Yıllar önce yolum Roma’ya yani Ölümsüz Şehir’e düşmüştü. Avrupa tarihindeki önemi nedeniyle Roma’ya Ölümsüz Şehir (Eternal City) deniyor. Şehrin 2500 yıllık bir tarihi var; Antik Roma Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Roma Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapmış.

Tiber Nehri üzerine kurulmuş şehrin merkezinde Antik Roma gladyatör dövüşlerinin yapıldığı Colleseum var. Forum, İspanyol Merdivenleri ve Aşk Çeşmesi görülmeden dönülmeyen yerler. Vatikan da var ama ben orayı es geçmiştim.

1723-26 yılları arasında Francesco De Sanctis tarafından Kral XV. Louis için tasarlanan İspanyol Merdivenleri, ismini önündeki meydandan alıyor: İspanyol Meydanı. Bu isim de orada bulunan ve merdivenlerin yapımına sponspor olan İspanyol Büyükelçiliği’nden geliyor. Bu merdivenlerde yemek yemek yasak, cezası var. Buradaki Mcdonald’s ise “slow food” hareketinin sebebi diyebiliriz. Bu güzel meydana bir “fast food” lokanta açılınca şehirde büyük bir tepkiyle karşılaşıyor ve “slow food” hareketi Roma’da başlayıp dünyaya yayılıyor.

İlk defa gezilen her yerde olduğu gibi elbette Roma’da da ara sokaklarda kaybolmak lazım. Aşk Çeşmesi’nin oradaki turistik mekanları değil de Tiber nehrinin diğer tarafındaki küçük pizzacıları filan tercih etmeli.

Roma’nın tarihle iç içe yapısı, eski ama bakımlı apartmanların balkonlarından sarkan çiçekler aklımda kalan fotoğraflar arasında. Bir de Tiber Nehri kıyısındaki yazlık sinema unutulmazdı. Bir daha gidersem bu sinemada Bisiklet Hırsızları’nı (Vittorio De Sica, 1948) izlemeyi çok isterim.

Şehrin tarihi dokusu bir yana küçücük arabalar, upuzun ağaçlar vardı Roma’da… Yanında kaldığım arkadaşım Devin’den birkaç İtalyanca kelime öğrenmiş ve Roma için böyle demiştim: Piccolo Piccolo (Küçük Küçük) Arabalar, Grande Grande (Büyük Büyük) Ağaçlar.

Bugün İzmir’den geçmişe şöyle bir bakıyorum da Roma’yı azıcık da olsa tanımak, orada nefes almak, atmosferini solumak çok güzeldi. Aşk Çeşmesi (Trevi Çeşmesi)’ne bozuk para altılınca Roma’ya bir daha gelineceğine inanılıyor. Ben de atmıştım. Yolumun tekrar bu şehre düşmesini bekliyorum şimdi.

Gezilen her yeni yer insanda yeni bir iz bırakıyor. O izler bizi biz yapan küçük parçalardan… Her şeyden önce anlatacak bir hikayemiz oluyor ki, biz hikaye anlatmak için yaşayan canlılarız. Birbirimize gün boyu hikayeler anlatıyoruz. Yeni bir şehri bırakın, pazara gittikten sonra bile eve döndüğümüzde anlatacak bir şeyler bulmuş oluyoruz. Yaşadığımız ilk çağlardan beri ateşin etrafında toplanıp hikayeler anlattığımız günler çok da eskide kalmadı ve asla eskide kalmayacak. Bazen benim yaptığım gibi gittiğiniz bir şehri anlatacaksınız birine, bazen de yediğiniz bir yemeği…

Yemek deyince, Roma’ya giderseniz pizza, makarna ve dondurma yemeyi unutmayın. Yediğiniz içtiğiniz size kalsın, gördüklerinizi sevdiklerinize, bize anlatmayı ise lütfen ihmal etmeyin.

Kim bilir, belki bir gün Roma’da veya başka bir şehirde karşılaşıveriririz.

Sevgiyle,

 

 

SİTEDE ARA

Go to top