Biraz sonra dayanamayıp biraz daha uzak ve sessiz bir köşeye gitmeye karar verip kalktım… Kampın içinde çeşitli yerlere dağıtılmış sedirlere doğru yürüyüp en uzaktakine yöneldim...

İki haftadır Kaz Dağları’ndayım… Biraz yalnız kalmak ve yavaşlamak istedim. Bu arada da sevgili Mey Elbi ve Devrim Akkaya’nın beraber yaptıkları  yoga kampına katılıp uzun zamandır ihmal etmek durumunda kaldığım yogaya dönüş yapayım dedim. Çok güzel bir kamp oldu… Denk gelirseniz Mey ve Devrim’in kampına muhakkak katılın… Hatta ayarlayıp denk getirin.

Kamp bitince biraz da kendimle kalayım diye başka bir kamp yerine geçtim. Biraz sakin kalıp içime dönmek, bu arada yoga ve meditasyon yapmak iyi olur diye düşünmüştüm. Geldim ki kamp yerinde kalabalık bir grup… Kişisel gelişim çalışmaları yapıyorlarmış… Benim dışımda grup harici birkaç kişi daha var. Belli ki benim gibi Kaz Dağları’nın büyülü atmosferinde biraz yavaşlamaya gelmişler. Bilinçaltı çalışmalarından sonra hıçkıra hıçkıra ağlayanlar, ruh gibi dolaşanlar, adını unutanlar, yanından selam vermeden geçip pardon ya diye geri dönenler… Ama hepsi güzel insanlardı, içleri dışları birdi…  Hem gruptan hem de grup harici kişilerden bazıları benim yoga ve meditasyon çalışmalarına katılmak istediler… Onları sevgi ile kucakladım… Hayatıma hoş geldiler…

Dün akşam enteresan bir şey oldu: Baktım akşam meditasyonu için kimse hevesli değil, dere kenarına ineyim, biraz kendimle kalıp meditasyon yapayım dedim… Kendime bir yer beğenip oturdum meditasyona… Biraz sonra kişisel gelişim grubunun çalışması başladı. Anladığım kadarıyla derin bir bilinçaltı çalışması yapılıyordu. Çok yüksek sesli bir müzikle beraber yönlendiren kişinin motivasyon sözleri… Ve ansızın boşalma durumları… İçleri parçalayan haykırışlar, ağlama sesleri… Tabi zihin hemen “Acaba orada ne oluyor?” diye başladı gidip gelmeye… 

Zihin bir “Kendinle kal Erdoğan!” diyor, bir “Acaba orada ne oluyor?” arasında gidip geliyor… Biraz daha orada kalmaya çalıştım… Ben ağlama seslerine hiç dayanamam… İçim parça parça… Bir taraftan zihin oyunları… “Sana ne? Sen buraya yavaşlamaya gelmiştin” diyor… Diğer tarafım “İnsanlar ‘acı’ çekiyor, sen burada ne yapıyorsun?” diyor… İki uç arasında gidip gelmeler…

Biraz sonra dayanamayıp biraz daha uzak ve sessiz bir köşeye gitmeye karar verip kalktım… Kampın içinde çeşitli yerlere dağıtılmış sedirlere doğru yürüyüp en uzaktakine yöneldim. Meditasyonuma devam etmek için pozisyonumu aldım ama nafile… Zihin orada… Ve arazinin en uç noktası olmasına rağmen sesler, “Sessizliğimin sesi” olmaya devam ediyor… İç sesim “Karanlığın içinde sana ait güvenli odanda kal!” diyor… Diğer bir iç sesim ise, “Sen bütünün bir parçasısın, bütünden ayrı kalman mümkün değil!” diyor… Yüzleşmeler, yırtınmalar, parçalanmalar ve acı… 

İçimden bir ses, “gözlerini aç” dedi… Açtım… Tam burnumun ucunda bir İNCİR… Aaa ben buraya otururken bu incir ağacı burada mıydı? Ne zaman geldi bu ağaç buraya? Elimi uzatsam onlarcasına erişebileceğim yakınlıkta bir sürü incir… :) Kaldığım kamp biraz yamaç bir yerde kurulmuş, oturduğum sedir ise yüksekçe ve incir ağacının dalları tam sedirin hizasında… Allah allah, otururken hiç fark etmemişim… Bir tane koparıp yedim… Hımmmm nefis bir tadı var… Bir tane daha… Ve bir tane daha… Ne kadar zaman ve miktar incir yedim hatırlamıyorum… Bir anda her şey silindi… Sadece İNCİR var! Meditasyon oldu, İNCİR MEDİTASYONU… 

Zihnin bu hallerinden özgürleşmek mümkün mü? Cevabı bilmiyorum! Zaman zaman yaptığım oldu, yapamadığımda… ÖZGÜRLEŞMEK ne demek onu da bilmiyorum! Zaten özgür müyüz, yoksa hepimiz aslında zihin denen hapishanelerde kilit mi kaldık? Bir yerde şöyle bir şey okumuştum: “Zihin, gerçeğin büyük katledicisidir, katili öldür!” Zihni öldürmek… Şimdi fark ediyorum ki, fantezi, varsayım ve önyargılar ile zihnimiz bizi yanılsamalar içine sokuyor… Merak ve belki biraz da önyargı ile içeriden gelen o seslerin beni nasıl yönlendirdiğini düşündüm… Belli ki o insanlar buraya bir şey yaşamaya gelmişler… Ama sen onların ne yaşadığını bilmeden hemen bir empati durumuna geçtin… Empati mi yaptın o da belli değil! Sadece bir rahatsızlık duygusu… 

Akşam yemekte kampta dost edindiğim bir arkadaşla hem incir yedik hem de bu durum üzerine konuştuk… Beni ne rahatsız etti? Cevabı henüz bilmiyorum… İnsanların ‘acı’ları beni neden bu kadar etkiliyor? Hımmmm… Bunu üzerine düşünmeliyim… 

 

 

 

 

 

Go to top