Bir asır öce bu dünyada yaşamış Lübnan asıllı filozof Halil Cibran söyle yazmış...

"Çocuklarınız sizlerin çocuklarınız değil, onlar kendi yollarını izleyen hayatın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler ve sizinle olsalar bile sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.’’ 

Çok okuyan biri olmama rağmen Cibran’la yakın zamanda tanıştım, onun bu yazdıklarını hiç okumadan, üç oğlumu büyüttüğümü ve onların hayatın oğulları olduklarını daha doğumhanede onları ilk kez kucağıma alıp yüzlerini gördüğümde fark ettiğimi hatırlıyorum. Sanırım o ufacık adamlar kollarımın arasında yatarken, ben o en genç halimle onların sadece rehberi olabileceğimi biliyordum. İçimden çıkıp kalbime yerleşen hayatımın ışığı, anlamı olan adamlar, içimdeki sevgi denizinde yüzerlerken onları rahat bıraktım, onları o sevginin içinde boğmadım. Kendi kararlarını verecekleri yaştan beri onların verdiği her karara saygı duydum. O kararın yanlış olduğunu düşündüğüm zamanlarda bile onlara kendi doğrularımı dayatmadım, ne yapacaklarını söylemedim ve asla eleştirmedim. Her zaman bana göre yanlışken, onlara göre doğru olabilir diye düşündüm, yanlışsa onların yanlışıydı ve onlar böylelikle seçimlerinin sonucuna katlanmayı öğrenecekler, bundan bir ders çıkaracaktılar. Tabi ki destekledim, yardıma ihtiyaç duyduklarında ellerinden tutup onları cesaretlendirdim ama o ellere yapışıp kalmadım. Bana sarılıp başlarını göğsüme yasladıklarında onları öpüp kokladım ama gitmek için kendilerini hazır hissettiklerinde onları rahat bıraktım.

Sen çocuğunun sana ait olduğunu düşünüp onu kendine mahkum ediyorsan ya da tam tersi kendini çocuğuna mahkum ediyorsan, hastalıklı, bolca sahiplenmeli ve tahammülsüz bir ilişki ortaya çıkıyor. Sonra her iki taraftada öyle çok çatışma yaşanıyor ki, sürekli bir suçlu arar hale geliyorsun. Çocuklarınızı kanatlarından tutmayın, ayaklarına zincir vurmayın, bırakın uçsunlar, bırakın koşsunlar. Yeri geldiğinde düşsünler, sen hep koruyup kollarsan düştüklerinde kalkmayı ve hayatta kalmayı nasıl öğrenecekler. Sen bir rehber ve her daim sığınabilecekleri bir liman olarak var ol ama onların hayatlarına karışma. Hayatlarına ellerini sokup karıştırma, karıştıkça karışır, kördüğüm olur, çözemezsin ve bir gün bakarsın ki onların çok uzaklarına düşmüşsün. Bu zor hayatta ben çocuklarım için bir destekten ötesi değilim, onlar kendi ayakları üzerinde durmak için çaba sarf ederken her zaman için arkalarında birileri olduğunu bildiler ve bu güvenle büyüdüler. Ne ben onlara ne de onlar bana biat etti, o yüzden şimdi bu büyümüş hallerinde hayata karşı bu dik ve güçlü duruşları. Ben onlara sahip olmadım, onlar bu dünyaya gelmek için anne ve baba olarak bizi seçtiler, biliyorum ki bizim onları sevdiğimiz kadar onlarda bizi seviyorlar. Anne, baba ve çocuklar olarak hep destekleyen, birbirine ayak bağı ve yük olmayan, aramızdaki bu ilişkide dengeyi çok bilinçli bir şekilde kurmadık, sadece kalplerimizin bizi yönlendirmesine müsaade ettik. Yeri geldiğinde çatıştık, nadirde olsa kırdık, kırıldık ama her seferinde ortak bir noktada buluştuk.

Herkes kendi hayatının sahibi, kendi yolunun yolcusuyken; anne, baba dahi olsanız kimsenin önünde duramazsınız, karşılarında değil ancak yanlarında olabilirsiniz. Yanlarında olmayı seç ve bırak kendi yolculuklarına çıksınlar. Sonuçta herkes kendinin sahibi ve hiç kimse birbirinin sahibi değil.

Hoşça kalın, destekleyerek kalın. Namaste

SİTEDE ARA

Go to top