“Hayat durup bir mucize gerçekleşmesini bekleyecek kadar uzun değil” (Kasım’da Aşk Başkadır)

Çok daha eski nesilleri bilemiyorum ama tarihimizde ilk defa kendim ve birkaç üst neslim olarak bizim için manevi değeri çok derin olan bayramlarımızı en yakınlarımızdan ve sevdiklerimizden ayrı olarak, sokaklardan uzakta evde geçiriyoruz. Yakın zamanda çocukların ve gençlerin sokaklara çıkıp coşkuyla kutlamaları gereken iki milli bayramımızı salgının ve sokağa çıkma yasağının gölgesinde içimiz buruk bir şekilde kutladık. Şimdi de Ramazan Bayramı’nda büyüklerimizden ayrıyız, şekerler tatsız, sofralar dostsuz...  İnsanoğlu olarak zorlu bir sınavdan daha geçiyoruz. Bir yanda her şeye rağmen çalışıp hizmet sunmaya devam edenler. Bir yanda işsizlik, geçim sıkıntısı, kıtlık endişesi... Evde kalmak zorunda kalan insanlık olarak kendimizi hapiste gibi hissediyor, korku ve yalnızlıkla yaşıyoruz. Ve üstüne bir de bu özel günler denk geldi mi sevdiklerimizle bir arada olabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu idrak ediyoruz.

Tüm insanlığı etkileyen bir salgın hastalık, sağlığın yanı sıra daha önce üzerine belki hiç düşünmediğimiz pek çok şeyin hayatımızdaki yerini ve önemini sorgulamamızı, belli farkındalıklar kazanmamızı da sağladı diye düşünüyorum. Her zaman çok sıradan bulduğumuz, keyfimize göre yapabildiğimiz pek çok günlük aktiviteyi iki ayı aşkın bir süredir ciddi sınırlamalar, yasaklamalar içerisinde yaşamak zorundayız. Kafeler ve alış veriş merkezleri kapandı, parklar boşaldı, her türlü sosyal aktivite yasaklandı, insanlar eve kapandı. En basit açık havada yürümek bile bir süredir büyük bir lüks oldu hepimiz için. Hareketli bir hayatımız varken yapacağımız işlerin önem sırasında, kendimizi hep en sonda bırakıyor, durup nefes almayı beceremiyor, düşüncelerimizi dinlemiyorduk. Tadına vararak yemek yemeyi ve fiziksel aktivitelerimizi acilliyetlerimizin arasına sıkıştırıyorduk. Ve sonunda hayat bize biraz durmamızı, kendimizle buluşmamızı söyledi.

İlk zamanlar tüm bu olanların ne kadar korkunç olduğunu düşünürken, süreç içerisinde karanlığın ardındaki aydınlığı görmeye başladık. Çünkü karanlık tek başına var olamazdı, ışığın olmayışıydı ve ışık, belirsizliğin gölgesinin ötesinde sırlıydı. Eğer bu yaşanılanların yok yere yaşanmamasını istiyorsak farklı bir açıdan bakmalıydık. Belki de tüm bu olanlar bir lütuftu. İhtiyaçsız alışveriş yapmanın, gereksiz şeyler tüketmenin, sağlıksız beslenmenin, kısaca tüketim esaretinden kurtulmanın ve her şeye anında ulaşamayıp şükretmenin manasına yaklaşmanın lütfuydu. Bir hapis değil, kendimizle her yönüyle buluştuğumuz çok değerli bir inzivaydı.

Bu süreçte anne babalar çocuklarıyla daha fazla oyun oynadı, kendi ellerimizle ekmekler yapıldı, yıllardır onarılmayı bekleyen eşyalar onarıldı, evde içilen kahveler daha bir anlam kazandı... Bir şeylerden keyif almanın, sokaklara çıkmadan, gereksiz paralar harcanmadan da mümkün olabileceği anlaşıldı. Ve hayatın içinde değişkenlikler yaşanırken her duruma uyumlanmak, hem bireysel hem de toplumsal olarak en yüksek erdemleri sahiplenerek, daha çok uyum ve birliktelik içerisinde yaşama fırsatı ile yeni bir insanlığa adım attığımızı hatırlattı.

