Oluyor... Arada ruhun sıkışıyor, arada insan olan bir yanın ilahiliğinden uzaklaşıyor. 

Takıyorsun, ağlıyorsun, bağırıp çağırıyorsun, isyan ediyorsun, suçlayacak birilerini arıyorsun, küfrediyorsun, nefret ediyorsun, iç geçiriyorsun, pişman oluyorsun... Oluyor... 

İlk insandan beri bu insanların içine düştükleri bir girdap. Girdap demek yanlış oldu belki. Girdaplardan kurtulmak imkânsızdır. Dışarıdan bir el seni kurtarmazsa dibe batarsın. Dibe vurduğunda artık yaşamıyorsundur. Dışarıdan el gelmeyince lanet edersin, küfredersin, inkar edersin...

Hâlbuki...

Halbuki sen bir mucizesin. Ne imkansız senin gibi senden bir tane daha bu dünya üzerinde var olması biliyor musun? Ademden bugüne senin gibi bir tane daha yok. Bu etrafındaki dağlar, bu deniz, bu şehir, bu İstanbul senin gibi bir tane daha görmedi.

İlk kural şükret. Tanrıya şükret. Evrene şükret. Hayata şükret. Çünkü sana kulak verildi, sesi duy diye. Sen istediğini duyarsın. Şehrin gürültüsünü ya da kaldırım kenarındaki ağacın dalına konmuş bir kuşun ötüşünü. Sen seç. Kendini neye alıştırırsan onu duyuyorsun. Hakkındaki dedikoduyu, ya da seni "SENİ SEVİYORUM" sözcüklerini. Etrafında seni seviyorum diyen yok mu? Geç aynanın karşına kendin söyle kendine... Seni seviyorum diye.

Gör diye gözlerin yaratıldı, renkler yaratıldı. İstersen siyah gör, istersen rengârenk... En son bir ağacın dalının yeşil olduğuna, gökyüzünün mavi olduğuna, bulutlar katedrallinin bembeyaz yükseldiğini ne zaman fark ettin ve şaşırdın çocuk gibi? Çok mu alıştın? Çok mu sıradanlaştı dünya senin için? Hayat çok mu basit bir koşturmaca haline geldi? Suçlayacak bir sürü şey var değil mi?

Bedenine bir baksana... Dans edebilir, boğazda bir tur atabilir, bisikletin pedallarına olan gücünle basabilirsin... Eksiğin ne? Engellerin mi var? Tekerlekli sandalyede basketbol oynayan insanlar gördün, aferin dedin. Sen ki, tam çalışan bir kalp, binlerce kas binlerce sinir ile donatılmış bir beden, her hareketi yapabilecek bir kabiliyete sahipsin...

Konuşabilen, düşünebilen bilinen bir tek canlı sen varsın... Biliyorsun. Onca peygamber, onca yazar, onca şair, onca dost, onca acı, onca filozof, bir tarih sırf laf söylemek için gelmedi dünyaya... Düşünebildiğin için şükret... Tarihi bilebildiğin için. Bu tarih içinde nadide, benzersiz olduğunu bil...

İkinci kural bu! Benzersiz olduğunu bil! Benzersiz olduğun için şükret. Benzersiz olduğun için kendini sev. Acılarına alış, kendini bağışla, etrafındaki insanları bağışla. Bunca benzersiz insanı, bunca benzersiz bir karmaşayı bir daha nasıl bulabilirsin? Kinle, pişmanlıkla, nefretle nasıl tadına varabilirsin bu benzersizliğin?


Kaderin de benzersiz. Ve diğer yaratılanlardan bir farkın var. Sen seçebiliyorsun. Benzersiz bir düşünme yeteneğin var. Günahı sevaptan, güzeli çirkinden, yararı zarardan ayırabiliyorsun. Kaderin senin seçimlerinle çiziliyor. Ve sen seçim yaparken kendi seçtiğine neden kızıyorsun ki? Neden kendini bir kapanda sıkışmış hissediyorsun? Bir hapishanedeysen ve bu hapishaneye kendini sen sokmuşsan çıkışını da senden başka kim, nasıl bilebilir? Hadi bir adım daha at. Kural üç!

Adım atmadıktan sonra nasıl yürüyebilirsin? Bir şeylerin değişmesi gerekiyorsa, giriş... Vazgeçmektense azmet. Dünya yedi günde yaratıldı. Tanrı gibi her şeye gücü yeten bile yedi günde yarattı dünyayı. Ama ilk önce ol dedi. İlk adımı attı sonrası geldi. Bir şeyler yap. Yaptığın şeyi hayırla yap, sevgiyle yap, onurla yap, yararla yap, o zaman göreceksin ne yaparsan yap doğru şey yapmış olacaksın.

Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla, şimdi o acı anları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı, dizlerinin üzerine çökerdin. Geçmiş geçmiştir. Şimdi dördüncü büyük kuralı biliyorsun, mutluluk ve başarının dördüncü kuralını. Seçme gücünü akıllıca kullan. 

Sevmeyi seç, nefreti değil. Gülmeyi seç, ağlamayı değil. Yaratmayı seç, yok etmeyi değil. Azmi seç, vazgeçmeyi değil. Yüceltmeyi seç, dedikoduyu değil. İyileştirmeyi seç, yaralamayı değil. Vermeyi seç, bencilliği değil, başlamayı seç, ertelemeyi değil. Büyümeyi seç, bozulmayı değil. Şükretmeyi seç, küfretmeyi değil. Yaşamayı seç, ölmeyi değil. 

Ve son. SEV. Her şeyi sev. Kötü bir günü, şehrin kalabalığını, aldatılmayı, aldanmayı... HATAYI. Her şeyi sevebil ki ilahi olsun kararların. İyiler güzeller bir tarafa dursun, sence istenseydi sırf güzellikleri yaratılmaz mıydı?


Artık şanssızlıklarının evrenin isteğine bağlı olmadığını biliyorsun, tüm güç senin içindeydi ve seni insanlıktan çıkaran davranışların ve düşüncelerin senin yaptıklarının sonucuydu, iyiyi düşün, iyisi olsun.

Artık büyüdün, akıllandın ve toprağın meyveleri senin olacak. Sen harikalıklarla dolusun. Potansiyelinin sınırı yok.

Bir daha asla kendini aşağılama. Hiç bir zaman yaşamın kırıntılarıyla yetinme. Bugünden itibaren asla yeteneklerini gizleme. Bugünden zevk al, ve yarından, yarınlardan. Sen dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirdin. Sen yaşayan bir ölü olmaktan kurtuldun. Artık asla kendine acımayacaksın ve her yeni gün senin için başarı ve neşe olacak. Daha önce olduğu gibi, başarısızlık ve mutsuzluğu ya da başarı ve mutluluğu seçebilirsin. Seçim senin. Seçim, tamamen senin. 

Tanrı, evren, hayat ancak izleyebilir gururla, ya da acıyla. O halde, mutluluk ve başarının dört kuralını anımsa. Şükretmen gerekenleri gör. Benzersiz olduğunu ilan et. Bir adım at. Seçme gücünü akıllıca kullan. Diğer dördünü gerçekleştirebilmek için, bir şey daha yap. Her şeyi sevgiyle yap! Kendini severek, başkalarını severek ve yaşamı severek.

Çünkü sen dünyanın en büyük mucizesisin...

 

 

Go to top