Patanjali, Yoga Sutralarda; ruh ile birleşme yolunda yapılan çalışmaların maddi ya da manevi herhangi bir kazanç beklenmeden içten gelen bir inançla, istekle, titizlikle ve dikkatle yapılması gerektiğini söylemekte ve bu manevi yolda ilerlerken karşımıza çıkacak beş farklı engelden yani Klesha’dan bahsetmektedir.

Bu engellerden üçüncüsü “Raga” yani “arzu ve istekler” dir. Diğerlerini atlamış olduğumu düşünmeyin lütfen, sadece bugün bu konu üzerinde durmak istedim. Başka bir yazının konusu da gün gelir başka bir Klesha olur elbet…

“Kişinin duyacağı haz ve mutluluk duyguları, dış koşullara bağlı olarak şekillendiğinde, kişi arzu ve isteklerine (Raga) bağlı olarak yaşar” diyor Patanjali ve “bir taraftan arzuların esiri olurken, bir taraftan da nesnelere bağımlı hale gelir.” diye devam ediyor. Bu söylemin ardından pek çoğumuzun aklına gelen ilk şey, sahip olduğumuz maddi yani dünyevi objeler oluyor. Evimiz, arabamız, işimiz, kazancımız, eşyalarımız gibi… Ya da manevi olarak sahiplendiğimiz şeyler; ailemiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, içtiğimiz ve yediğimiz güzel tatlar, onsuz bir gün geçiremeyeceğimize inandığımız somut ya da soyut her şey…

Oysa Patanjali tüm bunların içinde çok çok daha önemli ve ne yazık ki hepimizin gözden kaçırdığı bir başka bağımlılıktan bahsediyor ve şöyle diyor: “Varoluşa duyulan derin arzu da isteklerin en büyüğüdür ve bağımlı olmaya iyi bir örnek olarak gösterilebilir.”

Hadi buyurun bakalım. Daha önce hiç bunu böyle düşünmüş müydük? Sanmıyorum çünkü spiritüel bir gelişim amacında olan ve bunu hayat misyonu edinen pek çok kişi, hep sonuca odaklıdır ve bir gün gelip aydınlanacağına yani Samadhi’ye ulaşacağına inandığından, tüm yaptıkları tamamen buna endekslidir. Her an bir beklenti içindedir ve varoluşu çözmeye karşı duyduğu arzu ve istek, onu sonuca bağımlı hale getirir. Tüm bunlar olurken de hiç kimse bunun farkında bile değildir, herkes tüm arzu ve isteklerinden arınma, var olan tüm bağımlılıklarından özgürleşme yolunda emin adımlarla ilerlediğini düşünür ve yeni bağımlılığının kucağına düşer. Oysa ilk söylenen her ne yapıyorsak yapalım, maddi ya da manevi bir kazanç beklemeden yapmamız gerektiğiydi öyle değil mi?

Bana sorarsanız sadece spiritüel bir gelişim için değil, hayatın tadına gerçek anlamda varmayı deneyimleyebilmek için, her ne yapıyorsak yapalım beklentisiz, sonuca bağımlı olmadan yapmanın hayattaki en büyük mutluluk olduğunu söylerdim. Bu insanı her anlamda o kadar çok büyüten ve özgürleştiren bir şey ki, her ne olursa olsun, ister adına “süreç, ister “sonuç” deyin, her zaman kendinizi sebepsiz mutlu hissedeceğinizden şüpheniz olmasın.

Go to top