Groundhog Day, Bugün Aslında Dündü olarak Türkçeye çevrilmiş olan 1993 yapımı bir fantastik komedi filmi. Filmi izledin mi izlemedin mi bilemiyorum ama biraz konusuna gireceğim. Özetle Phil’i canlandıran Bill Murray, hiç de haz etmediği bir günü tekrar ve tekrar yaşar. Her gün o saat 6.00’da çalar ve lanet okuduğu o gün tekrar başlar. Nefret ettiği işi nedeniyle yalnızca bir gün için gitmiş olduğu sevmediği bir yerde hem de aynı günü tekrar eder.

Her Allah’ın günü hoşlanmadığı bir karşılaşma, onun üzerine bir sinirle bastığı çamurlu suyla berbat olan paçaları ve sonrası… HER GÜN AYNI. Bir süre için hemen hemen her gün aynı şeyleri tekrar eder Phil. Aynı diyalogla başlar güne konakladığı otelde. Sıkıcı bulduğu insanlarla artık sonsuza dek, bu hoşlanmadığı yerde çalışmak zorunda. Çareyi intiharda aradığı bile olur. Ama saat yine 6.00’da çalar. Biliyorum dünya kadar spoiler verdim. Eh size izlemek düşer artık…

Bunları neden anlatıyorum? Çok defa Groundhog Day’i yaşadığımı hissettim aşramda.

Başta herşey güllük gülistanlık gibi görünür. Dünyanın pek çok yerinden ilginç hikayeleri olan insanlarla beraber yaşamak, bitki örtüsü, havası, suyu mükemmel bir yığın sevimli canlı türüyle birlikte bir çiftlikte… Ama ne zaman ki adapte oldun, o zaman işte çark dönmeye başlıyor. Düşünsenize hafta tatili olmaksızın her gün aynı programı uygulanıyor aşramda. Askeriye misali… Sabah 6.00’dan akşam 9.30’a neredeyse tamamı dolu bir program. Kim öldü, kim kaçtı, kim geldi farketmeksizin, her gün aynı. Meditasyonla günü karşılayıp, meditasyonla kapatırsın. Arada değişen görevler; kimi zaman yemek pişirirken, kimi zaman çamaşır yıkayıp, kimi zamansa yoga dersi verirken bulursun kendini. Ancak bunu her gün yapmak robot mu oluyorum dedirtir. Egon karşı çıkar, tepesi atar. Bu bedenin dinlenmeye ihtiyacı yok mu?

Yok ama olay öyle değil işte. Beden sadece bir araç. Ona iyi baktığın sürece yaşam enerjisi dolu. Yorgunluk zihinde, bedensel değil. Ama önyargılar var, olmaz mı?!

 

Ashramın bir günü

Etrafımda farklı sesler var. Kimi her gün bir işin ucundan tutmanın karşılığında zihnini yormadan sağlıklı bir yemek yemenin, her gün yoga yapacak ortamı bulmanın mutluluk verici olduğunu düşünürken, kimiyse kullanıldığını, oranın hapishaneden farksız olduğunu düşünüyor. Mevzu şu ki; nereye giderseniz gidin, yarattığınız gerçekliği yaşıyorsunuz. Aşram da bunun en güzel kanıtı oluyor. Her gün aynı şeyleri yaptığınız halde her günün birbirinden ne derece farklı olabildiğini hayal edemezsiniz. Her gün ofise gitmekle karıştırmayın. O kadar farklı ki! Tüm meseleniz; işiniz gücünüz, bugün ne giysem, akşam ne yemek pişirsem diye endişe ederken akıp giden, ya da trafikte birkaç dakika daha erken eve varmak için harcadığınız çaba, ve belki de televizyon karşısında rahatladığınızı düşünerek geçirdiğiniz vakit… Aslında tüm yaşamınız, belki uykunuzda dahi teğet geçemediğiniz bir gerçeklik, kendiniz. Aynada fiziksel olarak gördüğünüz ama gözünüzün içine bakınca gözden kaçırdığınız gerçekliğiniz. İşte ona gününüzün her anını ayırdığınızda, bütün enerjinizi kendinize dönerek, derinleşmeye çalışarak, daha iyi bir ben yaratmaya çalışarak geçirdiğinizde her gün aynı gözükse de katman katman açılan, dönüşen bir sen yaratıyor. Şahit oluyorsun bu deneye. Bu bir deney çünkü. Aşram da sana bu deneyi yaşaman için gereken tüm koşulları sağlıyor. Ne ne giyeceğini, ne ne yiyeceğini, ne de ne yapacağını düşünüyorsun. Tek derdin YOGA. Zannedildiği gibi asanalardan ibaret olan yoga değil, her yönüyle, felsefesiyle yoga…

Elbet aşram da gerçek yaşam değil. Onu da konfor alanına çevirmen mümkün zamanla, ancak bu kez dışarıda tutunamazsın. Ama içindeyken göremediğin, oynadığın küçük rolle bir parçası olduğun büyük resme dışardan bakmak için mükemmel bir yer.

Geldim, geçiyorum eski hayatımdan. Gözlemliyorum ve ait hissetmiyorum. Beni çağıran bir yerler, şahitlik etmem gereken yeni şeyler var. Gidiyorum…

Haydi rastgele!

 

 

 

Go to top