Kafamızı nereye çevirsek nereye kulak kabartsak konuşulan her şeyin eninde sonunda cinsellikten geldiğini ya da cinselliğe gittiğini anlamamız için bir saniye durmamız yeterli. Tüm reklamlar, klipler, filmler, siyaset ve hatta din bile bu başlık altında şekillenmiş durumda.

Dünyamızda bütün canlıların muhakkak bir nedeni, bir sebebi ; Dünya anada dengeyi kurmak adına kendince bir görevi var ve bu nedenledir ki türlerinin devamı ve bu dengenin nihai düzeninin ahengi adına tüm kainat canlıları için nefes alıp vermek kadar iç güdüsel.

Ya insanoğlu? Biz ne için geldik bu Dünyaya?Aslında çok açık; kedi haşerat kontrolünden sorumlu iken, arı tüm dünyanın besin kaynakları arası taşıyıcı olarak kritik derecede önemli bir görev yapıyor. At, eşek ve büyük baş türleri yük taşımak ve bizi bir yerden bir yere ulaştırmak konusunda ne kadar da önemliydi motorlu taşıtlar keşfedilene kadar. Kuşlar, börtü böcekler,vs. saymakla bitmez.

Peki ya insan? Kainatta ki tüm varlıkların sahip olduğu doğal yapabilitelerinin çok küçük bir kısmını insana giydirdiğimizde hayali süper kahramanlar çıkıyor ortaya. Örümcek adam, Süpermen, Kedi kadın, Yarasa adam,  vb. bu şekilde türetilmiş hayali kahramanlarımız.

Eh bir de işin ters kısmı var ki burada da bizim yeteneğimiz kendini gözler önüne seriyor. Farkındalık ve bilinç. Yine bir çok filme hikaye olan kişilik ve insan bilinci giydirilen kedi ve köpekler ve daha nice hayvanlara bizim doğal olarak sahip olduğumuz olgu eklenince bir anda her şey doğa üstüne dönüşüyor ve yine kahramanlar ortaya çıkıyor.

Yoga metinlerinde de ifade edildiği gibi tekamül yolundayız ve aslında tek yaptığımız şey deneyimlemek ve deneyimlediğimiz şeyi şekillendirmek. Bu o kadar önemli olmalı ki;bilinçli ve şuurlu bir ırk olarak diğer düşük bilinçli türlerden belki de daha fazla bağlıyız üreme iç güdümüze. Daha doğar doğmaz ailelerimiz bizim üreyeceğimiz günlerin hayaliyle mutlu mutlu gözyaşları akıtırlar yüzlerine. Çünkü tür devam etmelidir. Çünkü güdülerimiz bizi güdüler ve bu dünyaya ait ne varsa güdülerimize hitaben bizi yönlendirir. Daha altımızı ıslattığımızın farkına varamadığımız bilinçsiz yıllarımızda ilk farkına vardığımız ya da vardırtıldığımız olgu cinsiyetimiz olur.

Tabii bu dürtüyle gelen ve sadece fiziki dünyamız ve bedenimiz değil tüm bedenlerimizi ve katmanlarımızı etkileyen bir yakıt ; aşk. Pek tabii ki bu bambaşka bir yazı konusu.

Yüzyıllardır en çok merak konularından biri olan aşk , cinsel gücü arttırmak adına yapılan deneyler ve araştırmalar kadar olmasa da, üstüne çokça konuşulmuş tefekkür edilmiş ve incelenmiş. Bir kısım bilim adamı tamamı ile hormonlardan ibaret analitik bir bakış açısı ortaya koyarak bedende hormonal artışları tek tek sıralayarak raf ömrünü bile ortaya çıkarmışlar. Ve tabi bir kısım filozoflar işin havuz probleminden daha karmaşık ve öte olduğunu keşfetmişler ve hepsi kendine göre bir sonuç elde etmiş.Ve işin daha da tuhaf kısmı hepsinin de bir tarafımıza dokunan yanı var. Bilim adamları analitik zihnimizi doyururken filozoflar ruhumuza ziyafet çekiyorlar. Her nasıl ve hangi yolla oluyorsa olsun sonu yaşamda kalmaktan sonra ki en geçerli iç güdümüz üremeye bağlanıyor.

