Ben de dahil pek çok homeopat bugüne kadar homeopatinin ne olduğuna dair yazdık. Çok sevilesi, kimi zaman mucizevi, hem hastalığın doğasına hem de ruha dair eşsiz yorumlar yapan bir yöntem Homeopati.

 Benzeri benzeri ile tedavi eder, doğada ne bulursa kendine özgü sistemiyle seyreltir ve benzer hastalıklar yaratma gücüne sahip bu maddeyi hastaya verir. Bir mineral de olabilir bu, bir bitki de, çikolata ya da kahve de, hatta x-ray ışınlarının kendisi de. Hastalığı ve hastayı ele alış şekli hem hala biz homeopatları, hem de hastanın kendisini şaşırtır ve sevindirir, çoğu zaman da heyecanlandırır. 

Homeopati ile ilgili yanlış bilinen ve bana ve meslektaşlarıma sıkça sorulan sorulardan yola çıkarak homeopatinin ne olmadığına dair yazmak istedim. Ne olmadığını bilmek, ne olduğunu anlamaya eminim çok yardımcı olacaktır.

İşte Homeopati ile ilgili bazı yanlış bilinenler ve kafa karıştıran durumlar:

Homeopati bir bitkisel şifa yöntemidir.
Homeopati bir bitkisel tedavi yöntemi değildir. Homeopatide sadece bitkiler değil, bitkiler, mineraller, elementler ve hatta hastalıklı dokular seyreltilerek ilaç haline getirilir. Yani kullandığı devalar hem bitkilerle kısıtlı değildir hem de bu maddeler hammadde formunda kullanılmaz mutlaka kendine özgü sistemiyle seyreltir seyreltir taa ki içinde hiçbir öz madde kalmayana kadar. 

Bitkilerle hastalığı iyileştiren dal fitoterapidir. Bitkinin kendisini, bazen köklerini, meyvesini kullanarak hastalığa çözüm arar. Bu açıdan bakıldığında aslında hala hastalığın kendisiyle uğraşıyordur yani hastanın bireyselliğine dair bir araştırma yapmaz fitoterapi. Yani bir fitoterapiste gittiğinizde, hormonal problemler yaşıyorsanız size hayıt bitkisi verecektir. Bir arkadaşınızın benzer hormonal problemlerine de yine hayıt bitkisi iyi gelecektir, dolayısıyla fitoterapist için sizin hangi saatte yatıp kalktığınız, eleştirilere nasıl tepki verdiğiniz, soğuk suyu sevip sevmediğiniz ya da gelecekle ilgili kaygılı olup olmamanız pek de önemli olmayacaktır. Hayıt bitkisi adet dönemi ile ilgili yaşadığınız sıkıntılara iyi gelecektir; hem sizin hem de sizinki gibi problemleri olan arkadaşlarınızın. 

Homeopatide belirli hastalıklara “iyi gelecek” bir bitki verilmez size. Ee baş ağrısına ne yapıyorsunuz, ee siyatiğim var ne verirsin? gibi soruların cevabı her zaman, hastalığa değil de hastaya bakmakta yatar.  Çünkü birinin migreni diğerininki gibi değildir, karakteri hiç benzer değildir ve bu iki hastanın tüm hastalık ve hayat hikayesi farklıdır. 
Dolayısıyla Homeopati ile fitoterapinin benzer yönleri kısıtlıdır ve kesinlikle aynı şey değillerdir. Homeopati de bitkisel bir tedavi değildir.

Homeopatinin etkisi plasebo’dur.
Yani halk arasında “psikolojik etki etti” denen şey. Yani aslında etkisiz olan ama sadece biri size “iyi gelecek” dediği için ya da sadece gidip birine derdinizi anlattığınız için iyileştiğiniz durumlarda söz konusu yöntemlerin etkisinin plasebo olduğu söylenir. Homeopati bu tartışmalara özellikle maruz kalıyor çünkü kullandığı ilaçlar çok seyreltilmişler.

Homeopatiyi hayvanlara, bitkilere, yeni doğmuş bebeklere de uyguluyoruz. Ve harika sonuçlar alıyoruz hatta yetişkinlerden çok daha hızlı ve kalıcı sonuçlar oluyor bunlar. Bu durumda nasıl oluyor da bir bitkiye, bir hayvana ya da yeni doğmuş bir bebeğe plasebo etkisi yapabilir, bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

Bazen de hastalara, onların haberi olmadan remedy veriliyor. Belki hasta komada, bilinci açık değil ya da her ne kadar etik olmasa da hastanın haberi olmadan gizlice homeopati veriliyor. Bu durumlarda da Homeopati hiç eksiksiz çalışıyor. 

