Bir dünya telaşı içinde hayatını kaçırdığını, aslında hayatın keyifle yaşanması gerektiği hissinin seni ne zaman yakaladığını hatırlıyor musun? Bu uyanabilme hali aslında çok kolay bir şey değil, genellikle oldukça büyümüş olduğun yaşların bir yerinde seni buluyor olması da oldukça manidar.

Olsun, bazen hiç uyanamadan geçer gider zaman ve senin haberin bile olmaz. Yaşamı erken kucaklamak, sana ait bir hayat kurmak, aile kurmak, kariyer yapmak, hayallerinin peşinden gitmek ve onları gerçekleştirmeye çabalamak seni bu hayatta aktif tutuyor ama bu yoğunluğun içinde hep -miş gibi yaparken kendini kaybediyor ve çoğunlukla bulamıyorsun. Bulabilenler şanslı çünkü onlar buldukları yerden devam ederken kendilerini görmeleri ve gözetmeleri gerektiği gerçeğini öğreniyorlar.

Buna bir uyanma, bir ayılma ya da bir farkında olma hali de diyebiliriz. Bir zaman geliyor, yaşam dediğimiz yere inşa ettiğin kağıttan kulelerin çokta sağlam olmadığını, sert bir rüzgarla yerle bir olacağını öğreniyorsun. Çoğu zaman uyanabilmek ve farkında olabilmek için birileri ya da bir şeyin sana yol göstermesi ve rehber olması gerekiyor. Çoğunlukla gerçekte kim olduğunu ya da ne yapmak istediğini anlayabilmek için kendine tarafsız bir yerden, yeni bir bakış açısıyla bakabilmen işini kolaylaştırıyor.  Baktığın o yerdeki insanı, bütün rollerinden azat etmen, kendi üstüne çektiği kalın örtülerin altından çıkarman gerekir ki her şeyi daha net görebilsin.

Kendimi tanımladığım kelimelerden vazgeçebilmek uzun zamanımı aldı. Ne zamanki aslında ben birilerinin kızı, birisinin karısı, birilerini annesi, birilerinin çalışanı ya da birilerinin herhangi bir şeyi olmanın aslında beni tanımlamadığını anladım, o zaman gerçekten kim olduğumun farkına vardım. Ben koskocaman yeryüzünde hiç kimseydim, bana yüklenmiş roller beni ben yapmaktan çok o rollerle tanımlamaya yarıyordu. Sonra sende hayatın öyle sürmesi gerektiği fikrine kapılıyorsun, maddi olarak elde edebildiğimiz her şey sende mutluymuşsun algısı yaratırken, gönlündeki boşluk hissi büyüyor. Hayatı sürdürmek için paranın gerekli olduğunu inkar etmek saçmalık olur ama o paranın satın alabildiklerinin kölesi olmak seni kendinden uzaklaştırıyor. Sanırım kendimizden uzaklaştığımız hayatlarımızın içinde “hayattan keyif almak” diye bir şey olduğunun çoğumuz farkında değiliz.  Hayatın yoğunluğu bir yerde azaldığında ya da sen çok fazla koşturmanın, maddi dünyaya bu kadar çok bağlanmanın fazla bir anlamı olmadığını fark ettiğinde, hayat ve keyif kelimeleri senin için cümle içinde kullanılabilir hale geliyor. Hayattan keyif almak için sürdürdüğün düzenden vazgeçmen değil, o düzenin içinde kendin için nefes alabileceğin alanlar açabilmeyi başarman gerekiyor.  Tabi ki adım adım hayatın içine daldığınız ilk zamanlarda bir zaman gelip böyle bir halin içine geçebileceğini öngörmüyorsun. Dünya düzeni dedikleri şey üzerine her çullandığında çoğunlukla keyif almak bir yana, boğuluyormuş gibi hissediyorsun. Boğuldukça yukarı çıkmanın yollarını aramak yerine, sanki daha aşağıda ne kadar kalabileceğini araştırıyorsun, inan ki limitlerini zorlamak senden ve hayatından çok fazla şey götürüyor. İtiraf ediyorum çocuklarını büyütüp, onların üzerindeki yüklerinden kurtulmuş olmanın keyfiyle arana atılmış bir köprü oluyor. Ondan sonrası senin neyi ne kadar değiştirmek istediğinle ve bunu yapacak cesaretin olup olmaması ile ilgili, sen her şeyi göze alıp kendine yeni roller yazıyorsun. Olmak istediğin yeri bulduğunda, kendinden ve hayatından keyif alarak yaşamayı da öğreniyorsun. Sonra maddi, manevi her sorun için içini kararttığın, dipsiz kuyularda kaybolduğun zamanlarına üzülmek yerine önüne baktığında, sorunları çözmenin ya da çözmemenin değil, o sorun karşısında senin tavrının önemli olduğunu anlıyorsun.

Olduramadığını bıraktığında hayat daha kolay akıyor ve sen keyfini çıkarıyorsun.

Keyifli kalın. Hoşça kalın Namaste

SİTEDE ARA

Go to top