Hiçbir zaman dikkatimizi çekmeyen en küçük ayrıntıları bile fark ettiğimiz, kendimizi tedirgin hissettiğimiz günlerin içinden geçiyoruz.

Kış için limana bağlanmış teknelere benziyoruz, öylece bırakıp gidilmiş, kendi haline terk edilmiş, çok uzun değil iki, üç hafta önce alabildiğine meşgul olduğumuz hayat sanki çok uzaklarda kalmış gibi geliyor.

Hayatımda ilk kez ayağımın altındaki zeminin çokta sağlam olmadığını dengemi korumayı başaramazsam yere yuvarlanacağımı hissediyorum. Kendimizi dinlemekten gına gelince, evi baştan aşağıya yıkayıp paklayıp çamaşır suyu kokulu düşler görüyoruz. Hayat eskiden de birbirinin aynısıydı ama şimdilerde daha bir kopyala yapıştır zamanları yaşıyoruz. Bu kendini dinleme hali içinde kendimle hesaplaşıyorum olduramadıklarım için kendimi suçlamaktan, daha fazla zorlamaktan vazgeçip, hayatımın iplerini biraz olsa da gevşetiyorum.

Evde kalma süresi uzadıkça acaba bu karantina bitecek mi diye endişeye kapılıyorum. Endişenin seni ele geçirmesine izin verdiğinde, etrafın sessizliğinde içini kemiren kurtların sesini duyuyorsun.  İçimi kemiren kurtları dinlerken bir sınıra varmışım bundan ötesi yokmuş gibi geliyor. Kendimi bu beklenmeyen zamanların içinde hayatımda ki her şeye daha fazla şükrederken yakalıyorum, ne kadar az şeyle yetinebildiğimi deneyimliyorum. Erken yatıp, güneş doğmadan kalkan disiplin abidesi ben dağıldım gidiyorum bu dağınıklığın içinde kendimi iyice kaybetmemek için yoga pratiğime, nefes ve enerji çalışmalarıma sıkıca tutunuyorum. Her ortama ve her koşula bukalemun gibi uyum sağlayan bünyem birkaç gündür uyumu reddediyor. Bırakın hangi gün, hangi tarihteyiz bir yere yetişme telaşı olmayınca saatleri bile özgür bıraktık kendi keyiflerine göre geçip gidiyorlar.  Bu evde kalma hali uzadıkça içimizi sıkıntılar basmaya başladı, dışarıda olacağım günleri ümitle bekliyorum.  Ümidime tutunuyorum ev biterse, ders, ders biterse bahçedeyim, ya da birçoğumuz gibi kendimi hamur yoğururken buluyorum sanki yoğurdukça rahatlıyorum. Günlük işlerin saatleri altüst olmuş durumda saat on iki de kahvaltı edip, ikindiden sonra temizliğe sarıyorum, geçenin bir yarılarına kadar ya ders hazırlıyorum ya da filim seyrediyorum.

İçimi arada kaplayan kara bulutlarla, kararsam da, güneşe, ışığa doğru ilerlemek için kendimi zorluyorum, sanki karanlık tarafla aramda bir adım varmış gibi geliyor. Biliyorum içinden geçtiğimiz bu zamanlar sonsuza kadar sürmeyecek ama insanın kendisinden bile bıkabileceğini, kendi kendisine dayanma gücünün sınanabildiğini de öğrenmiş olduk. Geçen gün kendimi babaannem gibi diziler için yorum yaparken yakalayıp, kendimden korktum. İlk zamanlardaki sessizlik, işsizlik ve güçsüzlükten mutlu olma hali şimdilerde yerini iç sıkıntısına bıraktı, sabah olunca kalkıyoruz, arada sallan yuvarlan az biraz iş güç sonra yatıp uyu, arada zorunluluktan bir şeyler atıştırıyorum. Ben aman bugünde ne çok işim vardı ne çok yoruldum dediğim günleri garip bir şekilde özlerken, pandemiden önce sabahları yataktan kazıyarak kaldırdığım evdeki ergen okulumu ve arkadaşlarımı özledim diye sızlanıyor. Bu sızlanmayı duyan ben dünyanın sonunun gerçekten gelmiş olacağını düşünüyorum. Hayatın hiçbir şey yapmadan da aslında aynı hızı ile geçtiğini tüm dünya olarak tecrübe ediyoruz. Bu halin geçmeyebileceğine, altı, üstüne gelen dünyanın bir daha toparlanamayacağına dair içimdeki korkuyu görmezden gelmeye çalışmak işe yaramıyor. Kendimizle sınandığımız kadar yeni hayat düzeni ile de sınanmaktayız, yeni düzende sosyal mesafeli ilişkileri, maskeli yaşıyoruz. Öksürenden, hapşırandan metrelerce uzağa kaçıyoruz, virüsten korunalım derken insanlarla ilişkilerimizi sınırlayıp, çok özlediklerimizle sınanıyoruz. Olumlu düşünme çabalarım, çoğunlukla televizyon haberlerine yenik düşse de, bu sınanma durumundan sonrası için ümitli bir hazırlıktayım.

Çünkü biz yeni dünya düzenine uyum sağlarken, dünya kendi düzeni içinde dönmeye devam etmekte.
Sağlıkla kalın. Hoşça kalın.
Namaste

SİTEDE ARA

Go to top