Herhangi bir terapiden ve sağlık yönteminden bahsederken plasebo etkisini her daim göz önünde bulundurmamız lazım. Doktora gider gitmez, daha ilacını bile almadan iyileşir kimi hastalar. Emin ellerde olduğunu bilmek bile şikayetlerin yarısını ortadan kaldırır. Ya da sorununuzdan birine bahsetmenin kendisi bile bir miktar rahatlama yaratır. Bu noktada tabii ki Homeopati de doğası gereği, insana insancıl bir yaklaşımda bulunduğu için, hastaya “plasebo” etki edebilir. Ancak bu etki diğer herhangi bir tedavi sistemindeki plasebo etkisinden fazla değildir. Homeopatik ilaçlar, siz inansanız da inanmasanız da, haberiniz olsa da olmasa da sizde etki ederler. 

Dolayısıyla Homeopati siz inansanız da inanmasanız da, “enerji”lere açık olsanız da olmasanız da, habersizce kullansanız da sizde etki eder. Çünkü sistemin kendisi etkili bir tedavi yöntemi sunması üzerine kuruludur ve bu sistem çalışır, kuralları vardır ve yüzyıllardır değişmemiş prensipler üzerine kuruludur. 

Homeopatinin yan etkisi yoktur.
Homeopati her ne olursa olsun sizde nahoş bir durum yaratmayacak, her durumda yan etkisiz bir yöntem gibi anlatılır bazen. Böyle bir şey olamaz. İyileştirme potansiyeline sahip herhangi bir sistem, kötü etme şansına da sahiptir. Homeopatide yaşayacağınız yan etkiler ise geçici olmaları ve engellenebilir olmaları dolayısıyla diğer pek çok yönteme kıyasla hafiftirler. Ancak düzgün kullanımı ve eğitimli bir homeopatın gözetiminde tedavinin devamını gerektirir.

İki çeşit “yan etki” vardır homeopatide. Bunlardan bir tanesi “proving” etkisi olarak da geçer. Yani aldığınız remedy’nin yanlış bir remedy olması ve sizin vücudunuzda bir takım yeni semptomlar üretmesi. Yanlış remedi sizinle doğru şekilde eşleşmemiş bir remedidir. Sizin papatyaya ihtiyacınız varken homeopatın size siklamen bitkisi vermesi gibi. Ancak yanlış bir remedinin yüksek dozda ve uzun süreler boyunca tekrarlanması halinde bu bahsettiğim yeni semptomlar ortaya çıkar. Yani iyi bir homeopatın elinde böylesi bir yan etki yaşamanız pek de mümkün değildir. Çünkü homeopat bir remedinin yanlış remedi olup olmadığını çok kısa bir süre içinde anlayacaktır. Bu hem homeopatın kompetanlığından ötürüdür, hem de homeopatinin işleyiş biçimi sayesinde bizim yanlış remediyi doğru remediden ayırt etmemizi sağlayacak kısa yollar sayesinde olur. Yani kısaca yanlış bir remedi hemen fark edilir ve uzun süre boyunca kullanılmadığı için sizde hasar bırakması, sizin bedeninizde var olmayan ve patolojik sonuçlanacak bir hastalık yaratması imkansızdır. Burada dikkat edilmesi gereken, bir homeopata başvurmadan kendi kendinize ezbere remedi kullanmamanızdır. Zaten Avrupa ve ABD’de çoğu homeopatik eczane yüksek dozlarda ilacı satmazlar bile. Homeopatlar ısmarlar bunları ve kontrol altında verilirler.

İkinci “yan etki” gibi algılanacak durum "iyileşme krizi"dir. Bu da aslında yan etkinin tersine iyileşmeye doğru gidilen yolda semptomların kısa süreliğine artış göstermesi ya da eski semptomların geri gelmesidir. Yine düzgün bir homeopat bu iyileşme krizi döneminin hastanın hayatını etkilemeyecek şekilde hafif ve kısa sürmesini sağlar. 

