Yazdır
Kategori: Kişisel Gelişim

 
‘Günlerden bir gün bir Hint Prenses, Güneş Tanrısı Surya Deva’ya aşık olur. Prenses sonunda cesaretini toplayarak aşkını ilan eder. Güneş Tanrısı, “Olmaz,” der, “ne yapsak da denk olamayız birbirimize.” Aşkından canına kıyıverir prenses.

Bedeni yakılarak külleri yeryüzüne savrulur. Küllerinin değdiği her toprak parçasından yasemin çiçekleri filizlenir. Güneş battıktan sonra açan bu çiçekler, geceleri mis kokusunu salar, ta ki sabahın ilk ışıklarına kadar.’

Prenses öylesine aşık olmuş ki; küllerinden mis kokulu bir çiçek olarak yeniden doğmuş. Toprağa ekilen küller, toprağın alıcılığı ve kabulleniciliği sayesinde filizlere dönüşmüş. Yasemin, Güneş Tanrısı’na olan aşkı sayesinde hem olmuş, hem açmış, hem kokmuş. 

Tek bir gül, tek bir lale, tek bir sümbül, tek bir orkide yetmezdi aşkı anlatmaya. Hem her biri birbirinden farklı hem de hepsi bir çiçek nihayetinde. Ve güneş, çiçek ayırmaz yeryüzünde. Yalnızca birini değil hepsini ısıtır ateşiyle ve aydınlatır ışığıyla. Kimi çiçek gündüz renklerini saçarken, kimi gece karanlığında kokusunu salar özgürce.

Daha sonraları bu çiçeğe Hintler ‘ilahi umut’ adını vermişler. Aşk kadar yüce ve umut kadar ilahi olduğu için. Çünkü her aşk yeni bir umuttur arayan ve yaşayan için. Her aşk, aşık yok olup, küllerinden yeniden doğana dek içinde umudu barındırır. Yaseminler gibi yeni bir yaşamın çiçeklenmesi için aşık bir kalp gereklidir.

Tıpkı Osho’nun dediği gibi: “Hayat kalbe aittir. Hayat sadece kalbin içinden yeşerir. Sevginin yeşerdiği, hayatın yeşerdiği, ruhun yeşerdiği toprak kalbe aittir. Güzel olan her şey, gerçekten değerli olan her şey, anlamlı, önemli olan her şey kalpten gelir.”

Prenses de olsan prens de, yalnızca aşık olmak yetmez yeşermeye. Hazırsan küle dönmeye ancak o zaman dönüşebilirsin bir yasemine. Ancak o zaman mis kokabilirsin ve paylaşabilirsin diğerleriyle. Güneş Tanrısı sevmez görünür yasemini, hikayeye göre.

Yine de Güneş değil midir yaşam veren bu güzel çiçeğe?