NÜFUS TRANSFERİ VE KONTROL
Çin'in Tibet'i bombalamamasına ve Tibet manastırlarını yıkmak için Kızıl Muhafızlarını yollamamasına rağmen amacı hala aynı: Tibet din ve kültürünü tamamen yok etmek. Çinliler sürekli kitleler halinde Tibet'e yollanıyor. 1985 yılında sadece Lhasa'da yaşayan Çinli sivil sayısı 50.000 ve 60.000 arasında değişiyordu. 1985'ten 88'e kadar büyük bir Çinli göçmen akınıyla Lhasa'nın nüfusu iki katına çıktı. TAR'ın haricindeki Tibet topraklarıysa, bugünün Qinghai kasabası, Kham bölgesi ve Amdo'yla; Sichuan, Gansu ve Yunnan kasabalarının karışmış şeklini içeriyor. Bu şehirler Çin nüfusunun en fazla olduğu yerler. Pekin Hükümeti ise sivil görevliler ve Çin halkına Tibet'te ikameti özendirmek amacıyla uzun tatil fırsatları, daha az vergi ve yüksek maaş gibi olanaklar vadediyor. 

1984 yılında Çin, Tibetliler üzerinde bir doğum kontrol politikası uygulamaya başladı. Tibetliler artık sadece, en fazla, iki çocuğa sahip olabileceklerdi. Shigatse ve Gyatsa'da 1087,1983 yılında da Kham ve Amdo'da 2415 kadın zorla kısırlaştırıldı. Bütün ülkeyi dolaşan mobil doğum kontrol ekipleri kuruldu.Bu ekiplerin görevi kürtaj ve kısırlaştırmaydı. Hamileliği ilerlemiş kadınlar bile kürtaj edilerek kısırlaştırılıyordu.

Bunun sonucu olarak da bu Çin nüfus transferi ve doğum kontrol politikasının içinde Tibetliler kendilerini, kendi ülkelerinde ekonomik, politik, sosyal çevreler ve eğitim çevrelerinde kısıtlanmış hissediyorlardı.

1992 yılında 12.227 alışveriş merkezinden Tibetlilerin Lhasa'da sahip olduğu sadece 300 tanesiydi. Güney Kham'daki iş merkezlerinde de durum pek farklı değildi; Çinlilerin 133 iş merkezi varken Tibetliler sadece 15 taneye sahipti. Bir İngiliz gazeteciye göre Amdo'daki Tibetli sayısı ''turist'' sayısına düşürülmüştü.

TİBET'İN DOĞASI TEHLİKEDE
Tibet toprakları, Asya'nın beş büyük nehrinin kaynağını aldığı yerdir. Aynı zamanda Tibet'teki nehirlerin %90'ı Tibet sınırlarının dışında denize dökülür. Machu (Sarı Irmak), Tsangpo, Trichu (Yangtze) ve Senge Khabab (Indus) nehirleri; kum ve kil açısından dünyanın en zengin beş nehri arasındadır. Bu ırmakların suladığı alan, doğudaki Machu Havzası'ndan batıdaki Senge Khabab'a kadar, dünya nüfusunun %47'sini besliyor. Çinliler Lanyang Xia gibi büyük barajlar inşa ettiler ve hala Yamdrak Yutso'daki hidroelektrik santrali gibi;Tibet ve Çin için enerji kaynağı olabilecek, yararlar sağlayabilecek olan santraller inşa etmeye devam ediyorlar. Tibetliler kendi topraklarından çıkarıldıklarından beri, on binlerce Çinli işçi, bu barajları inşa etmek ve bu barajların bakımını yapabilmek için Çin'den Tibet'e getirildi.

Dharamsala


Elbette Tibet'in sahip olduğu, insan eli değmemiş yüksek dağları, yaşlı ormanları, yüksek platoları ve derin vadileri de unutmamak gerek. Tibet topraklarının %70'i tarım alanı ve bu da, hayvancılığın ekonomide daha çok yeri olan, tarıma elverişli bir ülkenin ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor. Tibet'teki evcil hayvan popülasyonu yaklaşık 70 milyon kadar, çoban sayısı da bir milyonu buluyor.

