Kararlı olmak hakkında düşündüğüm bu günlerde, bir kitabı karıştırırken denk geldiğim bu hikayeyi Yoga Dergisi okurları ile paylaşmak istedim. Kararsızlığın insanı nasıl zihine düşürebileceğini, insanın o kaygan zeminde tekrardan ayağa kalkmak için nasıl debeleneceğini ilk elden bir çok kez deneyimlemiş biri olarak, -konu bağımsız- “kararlı olma” pratiğinin kendi başına sadece bizim için değil etrafımız için de dönüştürücü olabileceğini bu hikaye ile bir kez daha hatırlamış oldum. Hatırlamış oldum diyorum, çünkü kalbimiz her daim varoluşa dair kadim bir bilgiye sahip ve bize onu öğrenmek değil hatırlamak düşüyor. Hatırlamak ve sonrasında hayata geçirmek için “kararlı olmak”. Çünkü hayata geçirmediğimiz bilgi, bize yükten başka bir şey değil.

Başlarken...

Bir karar alıp uyguladığım her seferinde, evrenin bana farklı yollardan teşvik primi verdiğini deneyimledim :) Kararsızlık halini aşıp attığım o ilk adımda dahi destek verecek kadar cömert oldu hep. Bunu o kadar çok kereler deneyimledim ki artık ben bir seçim yapma cesaretini gösterdiğimde ve bunda kararlı olduğumda, evrenin / varoluşun - adına ne dersek diyelim - beni destekleyeceğini biliyorum. Hocamın dediği gibi: “Sen neye hazırsan, o da sana hazırdır”. İster hemen şu köşeyi dönünce, ister beş yıl çaba gösterince, ister defalarca sınanıp vazgeçmeyince. Ve desteklerin her zaman bizim beklediğimiz şekilde gelmeyebileceğini de biliyorum. Farklı kılıklara bürünebileceğini, ve bizim onları fark edebilmek için “uyanık” olmamız gerektiğini.

Ve Hikaye...

Bazen, günlük yaşantımda, sanki hiçbir yere ait değilmiş gibi görünen fakat çok yetenekli ve zerafet dolu oldukları için hayatıma giren insanlarla karşılaşırım. Birkaç ay önce, Los Angeles’ta çevre mahallelerde küçük bir yürüyüşe çıkmışken, sahip olduğu azimle beni derinden etkileyen bir kadınla karşılaştım. 

Çok yaşlı, ufak tefek bir kadındı, önümde yürüyor ve bir pazar arabasını itiyordu. Onun yıpranmış, rengi atmış kırmızı paltosuna bakarak evsiz insanlardan biri olduğunu sandım. Biraz daha yaklaştığımda, pazar arabasının ekmek sepetleri ile dolu olduğunu gördüm. Arabanın tekerleklerinden biri bozulmuştu ve sokağı geçerken zorlanıyordu. Ben de arabayı itmede ona yardım ettim ve beraberce güvenli bir şekilde arabayı karşıdan karşıya geçirdik.

Sokağın diğer tarafına geçtiğimizde coşku dolu teşekkürler ve Los Angeles’in kuru gün doğumunda bile parıldayan bir gülücükle ödüllendirildim. Neşelenmişti ve ansızın konuşmaya girişti. Acele etmem gerektiğini düşünüyordum fakat kabalık etmek de istemediğim için bana söylediklerini dinledim.

O civarda yaşamıyordu ve buradaki herkes onu “Kuş Kadın”  olarak tanıyordu. Çok hoş bir şehir parkının olduğu bu mahalleye gelebilmek için her gün üç otobüs değiştirmesi gerekiyordu. Buraya geldiğinde, çevredeki tüm fırınları dolaşıyor ve bir gün önceden kalmış ekmekleri toplayarak pazar arabasıyla parka kadar götürüyordu. Orada, kendisini bekleyen bir kumru ordusunu besliyordu. Gelmediği hiç bir gün olmazdı, hep oradaydı ve kuşlar onu hep beklerdi. Bazen okyanustan martılar bile gelip ekmek yiyordu.

Hayatını bir kuş sürüsünü beslemeye adamanın çok hoş olduğunu düşündüm. Kesinlikle kararlı biriydi, fakat bu kararlılığının dünyanın büyük bölümünün gözünde değeri neydi? Merakımı uyandırmıştı, ben de bir sonraki gün ona katılmaya karar verdim ve böylece çok önemli bir şey öğrenmiş oldum.

