Hiçbir şey ve hiç kimse mükemmel değildir. Sadece öyle olduğunu ya da öyle olduklarını düşünüp, buna inanmak isteriz…

Ben mükemmel değilim mesela. Bunca aldığım yaşlar, yaşadığım deneyimler, uyguladığım yöntemler, yoga derslerim ve pratiklerim, meditasyon çalışmalarım, hiçbiri beni mükemmel yapmadı; sadece kendimi, hayatımdaki her şeyi ve herkesi, olanı, olduğu hali ile kabul edebilmem konusunda beni büyüttü ve bu konuda dahi kendimi mükemmel zannetmemem için, kızıp üzülebileceğim, dengemi yitireceğim, kontrol edemeyeceğim deneyimler çıkardı önüme. Gösterdi ki; her zaman için zihnim karışabilir, egom ortaya çıkabilir, nefsimin kontrolünü kaybedebilirim. Ben sıradan bir insanım çünkü, herkes gibi… Evet belki düşünce ayağa daha kısa sürede kalkabiliyorum bir başkasına göre, belki üzülünce daha kolay çıkabiliyorum o duygu durumundan ama ben de zaman zaman dengemi kaybedebiliyor, zaman zaman üzülüp, kızabiliyorum.

Şimdi düşünüyorum da, belki de hepimizin yaptığı en büyük hata artık hiçbir şeyin bizi kızdırıp, üzemeyeceğine, bizi şu an mutlu eden her şeyin olduğu gibi kalacağına inanmaktır. Eğer böyle düşünmemize sebep olacak kadar mükemmel gidiyorsa hayat, bilmeliyiz ki orada doğru olmayan bir şey var. Egomuz var mesela, bize her şeyin mükemmel ve kendimizin de bu mükemmelliğin bir parçası olduğunu zannettiren ya da fark etmemiz gerekenleri fark etmemek için bizi oyalayan nedenlerimiz var. Hepsi olabilir…

Eğer zihnimizin sakin, huzurlu, hatta artık olmadığını düşünüyorsak, kontrol edemediğimiz durumlarla karşılaştığımızda da böyle olup olmadığına, sakinliğimizi koruyup, dengede kalıp kalamadığımıza bakmalıyız. Belki daha önce çabasız bir şekilde gerçekleşen şeyler, şimdi öyle kolayca olmayacak ve belki de bundan sonra hiç olmayabilme ihtimali ile yüzleşeceğiz. İşte o anda ne yapacağımızı bilemesek de hatırlamalıyız ki, o “olmayan şey” diye tanımladığımız şey de olanın ta kendisidir, olduğu hali ile kabul edilmeyi bekleyen.

Tüm bunların içindeyse önemli olan tek bir şey var bana göre… Hayat rengarenk bir çiçek bahçesi ve hangi çiçeğin ne zaman, ne renk açacağını bilmiyoruz, bilmemiz de gerekmiyor. Onlar hep istediği renkte açacaklar, biz istesek de istemesek de renkler birbirine karışacak, kırmızılar pembeye, turuncular sarıya, siyahlar beyaza bazen de griye dönüşecek kendi zamanlarında. Bu da hayatı ve bizleri tutarsız değil, rengarenk ve özgür yapacak…

SİTEDE ARA

Go to top