Tık tık tık!! …

“Merhaba, evde kimse var mı?” diye seslendi küçük sincap Vita. 

Tak tak tak!

“Kapıya bakacak kimse yok mu!?” diye sesini yükseltti. “Özel bir paketiniz var efendim, kapıya bırakmamı ister misiniz?” Dedi üzerine sarılmış kağıdın açık kenarlarından bembeyaz bir ışık huzmesi süzülen pakete bakarak.

Tüm çabalarına rağmen yanıt alamayınca Vita kapının hemen önündeki kiremit kaplı kolondan çatıya doğru tırmanmaya başladı. Ona bu değerli, ışık saçan paketi mutlaka sahibine teslim etmesi gerektiği tembihlenmişti. Oldukça önemli bir şey taşıdığının bilincindeydi. Biraz ipucu toplamak için etrafı kolaçan etmesi gerektiğini düşünerek tüten bacanın yanına ulaştı ve burnuna gelen kokulardan hem taze yemek pişirildiği hem de şöminenin yandığı kanısına vardı. Evde mutlaka biri olmalıydı, yoksa bu yemekleri kim pişirecek, şömineyi kim yakacaktı? Biraz ürkekçe tekrar denemeye karar verdi ve bu kez mutfak penceresinin kenarına yaklaştı. Bir an bile ellerinden bırakmaması gereken paketi sıkı sıkı tutarken ağzıyla yerden bulduğu bir kestane kabuğunu cama vurarak dikkat çekmeye çalıştı. Bu sırada perde aralığından içeriye göz gezdirme fırsatı bulmuştu. Duyuları onu yanıltmamıştı, gerçekten de ocağın üstünde dumanı tüten bir tencere vardı, ancak mutfakta kimsecikler görünmüyordu. Paketin teslimat zamanının geçmesinden endişelenmeye başlamıştı. Ona ‘hemen’ diye söylenmişti: ‘Bu paketi hemen sahibine ulaştır.’

Yavaş yavaş telaş etmeye başlamış ve evin etrafında oradan oraya zıplayarak odaların camlarını tek tek gezmişti ama nafile, salonda birkaç kirli kase, yarısı içilmiş bir fincan kahve, yatak odasında dağınık bir yatak ve banyoda ise buhar tutmuş ayna ve hafif ıslak zeminden başka bi şey görememişti. Tüm izler evde biri olduğuna dair yargıyı destekler nitelikteydi. Iyice telaşlanmaya başlayan Vita, ev sahibinin belki de penceresiz bir alanda olduğunu düşünerek bu kez evin etrafında içeriye girebilecek bir delik bulmak için tekrar tur atmaya koyuldu. Nihayet ahşap bodrum kapısının kırık tahtaları arasından içeri girebilmeyi başardı. Hem paketi hızlıca ulaştırmanın telaşı hem de gizlice birinin evine sızmanın mahcubiyetiyle çok yavaş adımlarla ve sıkı sıkıya pakete sarılarak evin ana girişine doğru ilerledi. Bu sırada paketten sızan ışıklar karanlık bodrum katını bir güneş gibi aydınlatıyordu. Tekrar etrafa göz gezdirdi ve bu sefer sakin tavırlarla evin her köşesini aramaya karar verdi. Hiç de terkedilmiş gibi görünmeyen bu evde birinini bulamamak Vita’yı hayrete düşürmüştü. Zaman zaman “kimse yok mu?” diye seslense de bir cevap alamamıştı.

Uzun uğraşlar sonunda paketi teslim edecek kimseyi bulamayınca yavaş yavaş umudunu kaybetmeye başladı. Ancak bu soğuk ve yağmurlu sonbahar gününde böyle güzel ve sıcak bir evde kalmanın hiç de fena olmayacağını düşünmeye başladı. Tüm görünenin aksine ev terk edilmiş ise bunun ne gibi bir sakıncası olabilirdi ki? Zaten yakında, şimdiden ışığı azalmaya başlamış olan paketin de süresi geçecek ve artık işlevsiz olacaktı. Şimdilik karnını doyurmak ve sıcak birkaç gün geçirmek için burası harika bir mekandı. Sıkı sıkı sarıldığı paketi ellerinden ilk defa bırakarak yavaşça kanepenin üzerine koydu ve mutfağa geçerek taze pişen yemeklerle bir güzel karnını doyurdu. Geri döndüğünde paket olduğu yerde duruyordu ancak ışığı git gide azalıyordu. Hala etrafta kimsecikler görünmüyordu. Arada bir evin içinden geldiğini sandığı sesler duysa da, kimse çıkmayınca bu seslerin dışarıdan geldiği ihtimaline inanıyordu.

Vita birkaç gününü evin içinde geçirdi. Konforu yerindeydi ama ışığı artık dışarı sızmayan paketi teslim edememiş olmanın hüznünü yaşıyordu. Tam bu sırada birkaç ayak sesi duydu ve hızlıca toparlanarak bir köşeye saklandı.

İşte! Biri gelmişti!

Ortalıktaki dağınıklık ve pisliği görünce kendi kendine söylenmeye başlayan kişi ev sahibiydi. Oradan oraya koşturup ne yapacağını düşünüyordu. O anda Vita’nın ilk bıraktığı yerde öylece duran paketi gördü ve yanına yaklaştı. Ömrü bu paketi beklemekle geçmiş gibi bir hali vardı. Bir hışımla paketi açtı ve gözlerine inanamadı. Vita yavaşça saklandığı yerden çıkmaya karar verdi ve şok içindeki ev sahibinin yanına doğru ilerledi. Ev sahibi Vita’yı gördüğüne şaşırmamıştı, çünkü paketten çıkan karşısında öyle dehşete kapılmıştı ki evde bir sincabın yaşamış olması ona ilginç gelmiyordu. Paketin ne olduğunu görür görmez anlamıştı ve artık parlamayan ışığını fark ettiğinde göz yaşlarını tutamadı. Vita çok üzgündü; ancak elinden geleni yapmıştı. Ev sahibi bakışlarını Vita’ya çevirdi. ‘Neden böyle oldu?’ der gibiydi. Vita açıklama gereği hissetti: “Evde yoksun sanmıştım.”

Tüm yaşamsal faaliyetlerimizi sürdürüyoruz ama kaçımız gerçekten evdeyiz? Hangimiz her an yaptığımız işe gerçekten odaklanıyoruz ve ne başını ne sonunu düşünüyoruz? Görünüşte kimse orada olmadığımızı iddia edemez, tüm göstergeler evde olduğumuz yönünde ama gerçekten de orada mıyız? Ve belki de daha önemlisi bunun ne kadar bilincindeyiz? Yoksa hayatın bize her an sunduğu ışık saçan armağanları kaçırıyor muyuz?

Şimdi gözlerini kapa ve samimiyetle sor kendine: ‘Evde misin?’

 

 

SİTEDE ARA

Go to top