3 senedir gelmediğim Hindistan’da olmak hala bir mucizeymiş gibi geliyor. Çünkü Anne Hindistan izin verirse onun topraklarına ayak basabiliyorsun.

Gelmeden Amma’ya dua ettim, eğer gelmemi istiyorsan geleceğim diye. Sanırım duamı duydu ve gelmemi istedi. 

Bundan 4-5 sene önce babamla Almanya’da bir kitapçıda dolaşırken elim bir kitaba takıldı. Genelde mağazaları dolaşırken ellerim çevremi incelemekle meşgul olur. Kıyafet mağazasındayken, reyonun yanından geçerken kumaşlara dokunur, hissini alırım. Kitapçıda da öyle gezerken, elim bir kitaba takıldı. Dönüp baktım, ‘Die Heilige Kuh’-Kutsal İnek diye, üstünde bir hint tanrısının resmi olduğu kitapmış. Avustralya’lı bir gazeteci kadının Hindistan’daki yaşantısı ve spiritüelliği keşfinin mizah dolu anlatışı ile karşılaştım. Ve bu kitap, bir kadın gurudan bahsediyordu. Pembe bir ashramı olup, herkese sarılıp, dileklerini kabul eden bir kadından…Amma, kalbime o zaman tohumunu attı işte.

2011 yılında, Iyengar hocam Anand Sagar namı diğer Sharat ile yollarımızı ayırmaya karar verdiğimizde, Linda ile Gokarna’da buluşup, Tiruvannamalai’da bulunan Ramana Maharşi’nin aşramına gitmeye karar verdik. (Ramana Maharshi, Arunchala dağına çıkıp, aydınlanan başka değerli bir mistik, guru)

Ancak ben trende uyuya kalmışım ve Mangalore diye adını sanını duymadığım bir yerde uyanıyorum. Hava kararmış, dönüş treni yok derken orada kalıyorum. Orada bir oda bulup, 2 gün boyunca kendimle vakit geçirip, aslında Amritapuri, Amma’nın aşramına çok yakın olduğumu fark ederek: Bir dakika yahu, benim gurum Amma benim oraya gitmem gerekiyor diyerek karar verip, Kochi’de arkadaşlarımla buluşup Aşrama varıyorum. Daha yeni yeni, mürit hazırsa mürşit gelirmiş sözünü algılayabiliyorum....

O sene Goa’da yine ‘tesadüfler silsilesi’ çerçevesinde Alev ile tanışıyorum. Alev’e buraya geldiğimi haber verip onu da çağrıyorum. O sene Pınar, Banu ve Jairam (Mesut) ile aşramda küçük bir Türk kolonisine sahip oluyoruz. Koloni dediğime bakmayın, binlerce kişi olmamıza rağmen, herkes çok bireysel yaşıyor aşramda. Bu, derinlere giden yolculukta daima tek olduğumuzu hatırlamaya vesile oluyor.

Amma’yı ilk görüşüm, sahile meditasyon yapmaya giderkendi. Amma aşramdayken, Pazartesi ve Perşembe günleri güneş batmadan, sahile gelerek bizimle 1 saat meditasyon yapıyor ve sonunda sorularımızı cevaplıyor. Eğer o gün yeni geldiysen veya ayrılıyorsan, sana Darşan diye adlandırlan bir kucaklama ile ya Hoş geldin ya da Hoşça kal diyor. Şanslıydım, Darşan alabilecektim. Ona sarıldığımdaki hislerimi, anne karnındaki ceninin hislerine benzetebilirim ancak. Sıcacık, huzur ve sevgi akıyordu bu kadından…


Goa’da geçirdiğim günlerden sonra, anne şefkati ruhumun çok derinlerine dokunmuştu…Bu kadın çok özel biri…

 

 

Go to top