Herkes ölümü düşünür, merak eder, korkar. Benim de her zaman aklımı kurcalayan bir konudur ölüm.

Geçtiğimiz yaz Mesnevi'nin 3. cildini okurken karşıma bununla ilgili, kalbimi delip geçen bir yazı çıkmıştı. Tüm gün etkisinde kalmıştım. Derken akşamına bir film açtım: Bab'Aziz. Mesnevi'de okuduğum, o kalbimi delip geçen şey şimdi bu filmde replik olarak karşıma çıkmıştı. Hayret Makamı’nda gibiydim. Hala yazarken içim aşkla dolup taşıyor.

Gelelim filme. Öncelikle izlemediyseniz eğer, lütfen bir an önce izleyin. Hem ölümü hem de yaşamı o kadar güzel işlemiş ki... Ruhumun derinliklerine işleyen, beni alıp götüren, bol metaforlu bir filmdi. Görüntüler, müzikler, danslar, diyaloglar ve karakterler her şeyiyle kusursuz bir yapımdı bana göre.

Yaşlı ve kör bir derviş olan Bab'Aziz, çölde sufilerin her otuz yılda bir gerçekleştirdikleri toplantının, bilinmeyen yerini aramaktadır. Küçük torunu Isthar da ona eşlik etmektedir. Hayat dolu olan ve dedesini çok seven Isthar, dervişlerin toplantı yerini asla bulamayacaklarından korkmaktadır. Çıktıkları uzun çöl yolculuğunda ilginç insanlarla karşılaşırlar ve Baba Aziz torununa hikayeler anlatır. Dervişlerin toplantı yerini bulduklarında ise, bu uzun yolculuk Baba Aziz için son bulmuştur.

Her sahnesi dopdolu. Her bir diyalogda filmi durdurup, üzerine uzun uzun düşünmek istiyorsunuz. Küçük Isthar dedesine sorar: “Bab'Aziz ben gelmesem de gidecek misin?” Dedesi cevap verir: “Evet”

Isthar sormaya devam eder: “Tek başına mı?” Dede: “Ben yolumu bulabilirim.” Ishtar ısrar eder: “Ama kaybolursun.” Bab'Aziz: “İman sahibi kimse kaybolmaz küçük meleğim. Huzura ermiş kimse yolunu hiç kaybetmez.”

Isthar meraklıdır: “Peki buluşma nerede?” Bab'Aziz: “Bilmiyorum meleğim.” Isthar yine sorar: “Nerede olduğunu bilmediğin buluşmaya nasıl gideceksin ki?” Bab'Aziz o güzel cevabı verir: “Yürümek kâfi, davet edilenler yollarını mutlaka bulurlar güzel kızım.”

Derviş toplantısına dünyanın dört bir yanından insanlar gelmektedir. Kimse toplantının nerede olduğunu bilmez ama hepsi orayı bulmak için çölde yürümeye devam eder. Fakat hepsi o yeri bulmak için başka yollar kullanırlar. Burada filmin giriş sahnesinden bir replik gelir aklımıza: “Dünyadaki ruhlar kadar Allah'a giden yol vardır.”

Isthar çöl boyunca dedesinin görmeyen gözleridir. Dedesi de Isthar'ın gönül gözüdür. Bab'Aziz dervişlerin toplantısına katılmak için çölde yolculuk yaparken aslında hayatının en önemli anına yolculuk etmektedir: Düğün gününe. Çünkü Bab'Aziz tıpkı Mevlâna gibi, ölüm gününü düğün günü addeder. Ve Bab'Aziz ile beraber anlarız. Çöl boyunca aradığı kendi kabriymiş. Allah'a giden bin bir türlü yolda, Bab'Aziz'in son durağı ölümmüş.

Film bir yol hikayesi. Fakat yolda olanların nereye gideceklerini bilmeden gittikleri bir hikaye. Hayat gibi... Hepimiz gibi...

Filmde sıkça duyacağınız o harika dizelerle yazımı noktalıyorum:

“Canınla süpür cananın eşiğini, ancak o zaman gerçek aşık olursun."

SİTEDE ARA

Go to top