2002 yılıydı… Ülkemiz derin bir ekonomik krizin etkileriyle baş etmeye çalışıyordu. Ben de bir hayli çalışanı olan yayın evimde ekonomik krizin yarattığı yaraları sarmaya çalışıyordum.

Çok sıkıntılı bir dönemdi. Her gün yeni bir sorunla boğuşmak ve yeni çözümler üretmek zorundaydım. Zira yıllarca emek verdiğim ve büyük bir aşkla yaptığım işim ellerimin arasından kayıp gidiyordu.

Bir gün ofiste editörlerimden Çağlayan’ın, odanın ortasında birtakım hareketler yaptığını gördüm. “Sen ne yapıyorsun?” diye sordum. “Yoga yapıyorum,” dedi ve “Yorulduğum ya da sıkıntılı olduğumda bana iyi geliyor,” diye ekledi. “Sen de yapmak ister misin? Eminim sana da iyi gelecektir. Bak benim yoga öğrendiğim hocanın DVD’si de var. İstersen alıp bi dene…” “Tamam, bir ara alıp denerim…” deyip geçiştirdim.

Uzun yıllardır TM (Transandantal Meditasyon) yapıyordum; ama sıkıntılarımı atmak için yeterli gelmiyor gibiydi… Sanki başka bir şeyler daha yapmam lazımdı… Bir spor salonuna yazıldım. Yüzme, kick boks, ağırlık çalışmaları dâhil birçok sporu bir arada yapmaya başladım. Her gün saatlerce spor yapıyor ve içinde bulunduğum depresyondan kurtulmaya çalışıyordum.

Bir gün spor salonunun dersleri arasında yoga da olduğunu gördüm ve iki yıl kadar önce Çağlayan’ın söyledikleri aklıma geldi… Kendime “Bi dene… Ne çıkar ki, nasıl olsa her gün buraya gelip saatlerce çalışıyorsun,” deyip ilk yoga dersime yazıldım. Derse çekine çekine girdim; çünkü başarısızlık korkum var(dı): Öyle herkesin önünde ve kalabalık ortamlarda her şeyimi ortaya dökemem; sırmalarım dökülür; maazallah yapamazsam, sonra el âlem bana ne der? Yani aklınıza gelebilecek her türlü olumsuz düşünce…

Derste 20 kişi kadar vardı ve herkes bir mat serip üstüne oturmuş hocayı bekliyordu. Sınıfın en arkasında kendime bir yer bulup matımı serdim. Biraz sonra hoca geldi, güler yüzlü bir kadındı… Herkese “Hoş geldiniz,” dedikten sonra “Bir nefes çalışması ile başlayacağız,” dedi. Nefes çalışması bittikten sonra, “Hadi şimdi asanalara başlayacağız, ayağa kalkın,” deyince içimi bir korku sardı. O zamanlar “asana”nın ne anlama geldiğini bilmediğimden, ya yapamazsam, ya rezil olursam, telaşına kapıldım… 

Bütün ders boyunca fıldır fıldır gözlerle etrafı tarayarak yarım yamalak bir şeyler yapmaya çalıştım. Aslında sınıfta birkaç kişi dışında kimse benden çok farklı değildi… 

Ama işte o korku; ah, o korku…

Ders esnasında Çağlayan’ın söylediği DVD aklıma geldi. Hemen ders çıkışı kendimi alışveriş merkezindeki kitabevine attım… İşin tuhafı, DVD’nin ismini de hatırlamıyordum. Neyse, sektörden birisi olduğum için görevliye kendimi tanıtıp bana yardım etmesini ve bana iyi bir yoga DVD’si vermesini istedim… Bilindik bir yayınevinin sahibi dükkânına gelmiş ve alışveriş yapıyor ya, sağ olsun çok ilgilendi; “En çok satan DVD bu…” deyip Zeynep Aksoy’un DVD’sini önüme koymaz mı? “Hah! İşte aradığım buydu!” dedim…

Eve gider gitmez ilk işim DVD’yi incelemek oldu. Konuyu çok güzel ve adım adım anlatıyordu. Hemen yapmaya başladım. Kaç saat yoga yaptım bilmiyorum ama yorgunluktan baygın düşmüştüm. Ertesi dersi iple çekmeye başladım. Spor salonunda haftada sadece iki gün yoga dersi vardı. Derse girdiğimde artık daha bir güvenliydim. Tabii her asanayı süper yapıyordum diyemeyeceğim… Zaten sonraki yıllarda hocalarımdan öğrendiğim kadarıyla; her insanın anatomisi farklı olduğu için, herkes her asanayı mükemmel yapacak diye bir şey de yok. Yani sizin vücut yapınız o asanayı başkaları gibi yapmaya elverişli olmayabilir. Bu çok doğal bir şey…

Ders çıkışlarında rüyada gibiydim… Hiç bu kadar rahatladığım başka anlar olduğunu hatırlamıyorum. Evet, yoga bana çok iyi gelmişti… Her hafta büyük bir aşkla o iki ders gününü bekliyordum; ama bu bana artık yeterli gelmiyordu. 2007 yılında ofisimi Taksim’e, evimi de işe yakın olsun diye Cihangir’e taşıdım. Bir gün “Cihangir Yoga” başlıklı bir e-posta aldım. Tam da aradığım fırsattı; evime çok yakın bir yerde, üstelik DVD’sini çok beğendiğim ve faydalandığım hocanın stüdyosunda yoga yapmak… Hemen gidip kaydoldum. Her gün iş çıkışını iple çekiyor ve o çok beğendiğim hocalarla birlikte yoga yapıyordum…

2010’da hocalarımdan birinin önerisiyle yoga hocalığı eğitimine başladım. Artık hayatımın bir parçası olan yogayı daha iyi öğrenmek, uygulamak ve öğrendiklerimi paylaşmak zamanı gelmişti. Aslında yoga mı hayatımın bir parçası oldu, yoksa hayatım mı yoganın bir parçası, bilemiyorum; ama gerçekten yoga bana çok iyi geldi.

Aralarında Zeynep Aksoy, David Cornwell, Zeynep Çelen, Berivan Aslan Sungur, Defne Suman, Andrew Zionts, Mey Elbi ve daha nicelerinin bulunduğu onlarca yoga hocası ve beraber yoga yaptığım yüzlerce dostum; hayatımda çok önemli bir farkındalık oluşturmama vesile oldunuz. İyi ki varsınız… Hepinize büyük bir şükran duyuyorum…

Benim için “yoga”, geçmiş ve geleceği düşünüp endişelenmeden “an”da olmak, korkuların farkına varıp sabretmeyi öğrenmek oldu. Siz de bir deneyin, belki kendinizle ilgili hiç farkına varmadığınız bir şeyi keşfedeceksiniz, kim bilir…

 

Go to top