Mevlâna’ya sormuşlar; “O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin?

Mevlâna şu cevabı vermiş, “Haddimi bilirim!”

Yıllardır üzerine en çok düşündüğüm, sorguladığım, kendimi sınadığım mevzudur edepli olmak ve haddini bilmek. Hani herkesin bir hayat düsturu vardır ya; benimki de edep ve haddini bilmektir. Küçük yaşlarımdan beri hem yetiştiriliş tarzım hem genel karakter özelliklerimden olsa gerek, çekingen tavırlarımda, sadece bilmediğim değil,” çok iyi bildiğim konularda bile geri planda durmamda bu düsturun etkisi var.

“Had” sözlükte “sınır, uç”, gerçekte yani hayatta ise “ölçülü ve dengeli davranmak” tır. İşimizde, gücümüzde, söz ve davranışlarımızda, sosyal hayatımızda dengeli davranmak, o dengeyi “kendi iç ve dış dünyamızda da…” korumak! Orta yolu tercih emek her zaman en sağlıklı olanıdır. Nedense günümüz insanı tam tersine hep tek bir uçta olmayı tercih etmekte ve herkesten de bunu beklemektedir. Bence her türlü, “aşırılıklar…” insana ve topluma zarar verir.

“Allah’tan edebe muvafık olmayı dileyelim, edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur. Edebi olmayan kimse sadece kendine kötülük etmiş olmaz, belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.”          Mesnevi.1.79-80

Okul, iş, arkadaş ortamlarında fazla konuşmayıp yorum yapmayışımın altında da hep bu sebep var. Kendi yaşadığım yıllar için konuşursam bence insanlığın en büyük sıkıntısı haddini bilmemek. Genel insan davranışları arasında en çok gözlemlediğim ve beni en çok rahatsız eden durumlardan biri olduğu için kendi adıma buna çok dikkat etmeye çalışıyorum. Ne kadar başarılı oluyorum bilemiyorum ama bugüne kadar hiç “Haddini çok aştı, kendini bilmez, terbiyesiz” vs… gibi bir eleştiri almadım. Tam tersine geride durup haddimi bilmeye çalıştıkça “Mesafeli, soğuk ve hatta kibirli” gibi tanımlamalarla karşı karşıya kaldım.

Seneca, “Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur!” der. Haddini bilmezler, bir makamın, bir yerin, bir vazifenin aradığı, bilgi, yetenek, tecrübe ve birikime sahip olmadıkları halde hırslarına yenik düşerek büyük sorumlulukların altına girerek ön plana çıkma çabasındadırlar hep. Oysa yetenekli ve donanımlı insanların fazla alçak gönüllü davranarak arka planda kaldıkları bir gerçektir.

İnsanın kendini tanıması, bilmesi, fark etmesi çok önemli. Kendini tanıyan insan aslında haddini bilendir. Haddini aşmayandır. Haddini bilen insan, yapamayacağı işlere talip olmaz. Yanlış bir karar vermekten ve hatalı davranışta bulunmaktan kaçınır. Alacağı göreve kendinin layık olup olmadığını iyice düşünür.

Çok konuşmak bilgi sahibi olmanın bir göstergesi değildir. Bazen haddi aşmaya da yol açabilir. Aslında “had” sözü bir ölçüdür, insanın durması gerektiği bir sınırı ifade eder. Aşılmaması gereken bir sınır. Kendini bilen insan mutlaka haddini de bilir. Sözün özü, “Her şeyi bilmene gerek yok, haddini bil yeter.”

Sadi Şirazi; “Ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddinde, bence hiçsin!” Had, sınır anlamına geldiği gibi, ‘hayatın da koruyucu zırhıdır’. Haddini bilen kişi her yere karışmaz, her olaya müdahale etmez, her zaman kendini önde göstermez.

Benzer bir kelamı da usta şair Özdemir Asaf sarf etmiştir: “Sustuğunu bilen olgundur… Ancak bildiğini susan ise sabırlı”.

Sistemin dayattığı şekilde çok konuşup, her şeye yorum yapıp, her işi biliyormuş gibi davranıp rezil olmaktansa, haddimi bilip geride kalmayı tercih ederim. Umarım hayat boyu bu yolda yürümeyi becerebilirim.

Haddini bilmeye çalışırken seni kibirli bilen de var, varsın olsunlar, Aşk Ol’sunlar.

“Oğul dedi, edep her türlü davanın üzerindedir. Ve insan ancak dili kadar edeplidir. Bilmediği kelimeler kadar edepli bildiği kelimeler kadar da edepsizdir. İnsan olan her hesabı aşar da kendi sözcüklerinin ağırlığı altında ezilir.” - Nazan Bekiroğlu / Lâ: Sonsuzluk Hecesi

SİTEDE ARA

Go to top