Yazdır
Kategori: Kişisel Gelişim


Ne kadar çok beklediğimizin farkında mısınız? Ama nedense hep iyi şeylerin olmasını bekliyoruz, sanki hayat hep dümdüz bir yolmuş, bizim başımıza kötü bir şey gelmesi mümkün değilmiş ve sanki biz sonsuza kadar yeryüzünde kalacakmışız gibi.

Beklerken kaçırdıklarımızı fark etmek için ne kadar zaman geçmesi gerekiyor acaba?  Ben fark ettiğimde hayatın bayağı büyük bir bölümü geçip gitmiş, ben kendi hayatımın içinde kaybolmuştum. Kaybolduğumu anladığımda, çıkış yolunu bulmak için cesaretimi toplamamda bayağı bir zamanımı aldı.

Kaçırdıklarım, hayatın kara deliğinde yitip gitmişti, çocuklarımın büyümelerini beklerken, onları  karşımda koca adamlar olarak buluvermiştim, kendi telaşım içinde büyüme sürecinin çok fazla farkında olmamış olmak canımı yaktı. Kendini avutmaya çalışmak gerçekten faydasız, o yüzden her şeyi olduğu gibi kabulleniyorsun. Bazı şeylerin telafisi asla olmuyor ve geçip giden zaman en telafisi olmayanı, beklemek neden ve niye beklediğini bilememek ve sonunda kendini hayatın bir yerlerine savrulmuş buluvermek, insana kendini göğsünün üstünde kocaman bir kaya varmış ve o yüzden nefes alamıyormuşsun gibi hissettiriyor.

Çocukluk ve gençlik yılların bir an evvel büyümeyi, sonraki yılların ise okulların bitişini, iyi bir iş bulmayı beklemekle, hayatı yaşanabilir hale getirmek için çabalamakla geçiyor. Ve sonunda çoğu insan kendini yolu yarılamış buluyor, o yolu yarılamış halinle dönüp geriye baktığında çok ilginç bir şeyi fark ediyorsun, çocukluğuna ait anıların dışında, hiçbir anını net hatırlayamıyorsun. Geçip geldiğin onca zaman sanki bir sis bulutunun arkasında ve her şey fazlasıyla bulanık gözüküyor. Sonra bu güne bakmayı ve kendini görmeyi akıl ediyorsun. Bugünde kalmayı başarmanın, beklemekten çok önemli olduğunu, geçmiş için üzülmenin, gelecek için endişelenmenin gereksizliği seni sarsıp kendine getirirken gözlerin sanki yeniden görmeyi öğreniyormuş gibi hissediyorsun. Yaş aldıkça, aklın başına gelmesi diye bir şey varmış bunu öğrenebilmek için keşke bu kadar büyümeyi beklemeseydik demenin bir faydası olmadığını artık daha iyi biliyorsun. Beklemekten vazgeçip hayatın içine balıklama dalıyorsun, bu sefer tecrübelisin kaybolmuyor, boğulmuyorsun.

Yolun çıkmaza girdiğinde, devam etmekte ısrar etmeyip geri dönmeyi başarıyor, yeni bir yön buluyorsun. Binlerce kez önünden geçip gittiğin halde orada olduğunu görmediğin bir ağacı ilk kez fark ettiğinde kim bilir daha neleri görmeyi kaçırdım diye düşünmeden edemiyorsun.  Olsun, buna da şükür diyorsun, hiç değilse daha fazla kaçırmadan bir yerinden hayata tekrar dâhil olabildiğini biliyorsun. Gözlerini açabildiğin her yeni gün için minnettar oluyorsun, çünkü artık çok iyi biliyorsun ki bir gün gelip yeni bir güne uyanamayacaksın.  Öyle büyümüşsün ve öyle çok insan çekip gitmiş ki hayatından artık bir ölümlü olduğunun daha çok farkındasın ve yeni düzenini bu farkındalık üzerine kuruyorsun.

Ben kendime geldiğimde sanırım kırklı yaşlarımın ilk çeyreğindeydim, o zamandan bu zamana hayatımı sadeleştirmeye, her daim yeni bir şeyler öğrenmeye, hiçbir şeyin beni engellememesine ve içimdeki deli dolu kadını daha çok önemsemeye özen gösteriyorum. Ben değiştim, tuhaftır değişirken etrafımdakileri de değiştirdim. Ve bilmenizi isterim ki bu konuda ne kadar kararlı olursanız o kadar kolay başarıyorsunuz. Çok gençken ‘’hayat kırkından sonra başlar’’ cümlesinin bir safsata olduğuna inanıyordum (ah gençlik aptallığı) şimdi bunun yüzde yüz doğru olduğunu biliyorum.

Çünkü sana ihtiyaç duyanları artık kendi yollarına uğurlamışsın ve hayatını yeniden kazanmışsın. O yüzden önündeki her gün çok kıymetli ve sen bunun her zamankinden çok biliyorsun. Beklemeden, farkında olarak kalın. Hoşça kalın.
Namaste