Son 40 yıldır, ülkenin önemli meralarında hissedilir derecede bir bozulma var. Ülkenin normal tarım alanları dışındaki alanlarının, Tibet'te yaşayan Çinliler için tarıma açılmasının konusu bile Tibet'teki tarım alanları için oldukça büyük bir tehdit unsuru. Arazilerin tarıma açılması, tarıma elverişli araziyi kullanılmaz kılarak çölleşmeye yol açtı. Özellikle Amdo bölgesi bu sorundan en müzdarip bölge. 

Tibet yılda yaklaşık 200 kilokalori/cm güneş enerjisi elde eden Sahara'dan sonra, jeotermal kaynaklarının yanında, en fazla güneş enerjisine sahip ülke.

1949 yılında, Tibet'in ormanlarının kapladığı alan 221.800 kilometrekareydi; ne var ki, 1985'te bu alan 134.00 kilometrekareye düştü. Kağıt üreten Çinlilerin daha fazla hammaddeye ihtiyaç duyması durumunda ise Tibet'in ormanlarının yok oluşunun önüne geçilemedi. Halbuki üretmek yerine Avusturya'dan kağıt ithal etmek bile daha ucuzdu. Çin'deki bir fabrikada beş yıldır kendi ülkesinden Çin'e hammadde ithal eden bir şirkette çalışan bir Avusturyalı'yla tanıştım. Bana Çin'in, Tibet ve yavaş yavaş bütün Asya'nın (''Bütün Asya'' diyoruz; çünkü Tibet'e komşu olan bütün ülkeler sağanak yağış ve muson iklimlerini Tibet'in ormanlarına borçlu) doğasına zarar verdiğinin farkında olduğunu söyledi; fakat artık bu zararın önüne geçmek için çok geçti. Çünkü Himalayalar'da bu yıl (2004) kaydedilen muson yağışı miktarı yerel yörelere göre çok daha az. 

Zengin mineral kaynaklarının da tüketildiği gibi Tibet'teki vahşi hayat da yok ediliyor. Çinlilerin avlanma sporu, Tibet antilobunun, Tibet öküzü sürülerinin ve vahşi eşeklerin ciddi ölçüde yok olmasına yol açtı.

Çin'in Tibet'te 90 nükleer savaş üssü olduğu belirlendi. 90. Akademi, Çin'in kuzeybatısındaki Nükleer Silah Araştırma Akademisi ve Tibet'in Amdo bölgesinin kuzeydoğusundaki Tasarım Akademisi'nin Tibet platosunda miktarı ölçülemeyecek kadar çok olan radyoaktif atık bulduğu ve bunları yok ettiği söylendi. 

SÜRGÜNDEKİ TİBETLİLERİN BAŞARILARI 
Çin, kültürel ve ekonomik açıdan geri olan Tibet halkını uygarlaştırmak ve geliştirmek için yardım sunduğundan Tibet'teki varlığının yerinde olduğu konusunda ısrar ediyor. Aslında Tibet kendisine bırakıldığı takdirde kendi içişlerinin üstesinden gelebilme kapasitesine sahip. Sürgünde olmalarına rağmen kendilerini geliştirmeye devam eden Tİbetliler bunun en iyi örneği.

Sürgündeki Tibet'in hükümeti, Ev sahibi Hindistan Hükümeti ve uluslararası yardım kuruluşları, 1959 yılından beri sürgündeki Tibetlileri eğitme işi için tam 1,5 milyar rupee harcadı.

Tibet Hükümeti bütçesinin %65'ini, sürgündeki Tibetli çocukların eğitimi için ayırıyor. Fakat bu rakam, manastır eğitimi için ayrılan miktarı kapsamıyor.

Bugün Hindistan, Nepal ve Bhutan'da yeni kurulmuş olan Tibet manastırlarında yaklaşık 11.000 rahip ve rahibe var. Hindistan'da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Tibet kültürünü korumak için özel olarak birçok kurum kurulmuştur. Dharamsala'daki Tibet Tıp ve Astroloji Enstitüsü, hastalarına geleneksel Tibet tedavi yöntemini uyguluyor. Hatta bazıları, Dharamsala'ya (Özbekistan'dan sadece bu tedavi için bir haftalığına gelen Türk ailesi gibi) özel olarak bu enstitüde tedavi olmak için geliyor.


