Kabak Vadisi’ndeki DreamYoga Festivali’ni duyunca programa şöyle bir göz atıp hemen kayıt yaptırdım. Programda deneyimlemek istediğim etkinlikler ve tanışmak istediğim hocalar hep bir aradaydı. 

Galiba yoga kamplarının ve festivallerin en güzel yanlarından biri de bu olsa gerek. Normalde hepsine ayrı ayrı ulaşmanın zaman alacağı hocalarla aynı ortamı paylaşmanın tadının ayrı olacağını düşünerek koyuldum yola. Yol arkadaşım hayatımda ilk kez dersine girerek yogayı deneyimlediğim sevgili hocam, arkadaşım Elif Böcekli idi. Benim dönüşümüme tanıklık ettiklerinden dolayı yogayı ilk deneyimlediğim hocalarımın, arkadaşlarımın yerleri hep ayrıdır bende. Uzun bir yolculuktan sonra Fethiye’de Elifle keyifli bir kahvaltının ardından Kabak Koyu’na giden dolmuşlara bindik.

Yolda ağaçları, denizi, kuşları izlemenin keyfine doyum yoktu doğrusu. Araç değiştirip denize doğru biraz daha yaklaştığımızda ise artık ciğerlerime dolan temiz havanın etkisini tüm bedenimde hissedebiliyordum. Şimdilik vedalaşarak kalacağımız yerleri aramaya koyulduk. Festival boyunca konaklayacağım Yerdeniz Kampı’nı, Ursala K. Leguin’in aynı adlı roman serisini çok sevdiğim için seçmiştim. Bir de Ankara’da bir zamanlar çok severek gittiğim bir barı işleten ekibin Kabak Koyu’na taşınarak Yerdeniz’i işlettiğini öğrenmemle birlikte tanıdık yüzler, sesler, kokular, tatlar ortamı iyice ısıttı. Taka adlı renkli, adıyla müsemma büyüklükte, dağ ve deniz manzaralı Bungalov’a yerleşip soluğu Kabak Vadisi’nin dalgalı ve buz mavisi sularında aldım.

Sonrasında ise festivalin ilk günkü programından Alexander Tekniği’ne gitmeyi seçtim. Neymiş bu Alexander Tekniği derken Nedret'in sıcacık gülümsemesiyle ortama adapte oluverdim. Günlük hayattaki yanlış duruşlarımızın omurgamızı nasıl da bozduğunu, bir şey almaya eğilip kalkarken, merdivenlerden inip çıkarken, yürürken,  bilgisayar kullanırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini öğrendik ve hep birlikte bu alışkanlarımızı değiştirmek adına alıştırmalar yaptık.

Dağlarla çevrili, serin havalı ve deniz manzaralı bir platformdan insanlarla birlikte gözlerim kapalı yürürkenki duyduğum güveni, şefkati ve bir olmanın yarattığı hisleri kelimelere dökmekte zorlanıyorum açıkçası. Sonrasında Deniz Bağan Özoğul ile Vinyasa dersine katılmayı tercih ettim. Denizin yüreğinden akıp giden kelimeler bir şiire dönüşüp yüreğime işliyordu. O söyledikçe şiiri, yüreğim yıkanıyor ve arınıyordum adeta. Deniz’in meditatif sesiyle son pozda gözlerim yarı açık gökyüzüne bakarken gözlerimden yaşların süzüldüğü hatırlıyorum. O an kalbimin en derinlerinde bir yere kaydoldu sanıyorum. Bir sonraki gün ise erkenden kalkıp Çetin ile Meditasyon dersine gittim. Çetin’in tok sesi ve dinginliği beni bir hayli etkiledi, her gün meditasyon dersine gireceğim diye sözler versem de içimden bir daha gitmek kısmet olmadı Çetin’in dersine.

Öğlene doğru olan atölyelerden Astroloji öğrenme merakımdan dolayı Astroloji ve Karma başlığını seçtim. Öğrendiğim bilgiler ufkuma ufuk açtı. Hele ki ay düğümleri mevzusu, bu konuyu daha da araştırma isteğini körükledi diyebilirim. Ve günün son atölyesi olarak da Feride Gürsoy’la “Aile Dizimi”ni seçtim. Aile Dizimi’ni hep görüyordum, duyuyordum ve merak ediyordum da karşılaşmak festivale kısmetmiş. Bir heyecanla gittim atölyenin yapılacağı platforma. Feride’nin sakinliği, herkesi kucaklayan gülümsemesi heyecanımı yatıştırmaya yetti de arttı bile. Feride, Aile Dizimi hakkında biraz bilgi verdikten sonra ilk dizim için temsilcilerin seçimine geldik.