Dozları suda eriterek, daha da seyrelterek ve kimi zaman hergün hastasıyla bağlantıda kalıp ufacık dozlarla başlayarak bu dönem son derece hafif atlatılır. Eski semptomlar ya da varolan semptomlar, özellikle de zamanında kortizon ve antibiyotik gibi ilaçlarla baskılanmışlarsa, homeopatik tedavi sürecinde artış gösterirler. Bu halının altına süpürülen pisliklerin, tam ev temizliği sırasında tekrar ortaya çıkması gibidir ve hemen ardından semptomların iyileşmesi gelir. Dolayısıyla beklenen ve hatta görünce sevinilen durumlardır. Yine bunun gibi homeopatik tedavi süresince hafif ateş artışı, uykuların artması ve dinlenme isteği sık görülen durumlardandır. Basitçe bağışıklık sistemi çalışmaya başlamıştır ve bunlar da sistemin tekrar aktive olduğunun işaretleridir.

Kısacası Homeopati, bildiğimiz anlamda yan etkisi olan bir sistem değildir. Sizde –eğer uzun süre yanlış kullanımı olmazsa- hasar bırakacak, yeni patolojiler yaratacak dozda güce etkiye sahip değildir. Ama kimi zaman tedavi sırasında semptomların şiddetlenişi ve eski semptomların geri gelişi gözlemlenebilir.  

Türkiye’de Homeopati gelişmemiştir.
Türkiye’de homeopatinin yeni yeni gelişmekte olduğu doğru. Özellikle 2007’den beri pek çok dernek kurulmuş, eğitimler düzenlenmiştir. Konuya ilgi duyan, yurtiçinde ve yurtdışında eğitim alan, oldukça başarılı ve konuya hakim homeopat vardır. 

Homeopatlar bir araya gelip projeler geliştirir, süpervizyon toplantılarında vaka tartışırlar. Dolayısıyla gelişmemiş demek tüm bu çabaya hakaret etmek olur. Ülkemizde yüzlerce hasta bugüne kadar Homeopati yöntemiyle iyileşti hala da iyileşiyorlar.

Alkol ve sigara homeopatik tedavinin etkisini bozar.
Alkol ve sigaranın homeopatik ilaçların etkisini bozan bilinen bir etkisi yoktur. Bu etkiyi bozan kahve ve nanedir. Ancak tabii ki hergün alkol alan, sigara içen ve bunu bağışıklık sistemini dengesizleştirecek ölçüde yapan birisi homeopatinin iyileştirici etkisinden de kısıtlı şekilde faydalanır. Çünkü Homeopati nihayetinde bağışıklık sistemini körükleyerek vücudun kendi kendisini iyileştirmesini sağlar. Körüklenecek bağışıklık sistemi sürekli alkol, uyuşturucu ve sigara ile sağlığı tehlikeye atacak ölçüde baskılanıyorsa, homeopatinin etkisi de azalabilir. Ancak alkol alıp sigara içtim homeopatik ilacın etkisi gitti tekrar edeyim gibi bir uygulama da doğru değildir.

Kahve ve Nane homeopatik tedavinin etkisini bozmaz.
Özellikle kahvenin homeopatik ilaçların etkisini azalttığı bilinir. Homeopatik remedinin kahve tarafından antidotlanmasıdır bu ve bize 300 sene önce Homeopatinin kurucusu Hahnemann ve meslektaşlarından kalan bir bilgidir. Biz de bunu uygularız. Ancak ben ve diğer pek çok meslektaşım gördük ki, kahve her zaman her koşulda ve her insana aynı antidot etkiyi yapmıyor. Bazı insanlar kahveye çok duyarlı akşamüstü içtikleri bir kahveyle bile gece uykuları kaçabiliyor. Bazıları ise kahve içip uyuyabilecek kadar kahveye duyarsız. Dolayısıyla her insanda aynı antidot etkisini yapmayacak olsa bile biz sağlam hareket etmek adına tedavi süresince mümkün olduğu kadar kahveden uzak durulmasını öneririz. Bazı kahveye bağışıklık geliştirmiş insanlar arada sırada kahve içseler de remedi etkileri devam eder. Yine kişiden kişiye göre değişen ve incelikle düzenlenmesi gereken bir durumdur bu.

Nane, okaliptus gibi yoğun kokular, vicks, tigerbalm vs gibi keskin kokulu kremler homeopatinin etkisini azaltır. Aynı şekilde yoğun oda parfümlerine maruz kalmak, kahvenin kokusuna maruz kalmak da homeopatik tedaviyi sekteye uğratabilir.

 

Go to top