza. Farkında değildik çünkü. Şimdi yaşadığımız son iki ayı berrak bir şekilde hatırlıyoruz. Hatırlayacağız da… Yavaş yaşadığımız için.

Bir arkadaşım apartman bahçesine bakan arka balkonunda yoga yapardı. Yoga yapmak için ne güzel yerdir sessiz bir balkon. Yoga hayatı hafifletir ve yavaşlatır. Balkon da. İkisi de bizi “yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında” tutar. Yani akışta. Akışta kalmak makbuldür, istenendir. Akış bizi şimdi’de tutar. Şimdi’de kalınca zaman genişler, esner. Zaman esneyince mekan anlam kazanır ve ayrıntılar belirginleşir. İşte bu noktada balkonunuzdaki masaya çiçekli bir örtü örtme ihtiyacı duyabilirsiniz veya çiçeklerinizin topraklarını havalandırıp saksılarını değiştirebilirsiniz. Balkonla bir ilişki kurarsınız. Bir iletişim. Onun varlığını bütünüyle fark edersiniz ve onunla ilgilenmeye başlarsınız. İlgilendiğiniz şey ruhunuza dokunur. Balkonunuza emek verdiğiniz için ona verdiğiniz kıymet de artar. Balkon hayatınızın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Hatta bir pandemi ortamında coşkuyla kutlanan bayramlara ve heyecanla alkış tutarak katıldığınız eylemlere mekan olur balkon. Keyif, coşku, huzur, protesto… Hayat balkona sığar dememiş miydik?

Sanırım kendi tarihçesine* pandemi günlerinde edindiği yeni anlamlarla katılacak balkon. Belki fransız balkonlu, sıkıcı evlerde oturanlar klasik bir apartmana taşınacak, kim bilir? Balkon üzerine yazılan yazılar, öyküler, denemeler artacak. Balkonda yapılanlara yeni eylemler, haller eklenecek. Balkonu hayata kattıkça ona verdiğimiz anlam da değişecek. Hatta değişmeye başladı bile.

Zamanın nasıl aktığının her âan bilincinde olduğunuz, akışta kaldığınız, yeni yaratıcı eylemlerle vakit geçirdiğiniz, balkonda geçen, keyifli günleriniz bol olsun.

Sevgiyle,       

*https://zitlarmecmuasi.com/antik-persten-pandemiye-balkonun-tarihcesi-1/

 

SİTEDE ARA

Go to top