Güneş her sabah doğuyor…

Nehirler aynı yoldan her gün, her saat akıyor…

Tavuklar hemen her gün yumurtluyor…

Köpekler havlıyor…

Kuşlar aynı saatlerde ötüyor…

Sen güne burç yorumlarını okumadan asla başlamıyorsun…

Her sabah kahvaltıda aynı şeyleri tercih ediyorsun…

Her gün işe gitmek için aynı saatte evden çıkıyorsun…

Her gün aynı yoldan gidiyorsun…

Öğlen yemekleri için seçtiğin cafe senelerdir değişmiyor…

Hep aynı mağazadan alışveriş yapıyorsun…

Giyim tarzını oturttun, hep aynı stil senin…

Dinlediğin müzik gruplarını ve tarzını senelerdir değiştirmedin…

Pazar sabahları hep aynı arkadaş grubunla buluşuyorsun…

Hep aynı hocadan yoga dersi alıyorsun…

Saçını hep aynı kuaföre kestiriyorsun. Hani adam Kocaeli’ne taşınsa saçını kestirmeye oraya gidersin, o derece bağlısın. Hele hele saç modelini değiştirmek? Genç Hülya Koçyiğit edasıyla; “Bu bahsi kapatalım rica ediciiim” tavrı takınıyorsun.

Belli konularda fikir değiştirmekten nefret ediyor, değiştirenleri ise yerden yere çalıyor, sosyal medya hesaplarından siliyorsun…

Sırf kendine ve çevrene, ama en çok kendine, değişmediğini inandırmak için, artık köhnemiş, enerjisi tükenmiş, seni de tüketen ilişkilerini ve çevreni değiştirmiyorsun.

Sırf insanlar ve sen kendin; “Daldan dala konuyor, ne istediği belli değil, fikir değiştirip  duruyor” demesin diye, gönlünde yatan işi değil, gençliğinin baharında, yolunun farkında değilken seçtiğin mesleğine devam ediyorsun.

Oldun sen! Sabit, stabil, düzenli, değişmeyen bir insansın… Ne yiyeceğin, ne giyeceğin, ne diyeceğin, kiminle görüşüp, kiminle görüşmeyeceğin hep belli. Çizgisi belli bir insansın: Dümdüz! Ne güzel!

Mi acaba?

Güneş her sabah doğuyor ama aynı noktadan mı doğuyor?

Nehirler aynı hat üzerinde akıyor ama aynı dalgalarla mı akıyor? Ya nehirdeki taşlar? Yer değiştirmiyor mu sanıyorsun?

Doğada her hangi bir şeyin, tıpkısının aynısının tekrarı olduğunu mu sanıyorsun?

Hiç baktın mı doğada dümdüz, keskin, köşeli,  yusyuvarlak herhangi bir şey var mı?

Yok… Ve hiçbir doğa olayı bir diğerinin tıpkısının aynısı olacak şekilde gerçekleşmiyor.

Bilim adamları da sormuş, araştırmış, doğada dümdüz, yusyuvarlak bir şey var mı diye. Ve bulamadıkları için doğanın geometrisine “Fraktal geometri” demişler.

-Bu isim Fransız bilim adamı Benoit Mandelbrot tarafından verilmiştir. “Fraktal” kelimesi Latince “fraktus (kırık taş)” kelimesinden türetilmiştir. Fraktal geometrinin yarattığı evren, yuvarlak veya düz olmayan; girintili çıkıntılı, kırık, bükük, birbirine girmiş, düğümlenmiş vb şekillerden oluşan bir evrendir. Bu evren Euclid geometrisinin tasvir ettiği türden sıkıcı ve tekdüze bir evren değildir; tersine gözlemciye her ölçekte ayrı bir dünyanın kapılarını aralar. Fraktal bir nesneye bakan gözlemci, matematikteki “sonsuz” kavramının nasıl somuta dönüştüğüne tanık olur.-  (Alıntıdır)

Yani anlayacağın, doğa bükümlü, kıvrımlı, değişken. Sadece insan yapısı olanlar düz hatlı, köşeli, keskin. Ve sen de insanoğlu; bir taraftan doğaya yakın olmak istediğini dile getirirken, bir taraftan da değişmez, keskin ve köşeli olmaya uğraşıyorsun. Yani doğaya ve varoluşa direniyorsun. Evrenin enerjisine direniyorsun, sonra da neden hastalanıyorum diyorsun.

Çin’lilerin Feng Shui (rüzgar ve su) ilminde özellikle üzerinde durdukları bir konu bu. Dümdüz, keskin ve köşeli her yer ve her malzemenin, “Sha Qui” yani Negatif enerji ürettiğine inanılır ve asla hiçbir şey köşeli ve dümdüz yapılmaz. Çin ve Japon bahçelerinde yollar hep kıvrımlıdır, evlerde köşeli masa ve sehpalar yoktur. Tavanlarda kiriş yoktur, sütunlar yuvarlaktır. Çünkü enerji, keskin ve köşeli alanlarda değil, kıvrımlı alanlarda daha rahat ve verimli akar.  Doğaya bak!

Sen de değişebilirsin güzel kardeşim. Köşelerini törpüleyebilirsin. Düşüncelerin, duyguların değişebilir. Rutinini bozabilir, yeni şeyler, yeni yollar deneyebilirsin. Daha önce atmadığın adımlar atabilir, daha önce gitmediğin yerlerde, daha önce görmediğin pencereler görebilir, farklı bakmayı öğrenebilirsin. Hem inan bana o zaman boyun ağrıların da geçer! :) Boyun ağrılarının sebebi zaten, başka yönlere, başka gözlerle bakmaya direnmen!

Değişken olmak güzeldir güzel kardeşim. Evrenle, doğayla, hayatla uyumlanmak demektir. Tamam, sen yine köklen, topraklan, bir ağaç gibi sağlam ol. Ama unutma; en sağlam ağaçlar, esnek olanlardır. Her rüzgara, fırtınaya dayanabilir onlar, rüzgar nereden eserse essin!

Bırak enerjin aksın, bırak hayatın aksın. Bırak “asla bırakamam” dediklerin elinden kayıyorsa aksın, gitsin. Anla; enerji değişkendir, hayatından çıkması gerekenler artık sana hizmet etmeyenlerdir. Kolay olmadığını biliyorum. Bununla birlikte, direnmenin daha zor olduğunu da biliyorum.

Su gibi ol sen… Özünü kaybetmeden, bulunduğun duruma, yere uyum sağla, şeklini al. Özünü kaybetmeden dedim, “bulunduğun yerin şeklini al” cümlesine direnme hemen. Biliyorum okur okumaz içinden bir direnç yükseldi. Biliyorum çünkü ben de geçtim bu yoldan, hala da geçiyorum. İstiyorum ki sen de katıl değişim yoluna, sonra beni “değişken” diye eleştirme! Sırf kendim için istiyorum yani, senin de değişken olabilmeni. Çünkü inanıyorum ki hayatın değişkenliği içinde ancak o zaman uyumla kıvrım kıvrım dans edebileceğiz. 

Namaste

 

Go to top