Dharamsala'daki Tibet çalışmaları Arşiv Kütüphanesi (LTWA) ve Yeni Delhi'deki Tibet Evi; Tibet felsefesi, dili ve kültürü alanında eğitim gören yabancı öğrencilere kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sağlıyor.

Dharamsala'daki Tibet Sanat Enstitüsü (TIPA) günümüze kadar Tibet opera, dans, şarkı ve müziğini korumayı başarabilmiş bir kurum. Hindistan'daki çeşitli Tibet okullarında çalışan sanat öğretmenlerinin çoğu, Hindistan ve diğer ülkelerdeki bazı şarkıcılar eğitimlerini TIPA'da almışlardır.

Dharamsala'da bulunan Tibet Kültürel Yayım Evi ve diğer Tibet yayım evleri, Budizm'in kuralları ve diğer binlerce geleneksel Tibet yayımının yanında Kagyur, Tengyur ve kutsal yazıtları yayımlayarak Tibet kültürünü korumaya çalışıyor.

Günümüzde Hindistan, Nepal ve Bhutan'da; ilk, orta ve lise derecelerinede 26.000 öğrenciye sahip 84 Tibet okulu var. Bunların 17'si bölgesel. Bunlara ek olarak da 55 anaokulu var. Dharamsala'nın sürgündeki Tibet hükümetinin Planlama Konseyi tarafından hazırlanan istatistiklere göre, okula giden sürgündeki Tibetli çocukların yaklaşık %92'sinin yaşları 6 ila 17 arasında değişiyor. Okul eğitimi bütün çocuklar için ücretsiz. Her sene 405 öğrenci orta okulu bitiriyor ve bu mezunların 200 ila 250 arasında değişen kısmı Hindistan veya diğer ülkelerdeki üniversitelere gidiyor.

Bazı aileler çocuklarını Dharamsala'ya sadece eğitim için gönderiyor.1979'dan beri, 5000 rahip ve rahibe dini çalışmalarını sürdürebilmek için Hindistan'a kaçmış bulunmakta. Dharamsala'da yaşayan Tibetli sayısı gittikçe artıyor. Her hafta, politik ve dini nedenlerden dolayı yeni gelenler oluyor. Dalay Lama, o esnada şehirdeyse, yeni hayatlarına hoş geldiklerini söylemek ve iyi dileklerini iletmek amacıyla yeni gelenlere bir toplantı düzenliyor.

Hindistan'da kalabilmek için ülkeyi terk etmeyeceklerine dair her sene yenilemek zorunda oldukları bir belge olmasına rağmen, oturma izni almak isteyen Tibetliler için yeni yaşamları çok da umut vaad edici değil. Hindistan'da kalabilmeleri için, her istedikleri zaman ülkelerine gitme hakları yok ve Hindistan'ın Tibetli mülteciler hakkında nasıl bir politika güdeceği hakkında şüpheleri var.

Dharamsala'da bir sınıf


Hindistan'da düşünce, sanatını icra etme, bir işe sahip olma ve çocuk sahibi olabilme özgürlükleri var; fakat bu özgürlüklere sahip olmalarına rağmen tamamen farklı bir kültürün yanı sıra farklı bir çevrede de yaşam savaşı veren Tibetliler için geleceklerinin belirsizliği en büyük endişe kaynağı. 

Hindistan'da doğmuş olan yeni nesil, Tibet kültürü ve dilini korumaya yönelik çabalarının olmasına rağmen, Hint yaşama tarzı ve adetlerini benimsemiş durumda.

Tibetli gençler çok dilli; İngilizce,Hintçe ve Nepalce başta olmak üzere bir ya da iki Tibet lehçesini konuşabiliyorlar.

