Bu hafta sizlerle neleri paylaşacağım konusunda zorlandım arkadaşlar.Hiç bana uygun bir duygu değil ama oldu işte. Demek ki benim bile başıma paylaşma sıkıntısı gelebiliyormuş.

Çok şaştım. Cümlee alem bankada kaç param var, annem hakkında ne hissederim, bugün kızım bana ne dedi, kime neden bozuldum, kaç gram aldım veya verdim, hangi film veya kitaptan nasıl etkilendim... Vıdı vıdı yerim sizi. Bu pahalılıkla nasıl baş edeceğiz? Ya aç kalırsak? Stok yapmalıyım.Çamaşır deterjanı, tuvalet kağıdı, vücut nemlendirici krem, yüzüm için yağlı krem ve gecelik stoklamalıyım. Bunlar benim olmazsa mutsuz olacağım nesneler. Evet gecelik dahil. Her an en az 15 adet ev elbisesi havalı geceliğim olmalı benim. Ve mümkünse yumuşacık, saf koton, rengi güzel, sevimli olmalılar. Evde çok oturan biri olarak her Allah’ın günü aynı gecelikle dolanamam. Yalnız olsam da... Mis kokulu çarşaflar da önemli, kurumamış kol-bacak da. Yani sonuçta size mutlu olmak için ne gerekiyorsa, bana da aynıları gerekiyor eminim!!!

Şimdi böyle bir ortamda, millet yarın ne olacak bilemezken, elma canavarı bir torunum varken, elma da 15 tl iken, ben ona elma alabiliyorken, alamayan kaç elma canavarı çocuk var tanıdığım diye düşünürken gel de yaz… Ben Alpler’deyken diye başla bakalım. Warwick Şatosu’nda gezerken… diye devam et. Ben Placido Domigno dinlerken diye anlat...  Döverler adamı. Ben sizin yerinizde olsam döverim beni harbiden.

Artık gezme vakti değil. Gezecek para da yok zaten. Evde oturalım, kitap okuyalım en temizi. Ben okudum dün. Büyülü Nisan. Elizabeth Von Arnim. Yazar önce Kont, sonra Baron ya da tersi iki evlilik yapmış. Şatolarda yaşamış bir soylu. 1941 de ölmüş. Yani o devirde aristokrat biri olarak halk ile iç içe değilsin bu duyguları nereden biliyorsun diye düşünüyor insan...

Okuması çok çok zevkli bir sürpriz kitap.

30 lu yaşlarında hoş iki kadın. Birbirlerini hiç tanımıyorlar. Birisi avukat bir işkolik adamla evli. Diğeri hayatını yoksulları korumaya adamış dindar bir kadın olmasına rağmen, kocası geçmişteki kral ve kraliçelerin skandal aşklarından türemiş romanlar yazan bir günahkar. Bu nedenle birbirlerinden uzaklaşmış bir çift yani. Bir gazete ilanında İtalya’da bir ortaçağ şatosunun kiralık olduğunu görüp, yaşadıkları sıkıcı hayattan hiç olmazsa bir ay kurtulmak için kiralamak istiyorlar. Paraları denk gelmeyince iki kiracı kadın daha buluyor ve bu yolculuğa çıkıveriyorlar. Dört birbirine yabancı, değişik yaşta ve değişik çevrelerden gelmiş kadın. Bir şato ve tam 30 gün. Cümleler dans ediyor. Bayıldım. Kendimi buldum her bir kadında. Değişik günlerde. Kimi sabah iyimser, kimi öğlen güvensiz, kimi akşam dünya güzeli ama ilgiden çok sıkılmış bir zengin kız oluverdim. Tanıdığı bir insanı hemen bir başlık altına yerleştiremeyen ve bu nedenle bunalan biri oldu, aha da ben dedim. Tam da ben. Birini tam akıllı, iyi niyetli başlığı altına koyup rahatlamışken, onu oradan çıkar da bencil başlığına koy diye dürter ya beni... aynı öyle işte. Tanıdık yani.

Tanıdık dedim de aklıma ne alaka ise Agatha Christie geldi. Bugün ne okusam diye Sapanca’daki kütüphaneme bakıyorum. Gözüme Agatha kitapları ilişti. Nasıl da sabit fikirli, takıntılı bir kadınım ben. Geçmiş yıllarda bir gün uçakta okurum diye bir kitabını almıştım. Kaç kitap yazdı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Kaçı Türkçeye çevrildi acaba? Bunlardan hangilerinin filmi yapıldı? Dizileri var mı? Ya radyo tiyatroları? Derken… bugün hepsi bende var. Eksik de yok. Agatha Christie Ltd. benim arşivime sahip değildir, eminim.

Aslında çok heyecanlı bulmam kitaplarını. Çok doğru bulmam. Cinayetlerin nedenlerini ya çok gereksiz bulurum, ya da yanlış. Hadi canım. Niye öldürdü ki derim.

Evil Under the Sun mesela. Arlena neden öldürülür? Katil ya da katiller parasını alamazlar ki! Para bankada veya başka birinde. O başka biri ortaksa da maaşallah hiçbir risk almamış. Mis gibi. Saçma.

Lord Edgware neden öldürülür ki mesela. Yeni nişanlı Dük zaten nişanlısının boşanmış biri olduğunu biliyor ve razı. Neden eski koca ölmek zorunda? Hani bilmiyor olsa, adam Katolik boşanmış kadınla evlenmez, dul olması şart diyeceğim de Dük böyle bir şart görmüyor gibi.

Yani sevmek böyle bir şey işte. Sevdin mi benim gibi tüm yanlışlarıyla seveceksin. Kadıncağız zaten hep aldatılmış. Bir de ben mi vurayım yani. İlk koca Mr. Christie başkasına aşık olup, karısını ve kızını terk etmiş. İkinci koca dünyaca ünlü arkeolog Sir Max Mallowan. O da sekreteri ile yıllarca aldatmış kadını. Kocasının peşinden kazılara gitmesi sadece 2-3 arkeolojik cinayet kitabı yazmasına yaramış. Koca yine aynı koca olarak kalmış ve karısının ölümünün hemen arkasından sekreteri ile evlenivermiş.

Ben "Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı’’ olarak İngiltere’nin en yüksek onur ünvanına sahip bu muhteşem kadına nice mutlu saatler, günler, aylar ve hatta yıllar borçluyum.

Elinizde kitaplarla gönlünüzde sevgi ile kalın :)


Gece gece kitap arıyorum


Sadakat böyle bizde...


Yığınlar korkutmaz bizi!!


İngizliz tarihi öğretmenimdir...


Saray ihmale gelmez


Hele saray entrikaları hiç ihmale gelmez...


Sinema-sanat emek ister.


Onat Kutlar'a da bir saygı-sevgi gönderelim...


Sattın bizi Martin...

 

SİTEDE ARA

Go to top