İlk başta, içimden umarım beni seçmez diye geçirdiğim dizim sonunda ise, umarım bir sonraki sefer ben de temsilci olarak yer alırım hissiyatı geçiyordu. Feride, Aile Dizimi’nin yoğun, yavaş ve derin bir çalışma olduğundan sonrasında topraklanmanın iyi olacağını belirtti. Aile Dizimi’nden sonra bir başka atölyeye gidecek halim olmadığından duş alıp dinlenmeyi tercih ettim. Akşama ise Ankara’da hep gitmeye niyetlenip bir türlü gidemediğim Judith ile ateş başında masal gecesi keyfini yaşadım. Judith ağzına, yüreğine sağlık, ne iyi edip de gelmişsin. Masal Terapi kitabından okuduğum masalları senden canlı canlı dinlemek, muzip mizacına tanık olmak çok keyifliydi. Judith’in Masal Gecesi’nde benim yüreğime en çok dokunan masal, Aşk Kaftanı’nı (Kaftan El Hub’u) arayan Gülsu’nun masalı oldu. Masalı merak ettiyseniz Judith’in masal gecelerinden birinde umarım rastlarsınız diyeyim.

Bir sonraki gün Konstantinos ile uçmaya hazırlanın temalı yoga dersine katıldım. Sempatik tavırlarıyla, güleç yüzüyle ve esprileriyle insanı rahatlatan Konstantinos'la dersin tadı başkaydı doğrusu. Bir sonraki gün bende bağımlılık yaratan Aile Dizimi atölyesinin ikincisine katıldım. Zaman zaman göz yaşlarıma hakim olamadığım bu dizimin konusu “İlişkiler”di. Bu kez de temsilci olarak kalkmadım ama izlerken bile bir sürü şey fark ettim.

Dördüncü gün sakin bir gün geçirmek istediğimden “Ulli ile Ayurveda” Atölyesi’nde benden tipim hakkında ve beslenme konusunda edindiğim önemli bilgilerden sonra dinlenmeyi ve doğanın tadını çıkarmaya karar verdim. Akşam ise Çetin ve Mathieu ile birlikte mantra söylemenin, dolunay gecesinde birlikte yeniden doğmanın, yanımdakilerle el ele tutuşup birliğe doğru mırıldandığımız hecelerin titreşimlerinin bedenimde yarattığı değişimi tattım. Sonrasında ise tüm ekip Yerdeniz’de-yani yuvamda-dans gecesine doğru yola koyulduk.

Mantraların vermiş olduğu enerjiyle bir hayli hareketli geçen dans gecesinden sonra ateş başında oluşturduğumuz çemberde hep birlikte şarkılar, türküler söyledik. Ne hikmetse sesi güzel olan tüm insanlar bir araya toplanmıştık. Şarkıların, türkülerin ardı arkası kesilmedi. Son gecemde yaşadığım bu ortam, Kabak’ın tadının damaklarımda bıraktığı tadı katmerlendirdi diyebilirim. Ertesi sabah hala devam eden festivalden benim için ayrılma zamanı gelmişti.



Faralya Köyü’ne ulaştığımda durakta Fethiye dolmuşlarını beklerken Mehmet Emin Özgür ile Konya’dan, Mevlana’dan ve özgürlükten konuştuğumuz sohbet ve bana elleriyle topladığı kekikten yaptığı kekik çayı ise festivalin üzerine ballı kaymak oldu sanki. Programı yoğun olan festivalde ben gücüm yettiğince katıldığım etkinlikleri ve özellikle bende derin izler bırakanları anlattım bu yazıda. Kendisiyle sohbet etmemiş olsam da zarifliği ve azmiyle uzaktan izlediğim ve festivalin gerçekleşmesine vesile olan Özlem Kuzu’ya, ismini bilmediğim ve sayamadığım festivale emek veren diğer bütün arkadaşlara, katılan hocalara ve tanıştığım, tanışamadığım insanlara teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum.

Festivale katılmak isteyip katılamayanlara güzel haber ise Eylül ayında bir festival daha olacak. Bunun için festival sayfasını (
http://www.dreamyogaevents.com/tr) takipte kalmanız tavsiye edilir. 

Go to top