Tibet Yardım Derneği, Çoklu-Eğitim Merkezi için gönüllü olarak İngilizce öğretmenliği yaptığım süre boyunca Tibetli mülteciler için Nepal'de kurulmuş olan resepsiyonun işlerinin oldukça yoğun olduğunu, Hindistan'a gelmeden önce Nepal'de kısa bir süre için kalmak zorunda olan rahiplerle tanıştığımda anladım. Nepal'deki resepsiyon özellikle de karlar altındaki Himalayaları aşarak gelen, dudakları mosmor kesilmiş Tibetlilerle ilgilenmek zorun olduklarında yoğun. Birçok mülteci soğuktan el ve ayak parmaklarını kaybetti ve bu yüzden hayatlarının geri kalanını sakat olarak geçirmek zorunda kaldı.

Dalai Lama'nın Mc Leod Ganj'a (Dharamsala’nın Tibet bölgesi) 1960'taki ilk gelişinde bölgenin durumu oldukça kötüydü. Depremlerle yıkılmış, koloniciler tarafından terk edilmişti. Sürgündeki Tibet'i yeniden inşa etme olayı işte o zaman başladı ve 20 yıl içinde Himachal Pradesh'teki terk edilmiş dağ istasyonu küçük bir Lhasa'ya dönüştürüldü. Tibet kültürünü yaymak için yavaş yavaş manastırlar, tapınaklar, okullar, kimsesizler için yurtlar, kütüphaneler, enstitüler inşa edildi ve bu binalar giderek artmakta. Bu ev ve binaların çoğu beton ve tuğla gibi oldukça modern maddelerle inşa edildiler; fakat neyle yapılmış olurlarsa olsunlar hepsi Tibet tasarım ve desenlerini yansıtıyor.

Mc Leod Ganj ve Drahamsala arasında, sürgündeki Tibet Hükümeti, her küçük evin hükümetin bir bakanlığını temsil ettiği bir kampüste kurulmuştu. İlk gün Budizm dersim için LTWA'ya giderken Tibet Hükümeti Maliye Bakanlığı'ndan geçmek oldukça tuhaftı. Kampüste hükümet gerçek değilmişçesine bir peri masalı havası vardı ki insanın herkesin işinin başında, yabancı bir hükümet içinde kendi devletlerinin işlerini yürütmekte olduğuna inanası gelmiyordu.

Tibet Çocuk Köyü'ne ilk gidişim, Tibet Çocuk Köyü'nde büyümüş Tibet Gönüllüleri Organizasyonunun koordinatörünün düzenlediği bir geziyle oldu. Önceki günlerde okumuş olduğum Dervla Murphy'nin yazılarından tanıdığım TCV'yi, bebeklerden gençlere kadar her yaş grubunu içeren bir yatılı okulu, görmek benim için oldukça heyecan vericiydi. Günümüzdeyse TCV, Richard Gere gibi birçok ünlü tarafından, Dalay Lama Tapınağı'ndan sonra desteklenen 2. büyük yatılı okul. Ünlülerin Tibet için yaptıkları bununla da sınırlı değil, bugün birçoğu, aynı zamanda bu konuda oldukça duyarlı olan Batı'da özgürlük hareketi için ilgi uyandırmaya çalışıyor.


Tibet halkına katılmak ve Tibetli rahiplere İngilizce öğretmek için Dharamsala'ya gitmeden önce Türklerin Tibet hakkındaki bilgisini ölçmek için küçük bir araştırma yaptım. Dalay Lama'nın 1958 yılında Hindistan'a kaçtığından ve o zamandan beri orada yaşadığından haberleri yoktu. Oysaki hepsi de muntazam gazete okuyan eğitimli insanlardı. Yurt dışında yaşayan bir insan olarak, Türklerin Tibetliler ve Tibet'te neler olup bittiği hakkında pek bir şey bilmediklerinin farkına varmamıştım. Umarım bu yazı, Türkiye'de yaşayan Türkler arasında Tibet Hareketi hakkında ilgi uyandırır ve Türkler sürgündeki Tibet halkını ve Çin yönetimi altındaki Tibet'i desteklemeye başlarlar. 

Tibet Çocuk Köyü

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top