Günlerden bir gün zihnin biri, yıllardır mutlu ve huzurlu yaşadığı arkadaşları beden ve ruha, “ben gidiyorum” demiş. Beden, “hayır, gidemezsin, daha yapacak çok şeyimiz var” demiş. Ruh ta bunun üzerine, ”Zihinciğim, böyle yapma, biz sensiz tam olamayız ki, eksik kalırız” demiş. Zihin arkadaşlarını dinledikten sonra, “Sizi seviyorum ama şurada bir zindan var, kendimi oraya sokup kapısını da içeriden kilitleyeceğim” demiş.

Beden ve ruh önce şaşırmışlar. “İyi de kendini neden zindana kilitliyorsun ki?” diye sormuş ruh. Zihin, “Sizinle yeniden bir arada olmam için, biraz orada kalmam gerekiyor, lütfen, beni seviyorsanız, ben çıkana kadar beni bekleyin ve başka bir şey de sormayın” demiş. Beden ve ruh üzgün ama çok sevgili arkadaşları zihnin hatırına başlarını sallayıp sessiz kalmışlar. Ve zihin zindana doğru yürürken, son bir kez arkasına bakmış. Beden ve ruhu üzgün suratlarıyla onun arkasından bakarken görmüş.

Zihin, zindana girerken bir ara tereddüt etmiş, “Acaba onları dinlese miydim?” diye sormuş kendine. İçindeki bu sese fazla takılmadan zindana girmiş, kapısını kapatmış ve elindeki anahtarla kapıyı içeriden kilitlemiş. Anahtarı da yatacağı yatağın üzerindeki kirli yastığın altına saklamış.

İçerisi karanlıkmış. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş, üç gün geçmiş, bir hafta geçmiş, bir ay geçmiş, 3 ay geçmiş. Tam 3 ay. Zaman o kadar uzun geçiyormuş ki. Beden ve ruh zindanın kapısının arka tarafında 3 ay boyunca zihnin kapıdan çıkmasını beklemişler. Ne bir şey yemişler, ne de bir şey içmişler. Zihnin içeride ne durumda olduğunu çok merak ediyorlarmış. Zindanın duvarları ses geçirmez olduğunu için, kapının arkasında da zihinle iletişim kuramıyorlarmış. Üç ayın sonunda beden ve ruh kapının dışında uyurlarken, birden kapının kilidinin tıkırtı sesini duymuşlar ve aniden uykularından uyanmışlar. Kapı usulca açılmış. Zihin, parlak gözlerle kapının girişinde onlara bakıyormuş. Beden ve ruh, zihni görünce önce çok şaşırmışlar. Çünkü zindana girerken ki zihin ile, zindandan çıkan zihin arasında bir fark varmış. Öncesinde gözleri soluk, donuk bakışlara sahip olan zihin, kapının girişinde parlayan ve ışık saçan gözlerle arkadaşlarını izliyormuş. Beden sormuş, “Zihin, iyi misin?”.  Zihin hiç cevap vermemiş. Ruh sormuş, “Zihin, niye öyle bakıyorsun, yoksa delirdin mi?” demiş. Zihin, yine cevap vermemiş. Aradan beş dakika geçtikten sonra Zihin konuşmaya başlamış, “Bazen her şey iyi ve güzel giderken hayatta, birden bir düşünceye kapılırız. Sizle yıllarımı geçirdim. İkiniz de benim en yakın arkadaşlarımsınız. Bir tek ayrı vaktimiz geçmedi. Ama ben bu zindana girmeden önce, nehrin kıyısında oturduğumuz gün çok büyük bir düşünceye kapıldım. Birden ikinizden de ayrı olduğum düşüncesine kapıldım arkadaşlar. Bu düşünce beni düşündürdükçe düşündürdü. Sizi kendimden uzaklaştırmam gerekiyordu. Yalnız kalmam ve bu sorunu kendi başıma çözmem gerekiyordu. Siz benim sadık dostlarım, kapının arkasında üç ay boyunca beni beklediniz biliyorum. Size minnettarım. Zindanın içinde geçirdiğim bunca zaman, düşündüğüm bu düşünceden sıyrılmam gerekiyordu. Eğer sizin yanınızdayken bunu yapmaya çalışsaydım, size daha çok zarar verecektim. Neden sizden ayrı ve farklı olduğum düşüncesinin bana neden geldiğini bilmiyorum. Ama içeride geçirdiğim bu üç ayda, bana olan sadakatinizi de fark ettim. Ben olsam aynısını onlar için yapar mıydım dedim, üç ay zindanın kapısında arkadaşımı bekler miydim dedim. Beni çok duygulandırdınız. Aramızdaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu anlamamı sağladınız. Ve ben içeride karanlıktayken, sizlerleyken ne kadar aydınlık içerisinde olduğumu anlamış oldum. Aramızdaki uyumun ve dostluğun, birbirimizi ne kadar olumlu etkilediğini fark ettim” demiş.

Zihin, beden ve ruh, omuz omuza verip çayır çimen yürümeye başlamışlar. Yüzleri gülüyor, batan güneşi izleyerek aralarındaki bu kenetlenmeyi kutsamışlar. Koca bir çınarın altına gelmişler, bağdaş kurup oturmuşlar. Güneş batmış. Gece çiçekleri açmaya başlamış. Ormanın fısıltıları konuşmuş. Yıldızlar kaymaya, ışıklar saçılmaya başlanmış. Zihin ve beden sessiz, ruh gülümsemiş. Koca evrende büyük bir yolculuğa çıkmışlar. Dönüş biletlerini almadan, ilk gelen kuyruklu yıldıza binip, bir daha oraya geri dönmemişler.

Arambol, Goa, Hindistan

Nisan 2016

 

Go to top