“Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil, yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır.

İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü yürüyen insan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.” Yürümenin Felsefesi, Frêdêric Gros

Yürürken zaman esner. Özellikle yavaş yürürken… Önünden geçtiğimiz bahçedeki çiçekler belirginleşir, ağaçların dallarına konan küçük kuşlar kolaylıkla fark edilir. Atılan her adımda ve gözümüzün gördüğü manzara ağır ağır değişirken, zihin berraklaşır. Beat Kuşağı yazarları hep yüceltmiştir yürümeyi. Rimbaud bir yürüme aşığıydı. Nietzsche günde sekiz saat yürüyordu. Yürümeyi keşfettikten sonra daha üretken oldu. Bir keşiş olmuştu. Keşişler sakin insanlardır. Dingin… Derin… Yürümek, üzerinde düşündüğümüz bir konuda derinleşmemizi kolaylaştırır. Yazmayı da.

Ben de yürümeyi sevenlerdenim. Bir süredir bel ağrılarım nedeniyle uzun yürüyüşler yapamasam da hep yürüyen biri oldum. Yürümenin düşünmeye ve yazmaya müthiş faydası olduğunu deneyimledim. Yürümek insana tek kelimeyle “zihin açıklığı” verir, morali yükseltir ve her şeye bütün ayrıntılarıyla başka türlü bakmamızı sağlar. Çözmemiz gereken bir sorunumuz varsa yürüyerek rahatlıkla çözebiliriz. Yürürken daha iyi düşünürüz. Zihnimizde fikirler uçuşur. Uzun bir yürüyüşten sonra oturulan çalışma masasında verimli oluruz.

Yürümek bir dönüşümdür. Keşişler evlerini, hayatlarını arkalarında bırakıp uzun uzun yürürler, nereye gittiklerinini bir önemi yoktur. Hedefleri yoktur, sadece yürürler ve yorulunca bir ağaç altında uyuyup yeniden yürümeye koyulurlar. Yol, onları dönüştürür. Kendini yola bırakan herkes bir keşiştir aslında.

Yürümenin Felsefesi’nden öğrendiğim kadarıyla; hac yolculuğu, kozmik bir yeniden doğuş ütopyası barındırıyor içinde. Meksika’daki Huichol halkının büyük peyote yürüyüşü de böyle. Sierra Madre sıradağlarında yaşayan topluluk, her yıl küçük gruplar halinde, halüsinatif etkilere sahip şifalı bir kaktüs olan peyotenin yetiştiği Potosi Çölü’ne kadar dört yüz küsur kilometrelik taşlı yolları yürüyor. Sonra topladıkları tomurcukları söğüt sepetlere doldurup şarkılar söyleyerek eve dönüyorlar. Huicholler bu yolculuğa peyote toplamanın yanı sıra dünyanın dönmeye devam etmesini sağlamak için çıkıyorlar. Peyote Ateş Tanrı’yı temsil ediyor; Mısır ve Geyik’le birlikte kutsal üçlüyü oluşturuyormuş. Mitolojiye göre, gölgeleri ve ölümü alt etmiş kadim bir tanrı, Ateş ve Su güçleri dengelensin diye, kuru ve yağmurlu mevsimlerin birbirini takip etmesini sağlamak için düzenlemiş ilk hac yolculuğunu. Mısır hem su hem güneş istiyor. Hac yolculuğu ise kozmik dengeyi korumak ve evrensel sürekliliği kesinleştirmenin bir yolu. Dünyanın dönmeye devam etmesi için yürümek gerekli.

Şimdiye kadar Yoga Dergisi’nde yazdığım yazılara bir göndermeyle; bisiklete binmek, yoga yapmak, balkonda vakit geçirmek ve bunlara ek olarak yürümenin içinde neşe barındırdığını söylemek istiyorum. Neşe, Aristoteles ve Spinoza’nın da vurguladığı gibi bir olumlamadır. Pasif değil, aktiftir. Yürümek mutluluk ve huzur verir. Evet, ikisini aynı anda yaşatır ki, tuhaf değildir bu. Huzurda bir parça mutluluk, mutlulukta da bir parça huzur vardır.

Yürümekten bahsedip de “flâneur” kavramından bahsetmemek olmaz. Kentin, kalabalığın ve kapitalizmin doğurduğu bir kavramdır bu. Özellikle Baudelaire’de rastlarız. Flâneur kentte yürür, aylak aylak. Bir gözlemcidir. Her yere, her ortama girer ancak hiçbir zaman oraya ait olmaz. Kalabalığın arasındadır ama onlardan biri değildir. Kalabalığı aşar. Ticarileşmiş, her şeyin alınıp satıldığı bir dünyada kalabalığı, ticareti ve kenti, bunların değer olarak sunduklarını yürüyerek alt eder. Flâneur hıza, çıkarcılığa, tüketime karşıdır.

Ne güzeldir yürümek… Aslında yürümek üzerine söylenecek daha çok şey var. Laf şimdilik burada duraklasın. Yürüyüş arasında verilen bir mola gibi soluklanalım. Ve derken haftaya yürümeye devam edelim…

Sevgiyle...

SİTEDE ARA

Go to top