“Benden bir kitap tavsiye etmemi istediklerinde kalbimi istediklerini sanıyordum, hala da öyle..” diyor; Hakan Bıçakçı. Severek okuduğum yazar ile aynı hissiyatı taşımakla birlikte, kime kitap tavsiyesinde bulundu isem, tavsiyeden evvel ona kalbimi açmış olduğumu fark ediyorum.

Yoga, onsekiz yıldan beridir hayatımın içinde. Milliyet Çocuk kitapları ile başlayarak edindiğim okuma alışkanlığım ise ilkokuldan beri benimle. Yoga öğrenmeye başladığım ilk yıllarda günümün dört saatini pratiğe, beş saatini okumaya ayırıyordum. Kendi yoga yolculuğumda teori ve pratik uzun yıllar eşit ağırlıklı olarak ilerledi. Son beş yıldır eğer özel bir çalışma içinde değilsem günlük pratiğime bir-birbuçuk saat, okumaya ve yazmaya ise günde üç saat ayırıyorum.

Yıllar içinde, sıkça ders vererek edindikleri tecrübe ile beraber, okumaya ve belki -yazmaya da- zaman ayıran yoga hocalarının daha akışkan ve etkili bir hitabet gücüne sahip olduklarını gözlemledim. Hal böyle olunca verdikleri ders de fiziksel pratikten daha öteye taşınıyor. Bir yoga hocası elbette dersini salt teknik üzerinde kurabilir, pozları birbirine bağlayarak ve sadece bundan bahsederek ders verebilir. Ben buna “temiz ders” diyorum. Kaldı ki böyle bir derste dahi, okuyan, yazan, günlük tutan bir hocanın hali ve tavrı farklı oluyor. Buna örnek olarak Ashtanga Yoga’nın üstadı Richard Freeman’ı verebiliriz. Ashtanga Yoga, seri talimatlardan oluşan ve her seferinde aynı formun verildiği birbuçuk saatlik bir ders olmasına rağmen, Richard Freeman seriyi öyle bir şiirsel tavırla aktarıyor ki, ders boyunca fizik bedeninden içeriye doğru –beş beden’e doğru (pancha koshas)- katman katman yolculuğa çıkabiliyorsunuz. Yoga yapmıyor, yoga oluyorsunuz. Sadece bedeninizi değil, tüm ruhsal ve duygusal hallerinizi tanıyor, biliyor, seviyor ve kabul ediyorsunuz.

Hitabet sanatına etki eden bir diğer çalışma ise bol bol mantra söylemek. Ders esnasında hocanın sesinin tonunu ayarlayabilmesi, tekdüze bir ses tonunda kalmayıp, sesini alçaltıp yükseltebilmesi önemli. Bu durumu geliştirmek için de bol bol mantra söylemek, kirtanlara katılmak, sesli okuma yapmak çok etkili oluyor.

Eğer yukarıda yazdıklarım ruhunuzda bir heyecan uyandırdı ise; daha çok okumak, okuyarak öğrenmek istiyor ve ne okuyacağınıza karar veremiyor, ya da bir yoga hocası olarak kişisel pratiğinize, derslerinize ve sesinize farklı bir derinlik katmayı arzuluyor olabilirsiniz. Aşağıdaki kitaplar bu bağlamda kendi ruhsal gelişim yolculuğumun mihenk taşlarıdır. Temel yoga kitapları, dilerseniz bir başka yazının konusu olabilir.

 

  • İnsanın Görkemi /Waldo Emerson
  • Dinle Küçük Adam /Wilhelm Reich
  • Şibumi/ Trevanian
  • Amak’ı Hayal / Filibeli Ahmet Hilmi
  • Kendine Ait Bir Oda / Virginia Woolf
  • Demian/Hermann Hesse
  • Siddhartha/Hermann Hesse
  • Mektuplar/ Seneca
  • Düşünceler /Marcus Aurelius
  • Kelile ve Dimne / Beydeba
  • Mantıku’t Tayr /Feridüddin Attar
  • Marifetname /Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi
  • İçimizdeki Şeytan /Sabahattin Ali

Yukarda bahsi geçen Siddhartha ve Demian’ın yazarı Herman Hesse’yi çok seviyorum. Son günlerde de elimde 1930 ve 1950 yılları arasında yazmış olduğu mektuplar var. Hermann Hesse mektuplarında sık sık Siddhartha’dan bahsediyor. Gönül arzusuyla yazdığı kitabın bir aşk itirafı olduğunu, Hindistan’da da okunmasını ve eleştirilmesini çok arzu ettiğini, ne var ki bu arzusunun ancak otuz yıl sonra gerçekleştiğini söylüyor. “Yapmak ve olmak arasındaki farkı, Siddhartha sayesinde benimseyen binlerce insan oldu” diyor. Yapmak ve olmak arasındaki ince çizgiyi ben de çok seviyorum… Herman Hesse1948 yılında bir okuruna yazdığı mektupta ise düşünmek ve beklemek arasındaki farkları açıklarken; bekleyebilen bir insanın beden fonksiyonlarından bağımsız olmayı becerdiğini, ve bu becerinin nefes pratikleri sayesinde başarılabileceğini vurguluyor.

“İnsan bir nesne, nefesin alıp verildiği bir kaptır. İster zayıf olsunlar, ister zararlı olsunlar, insanları seviniz, ama onları yönlendirmeye kalkışmayınız”, diyor Herman Hesse. Sıraladığım kitaplar ve bu yazıya dahil olan ifadeler sadece öneridir, cüretimi mazur görün ve okuyana kalbimi açtığımı kabul edin lütfen.

Sat Nam 

 

 

 

 

 

 

Go to top