Bir  şey yapmaya karar verdiğimizde, çok basit herhangi bir şey bile olsa, diğer insanlar üzerinde değerlendirmesi neredeyse olanaksız yollardan büyük etkisi olduğunu gördüm.

Onunla birlikte çevredeki fırınlara gittim, her dükkan sahibi  tarafından güler yüzle karşılanıyordu. Onu görmekten ötürü ve gerçekten iyi yiyecekleri atmak yerine değerli bir şeyler yaptıkları için mutluydular. Onunla parkta oturdum. Parktaki yetişkinlerden ve çocuklardan pek çoğu gelip onunla birlikte kuşları besliyordu.

Çevrede dolaşan herkes kuşları beslerken ona katılmıştı. Onun durup kendisine katılan tüm bu insanlar hakkında pek çok şey bildiğini, yetenekli ve istekli bir dinleyici olduğunu fark etmiştim. Bir kız çocuğu, ona okulda yaptığı bir proje hakkında son bilgileri verdi, genç ve yorgun bir anne karın ağrıları çeken bebeği nedeniyle geçirdiği zor geceleri anlattı, parkta devriye gezen bir polis, göz kulak olduğu bir delikanlı ile olan sorunlarından bahsetti. Bu insanlardan her birini can kulağı ile dinliyor, ve o tatlı haylaz gülümsemesi ile yanıt veriyor ve onlara bir avuç kırıntı daha uzatıyordu.

Hepsine cesaret verici birkaç sözcük söylüyordu, bunlar çok büyük ya da derin sözler olmasa da söylediği her şey istek ve minnetle dinleniyordu. İnsanlar kendi yollarına gittiklerinde ise, Kuş Kadın’la geçirdikleri beş on dakika sonunda sanki yenilenmiş gibi görünüyorlardı.

Bu yolla, komşu yaşlı bilge kadın rolünü oynuyordu. Günlük hayat anlamında etkilediği açıkça belli olan pek çok insan vardı. Hiçbir kurum tarafından görevlendirilmemişti, hiçbir bağış da almıyordu.

Sadece basit bir karar almıştı ve tüm hayatını bu kararını gerçekleştirmeye adamıştı. Kuşları beslemek için her gün orada bulunuyordu ve bunu yaparken de ruhsal anlamda pek çok insanı besliyordu.

Ona, bunu ne kadar zamandır yaptığını sordum. Bana Romanya’dayken başladığını söyledi. Elli yaşlarındayken Amerika’ya gelmişti ve bu ülkeye geldiğinden beri, neredeyse yirmi yıldır her gün kuşları beslemekteydi.

Onunla geçirdiğim birkaç saat boyunca, bazı insanların hayatımızda nasıl bir melek rolü oynadıklarını ve bu kadının davranışları ve adanmışlığı ile benim mahallemdeki insanlara şifa ve umut getirdiğinin farkına vardım.

Kuş Kadın’dan öğrendiğim ders ise, insanların hayatında gerçek bir değişim yaratacak sarsıcı bir şey yapamasanız bile, yapmaya karar verdiğiniz şey neyse onu yapmak için var olmanızın yeterli olduğuydu. Günün her anında var’sanız ve kararlılığınızı sürdürüyorsanız en sıradan yolla bile hizmet edebilirsiniz. Kuş Kadın bunun ustası olmuştu. Kalbimde sonsuza dek yer alacak.

…”

İnsanın Sekiz Yeteneği, Gurmukh - Dharma Yayınları

Bitirirken

Belki çoğumuz hayattan büyük şeyler, mucizeler bekliyoruz çocukça... Her gün yaptığımız küçük önemsiz gibi görünen seçimlerin aslında büyük resmi oluşturduğunu ve yaşamlarımızı bunlarla ilmek ilmek ördüğümüzü farketmiyoruz. Ta ki yıllar geçip geriye bir bakış atıncaya dek…

Yoga hayatıma yaklaşık 15 yıl önce girdi. Aralarda yoga pratiği yapmadan geçirdiğim aylar, bazen yıllar oldu. Ama ilk başladığımda yaşadığım deneyimlerin üzerimdeki etkisi o kadar güçlüydü ki, yogadan hiç vazgeçmeyeceğimi hep bildim. Hayatımdaki en istikrarlı şey bu olabilir :) ve bugün baktığımda, yoganın hayatıma kattıklarını görebiliyorum.

Bunu yoga mı yaptı, yoksa benim ondan vazgeçmeme konusundaki kararlılığım mı? Bunu da kendime soruyorum.

Namaste...

 

SİTEDE ARA

Go to top