Yakın zamanda Usta bize iyi bir yaşam kültürünü nasıl inşa edebileceğimiz üzerine bir soru sormuş, üzerine de şunu paylaşmıştı:

“Hep egolar, kuyruğu dik tutmalar, laf sokmalar, çarptırmalar. Ya emeksiz yemek, ya da kendi işini kendin tanımlayıp o kadarlık yapmak ve idare etmek. Ashram bir hobi bahçesi,  kollektif zihin sanki ve zihindeki ayrık otlarını temizlemek yerine her birimiz zihnindekini bahçeye ekmek,  çapalamak istiyor. Kendi tanımına uymayan bir şey geldiğinde de ya görmüyor, ya görmemezlikten geliyor ya da bu benim istediğim şey değil deyip kenara çekiliyoruz.  Bize verilen fırsatlar, tanınan alan, haklar, bunun için değil ki... Güven yoksa ya da yeterli değilse, kimse değişme, dönüşme riskini almıyorsa,  hedeflerimiz aynı değil demektir. Aynı olsa ne olur diğer iki madde yoksa, zevahiri kurtarmak olur sadece...  Peki nereye kadar?” Nazmi Gür

Bu zor olaydan sonra daha önceki seferlerde yaptığımız şekilde hiç bir şey olmamış gibi ‘normal’ yaşama dönmek yerine daha uyumlu, değer veren, sağduyulu bir yaşam için radikal kararlar almamız gerekiyor belki de. Bu virüs ile devasa bir uyanışın ilk adımını atıp güçleniyor, bozulmuş, çürümüş, insanlığa hizmet etmeyen sistemlerle hem içimizde hem dışımızda artık kaçamayacağımız şekilde yüzleşiyoruz belki de. Ve belki o filmlerde izleyip romanlarda okuduğumuz, çok uzakta sandığımız bilinç atlama dönüşümü şimdi gerçekleşiyor ve herkesi içine eşit olarak alan uyanış yolculuğu başlıyor.

"Zorluklar karşısında ”damarlarınızdaki asil kana” yani ”belirli kuvvelerin sizde vücut bulma kapasitesine” güvenin. Zorlukların içerdiği tehditler, bu kuvvelerin ortaya çıkmasını tetikler ve sorunu yaratan zihinlerin bulamadığı çözümler, dirayet ve kararlılıkla aramaya devam edenlerin zihinlerinde ve kalplerinde AŞK’tan doğar.

AŞK ile sarılın yaptığınız her şeye… Nefsimizdeki zaaflı yanları aşmamıza ve hayatın çıkışsız görünen döngülerini dönüştürmemize imkan veren sadece AŞK’tır." Alıntı

Hayatın getirdiklerini kabul edip uyum sağlamaya mecburuz, peki bunu ne kadar becerebiliyoruz? Korkular, endişeler, yalnızlıklar normal, fakat yaşamaya devam etmek için o duyguyu fark edip sakinliği korumak gerekir ki yolda emin adımlarla yürüye bilelim. Farklı yollarda yürüyoruz belki ama hep söylediğimiz gibi yoga yoluyla bir ve bütün olabiliriz. 

Evlerde kaldığımız bu dönemde; birçok yoga hocası ve merkezi online dersler veriyor. Bu çalışmalar duygularla başa çıkmak ve biraz olsun rahatlamak için yardımcı olabilir. Tüm bunlar içinde ille de sokaklara çıkıp spor salonlarına ya da yoga merkezlerine taşınmamız gerekmiyor. İhtiyacımız olan biraz durup evde kalmak.

Artık bu yolda gerçekten birlikteyiz. Bu birliği ve bütünleşmeyi içimize gerçekten sindirmeli ve yola öyle devam etmeliyiz.

Hayat nefes aldığımız kadar ve gerçek güzellikler yaşandıkça anlaşılıyor. Birbirimizin kıymetini bildiğimiz, kinleri gönlümüzden söküp attığımız, sevdiklerimizle yeniden kucaklaştığımız, umutlu ve sevgi dolu nice bayramlar yaşamanın ümidi ile Ramazan Bayramı'mız mübarek olsun.

“Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim;

çünkü belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.

Madem ki Peygamber Efendimiz ‘Mümin müminin aynasıdır’ buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz?

Kerim olan kişiler, dostları uğruna canlarını feda ederler. Köpekliği bırak, biz de kerim insanlardanız.

‘Kul euzü’leri, ‘Kul hüvallah’ları neden birbirimizi sevmek için okumuyoruz?

Garazlar, kinler dostluğu karartır, gönlü yaralar.

Ne diye garazları, kinleri gönlümüzden söküp atmıyoruz.”

Hz. Mevlâna / Külliyât-ı Dîvân-ı Şems, I, Gazel 1535

SİTEDE ARA

Go to top