Yazdır
Kategori: Kişisel Gelişim

Bundan sekiz bilemedin dokuz ay önce birisi bana salgın bir hastalık, binlerce insanın hastalanmasına yol açacak ve önlem için karantinalar olacak dese, o söyleyenin aklından şüphe ederdim.

Ve geldiğimiz noktada sadece film senaryolarında, gördüğümüzde bile yok artık diyeceğimiz  olayların içinde, yarın nasıl bir güne uyanacağımızı bilememenin endişesini yaşıyoruz. Her yerde olan söylem yeni normalimizin bu olduğu ama ben bu yeni normal denilen şeyden zerre kadar hazzetmedim. Bu durum normal gelmeye başlarsa nasıl bir hayatımız olacağını düşünmek bile istemiyorum. Geldiğimiz noktada biz karantina altına alınmaya doğru bir yolculuğa çıkmış bulunmaktayız, bu evimize yaptığımız zorunlu bir yolculuk.

Benim bildiğim karantina ara sırada olsa hastanelerin bir bölümünün kısa bir süreliğini giriş çıkışlara kapatılmasıydı. Şimdilerde mahalleler, köyler hatta şehirler karantina bölgesi olarak ilan edilmekte, salgın arttıkça önlemler artsa da sanki salgın aynı hızla artıyormuş gibi geliyor. Salgınla mücadele eden bütün hekimlerin söylediği gibi bireysel farkındalığımız artmadıkça salgının önünü almak pek mümkün gözükmüyor.

Farkındalığı olanların evlere kapanması, dışarıya kontrollü çıkarken maskesini takması tüm kurallara uyması, bazı insanlar için abartılı bulunsa da korunanlar salgından en az etkilenenler oluyor. Bizde korunmaya doğru gidiyoruz, karantina sürecine karşı olmasam da, o kadar süre bir yerde kapalı kalacağım için endişeliyim. Havalimanında işlemlerimizi yapıp, otobüslere binerken, ne kadar düşünmemeye çalışsam da kendimi kurbanlık koyun gibi hissediyorum. İki kez Covid-19 testi yaptırmış ve negatif çıkmışız aslında karantinaya giden bu grup gözümde en sağlıklı topluluk. Ne yapacaksınız ki emir demiri kesermiş ve biz otelde odalara dağıtılıyoruz.

Bu yedi günlük bir süreç her halükarda bir şekilde geçecek ama ben kafese kapatılmış gibi hissetmekten kurtulamıyorum. On sekiz, on dokuz metrekarelik bir odada hapismişim gibi geliyor, çünkü dışarıda dolaşmakta yasak. Bugün karantinanın ikinci günü ben ufaktan sıkılma belirtileri göstermeye başladım. Şükür ki yoga matım yanımda serdiğim yerde birkaç saat de olsa sıkıntıdan kurtuluyorum, hiç uyumadığım kadar uyuyorum, yanımda getirdiğim kitaplarımı okuyorum, ara sıra televizyondaki berbat gündüz programlarıyla zehirlenirken hangi ara bu kadar ahlaksızlık hayatımıza yerleşti diye düşünüp dehşete kapılıyorum. Sonra bir süre maruz kaldığım bu toksik etkiden arınmaya  çalışıyorum. Arada Efe ile didişiyorum, çünkü o ergen benden iki kat fazla sıkılıyor. Üstüne üstlük internet berbat ve Efe derslerini takip edemiyor, iyice geri kaldım ben bu sene üniversiteye gideceğim diye endişesi tavan yapıyor. Didişmekten vaz geçip onu bu eksikleri kapatacağımıza ikna etmeye çabalıyorum. Zaten online eğitim zor bir süreç ve bu süreçte karantina altında olmak daha da zor.  Onunla oturup karantinadan sonra yapacaklarımızı planlıyoruz biraz olsun rahatlıyor, abisi kitaplarını getirdi hiç olmazsa ödevlerini yapabiliyor.

Ama fark ediyorum ki internet olmadığında birlikte çok keyifli vakit geçiriyoruz, karşımda büyümüş bir genç adam olduğunu daha iyi görüyorum. Tabi ki bu süreçte öğretmenlerimizin desteği ve hoş görüsü işimizi kolaylaştırıyor, en çok bizi bu kadar rahatlattıkları için onlara minnettarım.  Karantina haline adapte olmaya çalışırken, bu sürecin geçici olduğunu kendime sık sık hatırlatıyorum. Çok sıkıldığım zaman, kendi kendime diyorum ki, unutma Sibel sen önlem olarak buradasın ama birde hasta olarak bu süreci geçirenler var o yüzden haline şükret ve sıkılmaya devam et.  

Sağlıkla kalın. Hoşça kalın.
Namaste Girne