Dünyada ki en büyük gücün ve geçerli enerjinin cinsellik olduğu hemen hemen tüm inanışlar tarafından kabul görmekte. Hatta ve hatta öyle diyorlar ki; aydınlanmanın uzun uzadıya belki de ömürler süren tekamül yolculuğunda keşfedilenlerin kattığı enerji ile eşdeğer, ruhani cinsellikle açığa çıkan enerji.  Bir yerde hepimizin yapı taşı; cinsel içgüdümüz olmasa kozmetik,giyim,besin hiçbirinin bir anlamı kalmazdı.

Düşünsenize bir,”kokunuzla baştan çıkarın çıldırtın” sloganlarıyla sürekli karşımıza çıkan reklamları, ya da pazarlamada hangi cinse hitap ediliyorsa  o cinsin libidosunu harekete geçirecek karşı cins silahlarını. Reklam panoları, dizi ve haber araları, radyo reklamları hepsi bu içgüdümüzü hedef almış. Tüm pazar bu içgüdü üzerine kurulmuş.

Siz hiç daha iyi bir insan olabilmeniz adına yapılmış üretilmiş bir ürün ve bunun pazarlamasını bu kadar ortalarda gördünüz mü? Ben görmedim şahsen. ”Yasemin notalarının gül yapraklarıyla bileşimi sayesinde ruhunuzdaki iyilik canlansın doğaya daha sevgi dolu olun.” ya da ” Falancayı kullanın doğayı koruyun “ gibi sloganları olan ürünler yok değil var tabii ki ama popülerliğinden ötürü  görünürlüğü ve tercih edilirliği tartışılır.

Oysa ki inandırıcılığı yüksek bir kaç bilgi insanı çıkıp dese ki “Ey insanlık çöplerinizi ayrıştırırsanız girdiğiniz her ortamda en çok ilgi çeken insan olursunuz. Hele bir de doğa dostu ürünlerle hayatınızı sadeleştirerek organik bir hayat yaşarsanız hiç yaşlanmazsınız. Ah tabii ki yalan sizi çirkinleştiriyor; yalan söylemeyin alımlı ve güzel olun.Yalanlarınızdan kurtulamıyor musunuz, hiç sorun değil gelin tek seansta sizi yalanlarınızdan kurtaralım. Canlılara zarar vermeyip onları sevin, libidonuz  en üst seviyelere çıkar ve herkes sizi sevmek ve tarafınızdan sevilmek için yarışır..” 

Emin olun dünya çoktan mükemmele yakın bir yer olurdu. İnsanoğlunun üreme hormonlarından daha değerli hiçbir şey yok bu evrende çünkü. Makro için var olurken mikro detayında kaybolan insanlığı yönlendiren, neden sonuç ilişkisini çarpıtan ve bundan rant sağlayan, her tür açlıktan gözü ve kalbi kör olmuşların oyun alanı adeta dünyamız.

Sonuç olarak da, tekamülümüzü tamamlarken Dünyanın enerjisini karmalarımızla daha mükemmele yakın hale getirmek adına nesiller devam etsin diye var olan bu içgüdümüz araç olmaktan çıkmış amaç olmuş ne yazık ki!..

Ne denirse densin ortada ilk benliğimizle öz benliğimizin iç içe geçmiş olduğu bir denge var ve içselliğimle algıladığım kadarıyla zıtlıklar var olmalı ki aşılması gereken durumlar oluşsun. Sorun çıkmalı ki çözüm gelsin ve yaratımlarla çözüme ulaşana kadar geçen yolda tekamül gelişsin. 

Dualite dünyamızın kaderi. Tüm insanlığın misyonunun adı da ” ikililik arasında denge”Şunu da biliyorum ki bu denge Dünya görevimiz tamamlanana kadar hiç bitmeyecek. Adem ile Havva ile süre gelen dünyanın cinsellik üzerine kurulu oluşu son insana kadar da devam edecek.

Bunu  özümde biliyorum ve artık kabul ediyorum. Bu gücün kölesi olmuş, amaç edinmiş insanlık, tekamülüne devam edip özgürlük yolunda mikro adımlarla ilerlerken, diğer tarafta amacı araç olarak kullanan makro nesiller bu yolu aydınlatmak için gelmeye ve kendi tekamüllerini evirmeye devam edecekler. Bir zamanın mikrosu da bir gün makroya evrilecek ve Ego ile özbenin dualitik kaynaşımı böyle sürüp gidecek..

 

 

Go to top