Geçtiğimiz hafta sonu meditasyon hakkında pek çok konuştuğumuz ve uygulamalar yaptığımız bir süreçteydik. Aynı zamanda 3 hafta önce de benzer süreci yine aynı grupla deneyimledik.

Bu kez eğitmen ve yönetmen koltuğunda olma cesaretini gösteren bendim.  Bu konuda bana destek olan hocalarıma tüm kalbimle teşekkür ediyorum. Süreç henüz bitmedi, ağustos sonunda Hintli yoga hocamız ile birlikte bir Meditasyon inzivası yapacağız. Sonra kendimizle kalma ile bir araya gelme pratikleri içinde bir süre gidip geldikten sonra yaşam alanlarımıza geri döneceğiz.

“Bizler bu dünyaya doğmadık, bizler bu dünyadan doğduk.” Stuart Avery Gold’un bu sözleri yaşadığımız gezegenden aslında hiç ayrı olmadığımızı ne güzel anlatıyor. Oysa geldiğimiz noktaya baktığımızda, tüm sosyo-ekonomik sistemin dışlama ve ötekileştirme üzerine kurulduğu aşikar olsa da biyo-psiko-sosyal olarak bireyi suçlamak da çözüm olmaya yetmiyor.

Aslında biz insanoğlu diğerleriyle bir araya geldiğinde mutlu olan bir sisteme sahibiz. Dünyanın gidişatını belirleyecek kadar büyük politikaları yönetenler her ne kadar “güç” için savaşa ve savaşmaya yatırım yapsa da, artık hiç bir ülke halkı savaşmak istemiyor. Çünkü güç ve iktidar, geçtiğimiz yüzyılın ele geçirmeye çalıştığı bir şeydi. Daha eski yüzyıllarda, bilginin en büyük silah olduğu zamanlarda vardı. Oysa şimdi insanlar artık bilgiye kolayca ulaşıyor ve silah ve güç içinse yerinden bile kıpırdamak istemiyor. Bir araya toplanabileceğimiz meydanlar daraldıkça, sosyal mecra meydanları çığ gibi büyüyor. “Yeni neslin arayışı daha çok göz önünde (görünür) olmak, parlak olmak ve en iyi olmak üzerine” diyor ilgi ile izlediğim bir psikiyatr olan Agah Aydın. Üstelik bu yeni yüzyıldan doğan yeni nesil, yepyeni gerçekliği ile gülümsüyor dünyaya. Çünkü yeni nesilde bu dünyadan doğdu ve bu dünyanın geleceğini belirleyecek olanda yine onlar.

Güçlü stratejileri belirleyen dünya devlerini artık kimse istemiyor, rekabeti kendi ile yeni gelen neslin. Hataya hiç yer vermeyen ve güçlü olanın ayakta kaldığı bu sistem kendi kendini yok ederken tüm dünyaya da korkunç zararlar veriyor. Tam bu noktada, insan geldiği noktanın zihinsel karışıklığından kurtulmak için kendine yeni yollar ararken, zorla yönlendirilmeye çalıştığı dış dünyadan kendi iç dünyasına doğru bir bakma ihtiyacı duymaya başlıyor. Dışarıda olan her şey içimizde de mevcutken ve iyileşme de içeriden dışarı doğru mümkünken, bu doğal yönelime doğru çekilmeye başlıyor. Artık gücü, bilgiyi değil en iyi olmayı arayan yeni yüzyılın teknolojiye bağımlı hale getirilmeye çalışılan genç ve yetişkin bireyleri, yaşamlarında bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındalar.

İçgörü, insanın kendine rağmen, yaşamındaki yolunda gitmeyen şeylerin nedenlerini bulabilmek için kendi içine bakabilme becerisidir. “Tibet’te 7 yıl” filmini izlediniz ise bilirsiniz, başrol oyuncusu yaşamında yolunda gitmeyen şeylerden kaçınmak için bir yolculuğa çıkar ama çıktığı bu yolculuğun sonunda kendi içine bakabilme ve maskelerini indirebilme cesaretini gösterebildiği oranda huzuru bulur. Mutlu olmaz belki ama huzurlu olur. Filmdeki karakterin neyse o olduğunu anlamaya cesaret gösterdiği filmde yaşadığı hayal kırıklıklarına katlanabildiği ölçüde huzuru bulduğunu görmek bana da iyi geldi. 2004 yılından bu yana yaptığım içe dönüş çalışmalarım - sistemin bireysel gelişme kandırmacası adı altında bizlere yaptığı “sen yaptıklarınsın, seçtiklerinsin, ulaşılmaza ulaşabilirsin” kodlamalarına rağmen- kendi içgörü coğrafyamın haritasını doğru okumama yardım etti.

Tüm bedensel ve ruhsal semptomlarımın, zihnimin içimde oluşmuş olan tüm boşlukları doldurmak için giriştiği telafi edici durumlar olduğunu anlasam da başlangıçta bunun acısına katlanmama yetmedi. Ancak süreçteki düzenli meditasyon ve farkındalık çalışmalarım ile bir arada olduğum insanlar beni her zaman destekledi. Çünkü yaşamımız başkalarına rağmen değil, “içgörü” müzün coğrafyasında, kendimize rağmen kabul edebileceğimiz bir yolculuktur. Bunun içinde kendimizi bulmak için önce kaybetmeyi göze almayı başarma cesaretini göstermemiz gerekiyor. “Çünkü yapılacak en anlamlı ve en zor yolculuk kendi iç dünyamıza yapacağımız yolculuktur” diyor Stuart Avery Gold.

Bu durumda başta kendimizi ama özellikle de yeni nesil gençleri yargılamadan önce bir kez daha düşünelim diyorum. Bu dünyadan doğan yeni nesle kendi geçmiş yüzyılımızın doğrularını empoze etmeye çalışıp, bu doğrular üzerinden yargılamadan nereye doğru evrildiklerini ve neye ihtiyaç duyduklarını kendilerinin anlayacağı bir alan tutarak yine kendi içgörülerini bulmalarına yardım etmek bu dünyayı kurtaracak olan şey olabilir diyerek sözümü noktalıyorum.

Görsel adresi: https://scontent-lhr3-1.cdninstagram.com/vp/0cca1c2a2766a45b4a487707fb6ac1d1/5D50C412/t51.2885-15/e35/57012697_313805432647315_6659650491535508887_n.jpg?_nc_ht=scontent-lhr3-1.cdninstagram.com&se=8&ig_cache_key=MjAzMDA1ODQ5MDc3ODQxNjM3OA%3D%3D.2

 

Go to top