Kaç kere kalkıp gitmek istedim bulunduğum yerden ama çakılı kaldım o sandalyeye, kim bilir? Ya da kaç kere yutkundum ve söylemedim her ne ise söylemek istediğim; sevgim, kızgınlığım, ya da kırgınlığım... Ağlamak istediğimde kim bilir kaç kez kızdım kendime; güçlü görünmelisin diye!

 

Tüm yapamadıklarım, söyleyemediklerim, yutkunduklarım ve gururum görünmez bir duvar örmüş çevremde. Bu duvarı kırmak, parlak bir ışığa dönüştürmek için sadece bırakmak gerekiyormuş oysa ki. 

Olmazsa olmazlarımı ve sınırlarımı, yargılarımı, içimdeki şiddeti, bencilliklerimi bırakıyorum. Cebime hayallerimi alıyorum ve her şey olur diyorum; ben istersem, sen istersen olur. Herkesi kendi hayatıyla baş başa bırakıyorum, zihnimi başkalarının hayatını eleştirerek doldurmuyorum. İçimdeki şiddetin en çok beni incittiğini anlıyorum, kendi bedenimi nasıl incittiğimi fark ediyorum; derin bir nefes alıyorum ve verdiğim uzun nefesle şiddetimi toprağa gönderiyorum, o bilir ne yapacağını nasıl olsa... İnsanın kendi bencilliğini anlaması ise en zoru bu hayatta ve bencilliklerini bırakabilmesi. Severken bencilleşmemek mümkün mü? Sırf çok sevdiğin için(!); elin, kolun, ayağın o olsun istiyorsan ve onun elini, kolunu, ayağını kendine bağlıyorsan bu sevmek mi yoksa bencillik mi? Sevmek ama bencil olmamak, severek özgürleşmek mümkün mü? 

İçimizde tuttuklarımız ve kendi kendimize ördüğümüz duvarlarımız yolumuzu tıkadığında, duralım. Durmak gerekir bazen. Tüm koşturmanın, tüm karmaşanın içinde durmak ilaç gibi gelir. Kaç kere durduğunu hatırlıyor musun? Gerçekten kaç kere durabildiğini, kaç kere ben bu kadarım daha ötesi için zorlamayacağım dediğini anımsıyor musun? 

Ben bir kere durdum. Durdum ve ne yaptığımı sordum kendime. Ve ne için yaptığımı... Yaptıklarının getirisi para pul, götürüsü ise mutluluk ise durmalısın. Biliyorum korkutucu, biliyorum yenilgi gibi geliyor durmak çoğu zaman... Çünkü unuttuk şu kocaman evrende minnacık bir nokta olduğumuzu ve bu minnacık noktanın kısacık bir hayatı olduğunu. Yalanlar söylendi bize yıllarca; düzmece hikayeler, doğru olduğu savunulan sistemlerle büyütüldük. Ve inandık bu hikayelere ve inandık sistemin parçası olmazsak öleceğimize. 

Parçası olduğun tek şeyi hatırlamalısın; evreni... Ve güvenmelisin evrene.  Sen ona inandığın, sen ona güvendiğin kadar; o seni yaşatacak. Bütün mesele yaşamak değil mi zaten? Dolu dolu yaşamak ama; her an iyi ki buradayım, iyi ki yaşıyorum bu anı diyerek minnetle yaşamak... Bulunduğun anın kıymetini fark ederek, farkındalıkla nefes alarak bulunmak o anın içinde...

Mükemmellikler içinde bulunmak değil de, anının mükemmelliğini hissedebilmek gerek belki de...

 

 

Go to top